Bu Blogda Ara

10 Temmuz 2026 Cuma

İsmail Engin : Humboldt, Gehlen ve Alevî-Bektaşî Düşüncesinde Doğa, İnsan ve Hakikat..

[İsmail Engin] Alexander von Humboldt, 1845 yılında Stuttgart ve Tübingen’de yayımlanan “Kosmos. Entwurf einer physischen Weltbeschreibung” adlı eserinde doğayı, “içsel ve ebedî yasalara göre var olan” [»Bestehens nach inneren ewigen Gesetzen«] canlı bir bütün olarak tanımlar.

Ona göre, doğa; “çokluk içinde birlik”tir; biçim ve yapı bakımından farklı görünen varlıkların birbirleriyle kurduğu organik ilişkinin bütünüdür.

Humboldt, doğanın yalnızca gözlemlenebilir olguların toplamı olmadığını, aynı zamanda görünüşlerin ardındaki düzeni ve bütünlüğü ifade eden bir varoluş alanı olduğunu vurgular. Fiziksel araştırmanın temel amacının, çeşitlilik içinde birliği keşfetmek; tekil olgulardan hareketle evrensel düzeni kavramak; ayrıntılar arasında kaybolmadan doğanın ruhuna ulaşabilmek olduğunu savunur.

Böylece, bilimsel araştırma, yalnızca duyusal dünyanın verilerini toplamakla yetinmez; ampirik gözlemi düşünsel kavrayışla birleştirerek doğanın içkin düzenini anlamaya yönelir.

Humboldt’un doğaya ilişkin bu bütüncül yaklaşımı, kaçınılmaz olarak insanın söz konusu bütün içindeki konumunu da sorgulamayı gerektirir.

Zira, doğanın birliği, insan bilincinden bağımsız olarak var olsa da, bu birliğin kavramsal olarak anlaşılması onu idrak edebilecek bir öznenin varlığını gerektirir.

Bu noktada, Arnold Gehlen’in felsefî antropolojisi önemli bir açıklama zemini sunar :

8 Temmuz 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Perişan Baba ve Bektaşilik

[İsmail Engin] Perişan Baba, 19. yüzyılda yaşamış önemli Bektaşi şairlerindendir. Asıl adı Mehmed Ali, mahlası ise Perişan’dır. Bektaşi geleneği içerisinde hem şair hem de dedebaba olarak önemli bir yere sahiptir.

Turgut Koca, Perişan Baba’nın, Selanikli Hasan Baba’nın ardından, Hacı Bektaş Dergâhı’nda dedebabalık makamına oturduğunu, 1884 yılında Hacı Bektaş Tekkesi’nde Hakk'a yürüyerek buraya defnedildiğini belirtmektedir. Ayrıca İstanbul’daki Eryek (Erikli Baba) Dergâhı’nda kendisine nispet edilen bir makam ziyareti bulunduğunu da kaydetmektedir.

Abdülbâki Gölpınarlı ise, Perişan Baba hakkında farklı bir kronoloji aktarır: 

Gölpınarlı’ya göre, Hacı Hasan Dedebaba’nın ardından bir süre Hacı Bektaş Tekkesi’nde dedebabalık yapan Konyalı Perişan Mehmet Dedebaba, bu görevden ayrıldıktan sonra bir müddet seyahat etmiş, daha sonra Yedikule’deki Bektaşi Tekkesi’nde ikamet etmiş ve 1875 yılında Hacıbektaş’ta Hakk’a yürüyerek orada sırlanmıştır. 

Şevki Koca, Perişan Baba’nın hayatını ve Bektaşilik tarihindeki yerini daha ayrıntılı biçimde ele alır. 

6 Temmuz 2026 Pazartesi

İsmail Engin : NATO ve Almanya’daki Türk İşçileri – NATO Yayınları Özel Sayısı [Haziran 1963]

[İsmail Engin] 30 Ekim 1961 tarihinden sonra, Haziran 1963’te “NATO Yayınları”nın “3 üncü özel sayı”sı 12 sayfalık gazete formatında “Atlantik Paktı Müttefiklerimizi Tanıtıyoruz – Mukadderat Birliği Yaptığımız Milletler : Federal Almanya” başlığıyla çıkıyor.

TAN Gazetecilik ve Neşriyat Evi’nde dizilip basılan İstanbul merkezli adı geçen yayının “Kurucusu ve Umumî Neşriyat Müdürü” Mithat Perin’dir. 

Gazetede, “Türk İşçisi Almanya’da – Bugün onaltıbin işçimiz, dost ve müttefik memlekette çalışmaktadir” haberinin başlığı altında üç fotoğraf var.

Devamında iki ülke arasında “işçi transferi konusundaki anlaşma”nın  yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yıllara göre 19 Haziran 1963 gününe kadar Almanya’ya gelen işçi sayıları kadın, erkek ve toplamda sunuluyor; “Türk işçilerinin çok sayıda bulundukları işyerlerinin ünvan ve adresleri”  sıralanıyor.

1963 tarihli yayın, Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün henüz ilk yıllarında devlet ve medya söyleminin nasıl şekillendiğini göstermesi bakımından dikkat çekici bir belge niteliğinde.

5 Temmuz 2026 Pazar

İsmail Engin : Cem Dergileri - Mizahın, Muhalefetin ve Kimlik Arayışının Aynası

[İsmail Engin] Cem dergisi, Türkiye basın ve düşünce tarihinin farklı dönemlerinde farklı misyonlar üstlenmiş önemli yayınlardan biri olarak dikkat çekiyor.

İlk kez 1910 yılında karikatür sanatının öncülerinden Mehmet Cemil Cem tarafından yayımlanan dergi, 1912’ye kadar Osmanlı’nın son yıllarında mizah yoluyla toplumsal ve siyasal eleştirinin etkili örneklerini sundu.

Cumhuriyet’in ilanından sonra 1927'de yeniden yayın hayatına dönen Cem, yeni rejimin heyecanını paylaşmasına rağmen eleştirel karikatürleri nedeniyle kısa sürede siyasi baskılarla karşılaştı. Açılan davalar ve verilen hapis cezaları, dönemin basın özgürlüğü tartışmalarını da gözler önüne serdi. Harf İnkılâbı sonrasında yapılan ikinci yayın girişimi de uzun ömürlü olmadı ve dergi 1929 yılında yayın hayatına veda etti.

Dönemin dikkat çeken yönlerinden biri, siyasi eleştirilerin Bektaşi fıkraları ve mizahi anlatılar üzerinden aktarılmasıydı. “Bekri Hasan Baba” gibi karakterler aracılığıyla zaman zaman iktidar-muhalefet ilişkileri hicvedilirken, Bektaşi kültürünün hoşgörülü ve nüktedan dili toplumsal eleştirinin önemli araçlarından biri haline geldi.

Yaklaşık kırk yıl sonra, 1966’da aynı isimle "ortaklık adına" Abidin Özgünay öncülüğünde yayımlanmaya başlayan Cem dergisi, bu kez bambaşka bir misyon üstlendi.

Derginin odak noktasında Alevi-Bektaşi kimliğinin görünürlüğü ve hak mücadelesi vardı. İlk yıllarında Alevi-Bektaşi inancını tanıtmayı ve kimlik bilincini güçlendirmeyi amaçlayan dergi, zamanla daha siyasi içeriklere de yer veren bir yayın çizgisi benimsedi. 1969’a kadar 18 sayı çıktı.

4 Temmuz 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Sosyo-Teknik Aktör Olarak Yapay Zekâya Eleştirel – Antropolojik Bakış yahut Yapay Olanın Antropolojisi

[İsmail Engin] Yapay zekâ, şimdilerde sadece mühendislerin ya da teknoloji şirketlerinin gündeminde bulunmuyor. 

Antropologlardan eğitimcilere, dilbilimcilerden sanatçılara kadar farklı disiplinlerden araştırmacılar, “üretken yapay zekâ”nın insan yaşamını nasıl dönüştürdüğünü; insanı “yeniden” yazıp yazmadığını veya nasıl yazdığını anlamaya çalışıyor.

Son dönemde yayımlanan kapsamlı çalışmalar, yapay zekânın yalnızca yeni bir araç değil; emek, yaratıcılık, bilgi üretimi, inanç ve toplumsal ilişkileri yeniden şekillendiren güçlü bir “sosyo-teknik aktör” haline geldiğini ortaya koyuyor.

Ortak vurgu, yapay zekânın yalnızca metin ya da görsel üreten sistem olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde.

Gelişmelerin odağındaki yapay zekâ; akademik yazarlık, eğitim süreçleri, kültürel mirasın korunması ve hatta dini ritüeller gibi pek çok alanda yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.

O nedenle, antropologlar, yapay zekâyı teknolojik bir yenilikten çok “toplumsal bir dönüşümün parçası” olarak ele alıyor.

Bu bağlamda, en dikkat çekici başlıklardan biri “yazarlık” kavramının yeniden tanımlanması :

"Üretken yapay zekâ"nın metin üretiminde giderek daha fazla kullanılması, bir eserin gerçek yazarının kim olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

2 Temmuz 2026 Perşembe

İsmail Engin : Yapay Olanın Antropolojisi - Yapay Zekâ, Otorite ve Bilgi Üretiminin Dönüşümü

[İsmail Engin] “Yapay olanın antropolojisi”, insanlarla yeni nesil yapay sistemler arasında giderek yoğunlaşan ilişkileri kültürel, etik ve epistemolojik boyutlarıyla inceleyen disiplinlerarası bir araştırma alanıdır. İnsan ile makine arasındaki teknik etkileşimleri incelemenin ötesinde, bilgi, otorite ve güven kavramlarının dönüşümünü anlamaya çalışıyor.

Bu bağlamda, insanların yalnızca yazılım, donanım ve dijital teknolojilerle kurduğu etkileşimleri değil; araştırma laboratuvarlarından müzelere, eğitim kurumlarından gündelik yaşama kadar uzanan geniş bir alanda yapay zekâ ile gelişen yeni ilişki biçimlerini de irdeliyor ve çözümlüyor.

Onunla, insan ile makine arasındaki karşılaşmalar, teknik yenilikten öte, bilgi üretimi, otorite ve güven kavramlarını yeniden şekillendiren toplumsal bir dönüşüm olarak ele alınıyor.

Söz konusu dönüşümün en dikkat çekici yönlerinden biri, yapay zekânın giderek bilgi otoritesi olarak konumlandırılmasıdır.

Diğer bir anlatımla, yapay zekâ; bilimsel yazım, veri analizi ve akademik araştırma gibi alanlarda teknik araç değil, düşünmeyi yönlendiren analitik ortak şeklinde kullanılıyor.

Kullanıcılar açık, tutarlı ve ikna edici cevaplar almak amacıyla bu sistemlere başvururken, üretilen içerikler çoğu zaman yeterli eleştirel değerlendirmeden geçirilmeden güvenilir bilgi olarak kabul ediliyor.

İsmail Engin : Yapay Zekâ, Dijital Şamanlar ve Postmodern Öte Dünya

[İsmail Engin] Yapay zekâ sohbet robotları artık yalnızca üretkenlik araçları olarak değil, insanın teknolojiyle kurduğu ilişkinin kültürel ve sembolik boyutunu anlamaya çalışan araştırmaların da odağında yer alıyor. 

Antropologlar Mark Friis Hau ve Jakob Krause-Jensen, bu ilişkiyi açıklamak için dikkat çekici bir kavram öneriyor: “Dijital şamanlar”.

Mark Friis Hau ve Jakob Krause-Jensen’in “Anthropology of Consciousness” dergisinde 2025 yılında yayımlanan “Virtually Shamans: An Anthropological Perspective on AI Chatbots” başlıklı makalesi, yapay zekâ sohbet robotlarının yalnızca teknolojik bir yenilik olmadığını, aynı zamanda insanların anlam üretme biçimlerini dönüştüren yeni dijital aracılar haline geldiğini savunuyor.

Çalışmaya göre, yapay zekâ kullanıcıları, yalnızca bir yazılımı kullanan kişiler değil. 

Mark Friis Hau ve Jakob Krause-Jensen, kullanıcıların insan deneyimi ile algoritmaların karmaşık bilgi dünyası arasında aracılık eden yeni bir konuma yerleştiğini öne sürüyor.

Bu yaklaşım, tarih boyunca şamanların insanlar ve görünmeyen bilgi – deneyim alanları arasında üstlendiği rol ile günümüzün yapay zekâ kullanıcıları arasında kavramsal bir benzerlik kuruyor.

28 Haziran 2026 Pazar

İsmail Engin : Kuzeydoğu Hindistan'dan Naga Tekstilleri ve Tasarımı

[İsmail Engin] Nagalar, Hindistan'ın kuzeydoğusu ile Myanmar'ın kuzeybatısında yaşayan, otuzdan fazla farklı etnik gruptan oluşan, üç ila dört milyon nüfusa sahip çok dilli bir topluluk. Ortak bir tarih paylaşmalarına rağmen, her grubun kendine özgü dili, kültürü ve kimlik anlayışı bulunuyor.

İngiliz sömürge yönetimi döneminde bölge yoğun askeri ve misyoner faaliyetlerine sahne olmuş, bu süreç Nagaların sosyo - kültürel yapısında köklü dönüşümlere yol açmış.

Hristiyanlık zamanla Nagaland'ın baskın dini hâline gelirken, bağımsızlık sonrasında Hindistan devletiyle yaşanan siyasi gerilimler ortak bir Naga kimliğinin oluşmasını hızlandırmış.

Günümüzde kültürel miras, geleneksel zanaatlar ve tekstiller bu kimliğin en önemli simgeleri arasında yer alıyor.

* * *

Kuzeydoğu Hindistan'da yaşayan Nagalara ait dokumaların – Naga dokumalarının – geometrik ve çoğu zaman minimalist desenleri, dünyanın en özgün ve etkileyici dokuma geleneklerinden birini oluşturuyor.

Güçlü geometrik desenleri ve canlı renkleri yalnızca estetik bir tercih değil; kimlik, toplumsal statü, köken ve kişisel yaşam öykülerini görünür kılan bir iletişim sistemi.

27 Haziran 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Siyasal Alevilik – II

[İsmail Engin] Siyasal Alevilik olgusu yeni ortaya çıkmış bir durum değil; aksine uzun yıllardır adım adım şekillenen, gözlemlenen ve tartışılan bir süreç.

Zaman içerisinde kimi cemevleri, ibadetin ve kültürel faaliyetlerin mekânları olmanın ötesine geçerek siyasetçilerin kürsü bulup konuşma yaptığı, siyasî mesajların verildiği platformlara dönüştü.

Buralarda düzenlenen paneller, çoğu zaman görünürde akademik veya kültürel içerik taşısa da, siyasî partilerin ve temsilcilerinin yoğun katılımıyla farklı bir işleve büründü; fikir üretmekten çok ideoloji ve siyasî pozisyon üretmeye başladı.

Örgütlenme faaliyetlerinin önemli dinamiklerinden ve ayaklarından biri siyaset oldu.

Pek çok dernek ve federasyon yöneticisi milletvekilliğine, belediye başkanlığına ya da belediye meclis üyeliğine aday olarak doğrudan siyasî arenaya çıktı. Böylece sivil toplum, inanç ve siyaset arasındaki sınırlar giderek silikleşti.

Akademisyenler, kanaat önderleri ve dinî rehber konumundaki bazı isimler de bu siyasî ilişkilerin kurulmasında ve sürdürülmesinde etkili roller üstlendi.

Buna karşı çıkanlar da vardı; inanç önderlerinin siyasî kamplaşmanın tarafı hâline gelmesini doğru bulmayanlar itirazlarını dile getirdi.

Bir kesim de kendi siyasî anlayışına uymuyor diye itiraz etti.

25 Haziran 2026 Perşembe

İsmail Engin : Kerbelâ – Alevi Kolektif Belleğinde Neden Önemlidir?

– ve zalim ve inanmış ve Kerbela [Bekir Yıldız] –

[İsmail Engin] Şayet Kerbelâ kolektif bellekten silinirse : 

“Yezid”, bir isim olarak kalır; zulmün, zorbalığın ve iktidar hırsının simgesi olmaktan çıkar; zulmün yüzü silinir, zorbalığın adı unutulur, tarihin karanlığı sıradanlaşır.

“Hüseyin”, tarihî bir şahsiyete dönüşür; hakikat uğruna bedel ödemenin, onurun ve direnişin anlamı silikleşir; eğilmeyen başın, teslim olmayan vicdanın ve susmayan hakikatin sesi kısılır.

“Emevî iktidarı” denildiğinde, salt bir hanedan hatırlanır; baskının, tahakkümün ve adaletsizliğin tarihsel karşılığı görünmez olur; adaleti boğan, hakkı susturan ve gücü hakikatin önüne koyan düzen, belleğin karanlığına gömülür.

“Hüseynî duruş” anıldığında, zulüm karşısında baş eğmemenin, hakikatin yanında saf tutmanın, bedeli ne olursa olsun direnmenin ne demek olduğu anlaşılamaz; yalnız kalsa da hakikatten ayrılmamanın anlamı kaybolur.

“Evlâd-ı Kerbelâ’yık, bî-hata’yık” sözü, dillerde yaşamaya devam eder ve fakat o sözün ardındaki ateş, gözyaşı, [zorunlu] göç ve asırları aşan aidiyet hissedilmez olur.

23 Haziran 2026 Salı

İsmail Engin : Ortaca 1966 – IV

[İsmail Engin] Milliyet gazetesinin 7 Haziran 1966 günlü baskısının ilk sayfasından verilen ve 7. sayfada devam eden, Teoman Doğulu’nun Muğla’dan bildirdiği “Bin Köylü Çatıştı” başlıklı habere göre; 

“Toprak anlaşmazlığından birbirine girenlerden 7 si yaralandı. 38 kişi nezarete alındı. 

Köyceğiz ilçesinin Ortaca bucağında arazi ihtilâfı yüzünden arbede çıkmış, bin kişi kadar bir topluluk Ortaca bucağını basıp sinemadaki halkı döverek yaralamıştır. (...)

Olaya Fevziye köyündeki bir bataklığı kurutan (...)un köylülerle geçinememesi yol açmıştır.” [Milliyet, 7 Haziran 1966,s.1]

18 Haziran 1966 günlü Cumhuriyet gazetesindeki Ortaca’dan Alâettin Bilgi’nin bildirdiğine göre, “Fevziyeliler 12 gün sonra ilk defa Ortaca’ya indiler” başlıklı haber kısaca şu şekildedir:

“12 gündenberi iktisadî abluka içinde bulunan Fevziye köylüleri dün ilk defa köy sınırından çıkarak Ortaca’ya inmişlerdir. (...)

(...) Fevziyeli Aleviler değirmene buğday götürdükten sonra pazara gitmişler ve kendilerine yiyecek temin etmişlerdir. Böylece Ortaca’da Alevî – Sünnî ayrımı ile ortaya çıkan gergin hava dün Fevziyelilerin inişi ile yumuşama safhasına girmiştir. (...)” [Cumhuriyet, 18 Haziran 1966, s. 1]

22 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Ortaca 1966 - III

Haziran 1966’da Ortaca’da yaşanan olaylar, Türkiye’de inanç temelli gerilimlerin nasıl algılandığı ve kamuoyuna nasıl sunulduğu konusunda dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. 

Dönemin gazetelerine yansıyan haberler incelendiğinde, olayların niteliği konusunda birbirinden oldukça farklı anlatılarla karşılaşılıyor.

* * *

14 Haziran 1966 tarihli Milliyet gazetesi, “Ortaca’da alevî kadınlar silahlandı” başlığıyla verdiği Muğla’dan Ç. Esen Kaftan ile Teoman Doğu’nun bildirdiği haberinde, “Olaya bir kadının tecavüz edilmesi sebep oldu. CHP’liler meseleyi Meclise aksettirdi” diyor. 

Haberin devamına göre;

“Köyceğizin Ortaca bucağında mezhep ayrılığı yüzünden gerginlik devam ederken tarlada çalışan bir Alevî kadının kaçırılarak ırzına geçilmesi üzerine kadınlar da silâhlanmıştır.

Fevziye köyünde (...) adında bir kadın önceki gün kocasıyla beraber tarlada çalışırken (...) köyünün Sünnilerinden (...)’ın tecavüzüne uğramıştır. (...) bu tecavüz olayı Ortaca’da hemen duyulmuştur. Bu hâdise karşısında erkeklerden sonra Alevî kadınlar da silahlanmıştır. (...)” [Milliyet, 14 Haziran 1966, 1]

Haberde, ayrıca silahlı çatışma yaşandığı, Sünni bir kişinin öldüğü belirtiliyor. [ibid, 7]

20 Haziran 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Ortaca 1966 - II

[İsmail Engin] Ali Kenanoğlu’nun, Ortaca’daki şiddet olaylarının sonucuyla ilgili “katliam” söylemine ve betimlemesine Hasan Hüseyin Dönmez ile Nami Temeltaş destek veriyor.

Kenanoğlu’nun 5 Haziran 2016’da Alevinet’te başladığı konuyu içeren değerlendirmelerinin, 10 Haziran 2016’da Evrensel’de tamamlandığı gün, Hasan Hüseyin Dönmez’in kaleme aldığı “Yakın Tarihin İlk Yarası: Unutturulan Ortaca Katliamı” başlıklı yazısı da “Datça Dayanışma – dayanışma- datca. org” portalında yayımlanıyor.

Hasan Hüseyin Dönmez, yazısında Ortaca olaylarını “devletin gizlediği ve Alevilerin dahi büyük ölçüde unuttuğu bir katliam” olarak tanımlıyor. Haziran 1966’da Muğla’nın Ortaca ilçesi ile Fevziye köyünde yaşanan gerilimin, resmî kayıtlarda arazi anlaşmazlığı olarak yer aldığını, ancak gerçekte kadınların çığlıklarını, yakılan köyleri, gasp edilen toprakları ve kayıpları barındıran bir trajedi olduğunu ileri sürüyor.

Dönmez ayrıca, ilgili literatürde olayların çok partili dönemin “ilk sivil Alevi katliamı” olarak değerlendirildiğini savunuyor:

Hasan Hüseyin Dönmez’in ileri sürdüğüne göre;

19 Haziran 2026 Cuma

İsmail Engin : Ortaca 1966

[İsmail Engin] 1966 yılında – 5-16 Haziran 1966 – Muğla’nın Ortaca ilçesinde yaşanan ve Alevi Türkmenler (Tahtacılar) ile [onlara yöneltilen şiddet hareketiyle] ilişkilendirilen toplumsal gerilim, aradan geçen altmış yıla rağmen hâlâ farklı kavramlarla anılmaya devam ediyor.

Tartışmanın merkezinde, bu toplumsal gerilimin “katliam” olarak mı, yoksa “Ortaca Olayları” olarak mı tanımlanması gerektiği sorusu yer alıyor.

Tahtacı Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Yolcu Bilginç’in 17 Haziran 2026 günü sosyal medyada;

“Tüm Alevi Kurumlarına ve Kamuoyuna Duyurulur…

Muharrem orucunun içinde bulunduğumuz bu günlerde Ortaca Katliamı diye uyduruk birtakım balon haberler yayınlayanlar var. Uyanık olalım, Tahtacı Türkmen Alevileri ile devlet arasına nefret tohumları ekmeye çalışan bu emperyalist işbirlikçileri deşifre edelim.

Alevi-Sünni düşmanlığı yaratmaya çalışan bir takım odakların paylaşımlarını buradan bildirelim birbirimize lütfen. O paylaşımlara yorum yapalım. Sünnilere (yezit) gibi hareketlere de müsade etmeyelim

Atatürk’ün Cumhuriyetinde Devlet Millet el ele bu ülkede kardeşçe yaşamak bizim gayret ve desteklerimizle mümkündür.

Ortaca Tahtacı Türkmen Alevileri üzerinden yapılmaya çalışılan profesyonel ve art niyetli provokasyonları görüyoruz, kınıyoruz.”

şeklinde dile getirdiği ve çok sayıda menfi itiraz ile müspet destek alan açıklaması, tam da bu tartışma üzerine kuruluyor.

18 Haziran 2026 Perşembe

İsmail Engin : AABF’nin İlk Dergisi : Mürşid – Kerbela Özel Sayısı [1991]

“Abdal Pir Hünkar’ım bağlandı yolum, | Nesl-i Muhammed’e nedir bu zulüm. | Kalsın o divana Kerbela’n çölün, | Çöller beni Şah Hüseyin’e götürün.”

[İsmail Engin] Mürşid dergisi, “Almanya Alevi Cemaatleri Federasyonu Aylık Merkez Yayın Organı | Vereinigung der Aleviten Gemeinden e. V.” ibaresiyle, Gustavsburg merkezli ve Frankfurt’da basılan, 15 Ağustos 1991 tarihinde çıkarılan “Kerbela Özel Sayısı” ile yayın hayatına başladı.

Ekim 1993 tarihine kadar, düzensiz aralıklarla ve zamanla federasyon yönetiminde meydana gelen değişiklikler de yayın ekibine yansıyarak, belirtilen özel sayı hariç 15 sayı daha yayımlandı.

Yayın hayatındaki yerini, ilk sayısı “Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (ABF)“ tarafından Şubat 1994’te yayımlanmaya başlanan Köln merkezli “Alevi Birlikleri Federasyonu Merkez Yayın Organı” “Alevilerin Sesi”ne bıraktı..

* * *

Mürşid dergisinin 15 Ağustos 1991’de yayınlanan “Kerbela özel sayısı ön ve arka kapakları dahil 24 sayfadır.

“Aylık Merkez Yayın Organı” mottosuyla yayımlanan derginin ön kapağının sol üst köşesinde sarı harflerle “Mürşid” yazılıdır; sağ üst köşesindeyse “Herausgeber Almanya Alevi Cemaatleri Federasyonu Aylık Merkez Yayın Organı Vereinigung der Aleviten Gemeinden e.V“ ve adresi ile “Federasyon adına Sorumlu Yazı İşleri Müdürü 2.nci Başkan Ilhan Aksoy Yazı Kurulu: Musa Bakır, Ali Rıza Ova, Ali Aklıbaşında” ibareleri kutu içinde kayıtlıdır.

16 Haziran 2026 Salı

İsmail Engin : Tahtacı - Türkmen Bülteni [2021 – 3]

[İsmail Engin] Ege Tahtacı Kültür Eğitim Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği tarafından Nisan 2021’de yayımlanan Tahtacı – Türkmen Bülteni’nin üçüncü sayısı, ön ve arka kapaklar ile Musa Güneş’in kaleme aldığı “Merhaba” başlıklı editör yazısı [ibid, i] dışında 17 sayfadan oluşuyor. 

Bültenin yayın yönetmenliğini Musa Güneş üstlenirken, yayın kurulunda İsmail Gacar, Musa Güneş ve Halil Sulu da yer alıyor. 

Tam sayfa ön kapak fotoğrafı, kepeziyle “Tahtacı Türkmen Gelini”dir. Tam sayfa arka kapak fotoğrafının konusu devrilmiş ağacın kabuğunu ayıran Tahtacı kadınıdır.

Ön kapakta geleneksel kıyafetleriyle bir Tahtacı Türkmen gelininin, arka kapakta ise devrilmiş bir ağacın kabuğunu ayıran Tahtacı kadınının fotoğrafının tercih edilmesi, Tahtacı yaşamının hem kültürel hem de üretim odaklı yönlerini simgesel biçimde yansıtmaktadır.

Bülten’in 3. sayısına Filiz Kahya “Neden Devr-i Daim Olsun Diyoruz?” [ibid, 1]; İbrahim Kızıler “Tahtacı Türkmenler” [ibid, 2-3]; Sinan Kahyaoğlu “Türkmenlikte Geyik Mitosu” [ibid, 4-8]; Yolcu Bilginç “Dernek Nasıl Kuruldu?” [ibid, 10-11], Oğuz Kaplan “Balıkesir Savaştepe Kongurca Köyünde Gençlerin Cuma Akşamları” [ibid, 12] başlıklı yazılarıyla; Fatma Kırmaç Kılıç da “Saksıda Bir Avuç Toprak” öyküsüyle [ibid, 9] katkı sunmaktadır.

Ayrıca Musa Güneş’in Akçaenişli kadın şair, “Şair Soner Can ile Söyleşi”si [ibid, 13] bulunmaktadır.

Keza, okura; Musa Güneş’in hazırladığı Bergama Yerlitahtacı ve Kapukaya Köylerini içeren “Sultannevruz Kutlandı” – ki ilgili yerleşim yerlerinde “Sultannevruz eski Martın 10. günü (23 Mart) kutlanır” ,[ibid, 14] ve  Hasan Kulakoğlu’nun “Alamutlu Veli Ağa” isimli kitabını içeren “Alamutlu Veli Ağa” adlı kitap tanıtımı [ibid, 15]; Hüseyin Cılız’ın hazırladığı “Doğu Akdeniz Tahtacılar Derneği Genel Kurul Toplantısını Yaptı” [ibid, 16]; “Ayten Kaplan’ın Yayını” [ibid, 16]; “Kapukahya Mahallesinin Yeni Muhtarı” [ibid, 16]; “Kızılcapınar’da Sultannevruz Kutlandı” [ibid, 17]; “Turan Köyünde Çiçek Üretimi” [ibid, 17] başlıklı haberler verilmektedir.

15 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Karahöyük Dergisi [1964-2] : Hacı Bektaş Veli Etrafında İnşa Edilen Kimlik Söylemi - “Hakikî Millî Müslüman”

“2. Sayımız : 16 Ağustos 1964 tarihinde Hacı Bektaş-ı Velî türbesinin açılış merasimi dolayısıyla özel olarak hazırlanmıştır.” [Karahöyük]

[İsmail Engin] “Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan ilk Alevi[lik] dergisi “Emek”, 6 Ocak 1964’te yayımlanan 12. sayısından sonra yayın hayatına devam edemedi. 

Öte yandan, “Hacı Bektaş Kültür, Kalkınma ve Yardım Derneği Yayın Organıdır” ibaresi ve “En Kutsal İbâdet, Çalışmak, Doğruluk ve İnsan Sevgisidir” mottosuyla ilk sayısı 1 Temmuz 1964’te okura sunulan Ankara merkezli Karahöyük dergisinin 2. sayısı 1 Ağustos 1964’te yayımlandı. 

“Karahöyük”ün “Hacıbektaş Kültür, Kalkınma ve Yardım Derneği” adına “Sahibi ve Mes’ul Müdür” Hüsrev Şir Ulusoy’dur [ibid, 32] ve dergi ön ve arka kapakları hariç 32 sayfadır.

Sol üst köşesinde güvercin logosuyla çıkarılan derginin ön kapaktaki adı küçük harflerle “karahöyük”tür ve ön kapağının ortasına doğrudan Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî tekkesinin fotoğrafı konulmuştur. Fotoğrafın altına 

“Devamı bâisi sırr-ı Muhammed’le Ali’dir bu. 

Makamı Hazret-i  Hünkâr Hacı Bektaş Velî’dir bu.”

yazılıdır. 

14 Haziran 2026 Pazar

İsmail Engin : İnsandan Yapay Zekâya; Oyundan Terminatöre : Game Over?

12 Haziran 2026’da Almanya’da N-TV internet portalında yayımlanan “KI soll erstmals eigenständig Soldaten getötet haben” başlıklı haber son derece dikkat çekiciydi. 

Haberde, Ukrayna'da devam eden savaşın, teknoloji alanında yeni bir dönemin kapısını araladığı üzerinde duruluyor; İngiliz bilim dergisi New Scientist'e atıf yapılarak Ukraynalı bir silah üreticisine göre, yapay zekâ destekli “otonom insansız hava araçları”nın ilk kez insan müdahalesi olmadan askerleri imha ettiği kaydediliyordu...

Yaklaşık iki yıl önce Bakhmut ve Chasiv Yar çevresinde bir test gerçekleştirilmiş; “Terminatör” adı verilen 10 adet dört pervaneli drone belirli bir bölgeye gönderilmişti. Ardından tüm kontrolü yapay zekâ sistemleri devralmış; araçların herhangi bir operatörle bağlantısı kalmamıştı ve drone hedefleri kendi başlarına tespit edip saldırıya geçmişti..

Eğer iddialar doğruysa, bu gelişme savaş teknolojileri ve insan – kültür açısından tarihi bir eşik veya dönemeç... 

Gelişmeler, beraberinde ciddi etik ve hukuki soruları da gündeme getiriyor. Bir makinenin ölüm kararı vermesi, kimin sorumluluğunda olacak? Hatalı bir saldırının hesabını kim verecek? Yapay zekâ savaş alanında giderek daha fazla rol üstlenirken, uluslararası toplumun bu sorulara cevap vermesi her zamankinden daha acil görünüyor.

* * *

İnsanlar neden oyun oynar? 

İnsanoğlu, binlerce yıl oyunlarda birbiriyle rekabet halindeydi. Bazan, şansa güvendi, farklı roller üstlendi veya bir an için kendi kurallar ve hayal dünyasında kayboldu. 

Oyun oynamak, masa oyunlarından dijital çok oyunculu oyunlara kadar kültürler ve yaş grupları arasında insanları birbirine bağlıyor.

13 Haziran 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Alevi Kimdir? İnanç, Kimlik ve Uygulama Üzerine Bir Değerlendirme [Video]

İsmail Engin : Alevi Kimdir? 2'56'' [12.06.2026]

https://youtube.com/shorts/O0R7PbvcpwU

İnanç, Kimlik ve Uygulama Üzerine Bir Değerlendirme

"Alevi kimdir?" İnsan kendini nasıl tanımlıyorsa odur. Her şeyden önce Alevi, Aleviliğe inanan kişidir. İnancın öğrettiği ahlaki ilkeleri benimseyen, eline, diline ve beline sahip olandır. Günümüzde Alevilik; anası ve babası Alevi olanı da kapsıyor, anası ya da babası Alevi olanı da. Ana ve babası Alevi olmadığı halde kendisini Alevi hisseden ve Aleviliği seçenler de bulunuyor. Yoksa, talibin dedeye bağlanmasının başka izahı kolay değil. Ancak, Alevi olma sadece kimlik beyanıyla sınırlı değil.

12 Haziran 2026 Cuma

İsmail Engin : Alevi-Bektaşi Geleneğinde Ejder Motifi: Nefisle Mücadelenin Sembolü [Video]


İsmail Engin : Alevi-Bektaşi Geleneğinde Ejder Motifi: Nefisle Mücadelenin Sembolü, 2'53'' [07.06.2026] 

https://youtube.com/shorts/Ca7U64UJztc

"Bektaşi menâkıbnâmelerinde ejderle mücadele eden, ejder kılığına giren ya da asasını ejdere dönüştüren velilere sıkça rastlanır. Bu anlatılar, fiziksel bir güç gösterisinden çok manevi olgunlaşmanın ve içsel dönüşümün sembolik ifadesidir. Takriben 17. ve 19. yüzyılla tarihlenen figüratif benzer iki yazı resimde Hacı Bektaş Veli ve Sarı Saltık bir ejder üzerinde oturmaktadır... Bu figüratif tarz esas itibarıyla ilktir; çünkü ejderle mücadele ilke iken, ejder artık zararsızlaştırılmış ve kontrol edilebilir bir hale getirilmiştir."

İsmail Engin : Karahöyük Dergisi [1964-1] - Yayın Hayatına Başlaması ve Alevi-Bektaşi Kamusal Alanının Kurumsallaşması

“Değerli Okuyucularımız

Karahöyük Dergisi; Vakıflar Genel Müdürlüğünce onarılan Hacı Bektaş Türbesinin 16 Ağustos 1964 tarihinde Resmi bir Törenle müze olarak açılışını sizlere müjdelemekle büyük bir sevinç duyar.” [ibid, d31]

* * *

[İsmail Engin] İlk Alevi[lik] dergisi “Emek” yayın hayatına devam ederken, Hacıbektaş’tan yeni bir ses bu kez tüzel örgütlenme şeklinde yükseliyordu. 1963 yılında Ankara’da yayımlanan 16 sayfalık “Hacıbektaş Kültür, Kalkınma ve Yardım Derneği Ana Tüzüğü”ne göre, “Genel Merkezi Ankara olmak üzere «Hacıbektaş Kültür, Kalkınma ve Yardım Derneği»” kurulmuş ve “Derneğin siyasetle ilgisi yoktur” maddesi de 2. madde olarak tüzüğe eklenmişti. [ibid, t3]

Derneğin “Mevzuu ve Gayesi” kısmının yer aldığı tüzüğün 3. maddesindeki “üyeler arasında” “sosyal birlik ve dayanışmayı sağlamak”; “Hacıbektaş’ı tarihî, edebî kaynakları ve bütün özelliklerile tanıtmak” dikkat çekiyordu. [ibid, t3] 

“Konferanslar, müsamereler, müsabakalar, münazaralar, balolar, çaylar, geziler; sergiler her çeşit; neşriyat gibi faaliyetlerde bulunmak” [ibid, t4]

gibi.. 

Derneğin kurucu üyeleri arasında; Ali Haydar Ulusoy, Ahmet Toksoy, H. Mazluk Saltık, Hüsrev Şir Ulusoy, Hüseyin Sümer, A. Nadi Bektaş, A. Nail Ulusoy, Mehmet Lütfi Altuğ, Ahmet Ulusoy, Ali Abbas Demirhan, Mehmet Durakçan vardı. [ibid, t14-15]

11 Haziran 2026 Perşembe

İsmail Engin : Emek – İlk Alevi[lik] Dergisi [1962] – V

[İsmail Engin] 1962 yılında Ankara’da yayımlanmaya başlayan Emek Dergisi, Türkiye’de Alevi kimliğinin yazılı basındaki ilk kurumsal ifadelerinden biri olarak dikkat çekmektedir. Derginin Ağustos 1962 tarihli ancak 22 Eylül 1962’de yayımlanan 5. sayısı, yalnızca inanç ve kültür konularını değil, dönemin toplumsal ve siyasal tartışmalarını da yansıtan önemli bir belge niteliğindedir. Dergi, bu sayısında bir yandan Alevi-Bektaşi düşüncesinin temel referanslarını okuruyla buluştururken, diğer yandan halkçı ve ilerici bir dünya görüşünü savunmaktadır. 

* * *

“Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan, adı sol üst köşede kırmızı renkle yazılmış, “Emek Basım Yayımevi”nde “Kültür Dergisi” mottosuyla ve “Şimdilik ayda bir çıkar” ibaresiyle basılan Ankara merkezli “Emek Dergisi”nin 6 sayfadan ibaret “Ağustos 1962” ibaresiyle yayımlanan 5. sayısı, 22 Eylül 1962’de çıkmıştır.

Derginin 5. sayısının ilk sayfasında 4. sayfada da devam eden, Sefer Aytekin’in “Kurtuluş Yolu” [ibid, 1, 4]; Bedri Noyan’ın “İyilik Üzerine” [ibid, 1] Cafer Can’ın da “İnsana İbret” [ibid, 1] başlıklı yazıları vardır.

9 Haziran 2026 Salı

İsmail Engin : Tahtacı - Türkmen Bülteni [2021 – 2]

[İsmail Engin] Ege Tahtacı Kültür Eğitim Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği tarafından Ocak 2021’de yayımlanan Tahtacı – Türkmen Bülteni’nin ikinci sayısı, Tahtacı Türkmenlerinin yaşamlarına ve örgütlenmelerine ışık tuttuyor ve doğrudan ilk elden bir kaynak niteliğini kazanıyor. 

Ön ve arka kapaklar ile Musa Güneş’in kaleme aldığı “Merhaba” başlıklı editör yazısı [ibid, i] dışında 17 sayfadan oluşan bülten; makale, söyleşi, şiir, kitap tanıtımı ve haberlerle zengin bir içerik sunuyor.

Bültenin yayın yönetmenliğini Musa Güneş üstlenirken, yayın kurulunda İsmail Gacar, Musa Güneş ve Halil Sulu da yer alıyor. 

Kapakta geleneksel kıyafetleriyle bir Tahtacı Türkmen kadınının tercih edilmesi, yayının kültürel kimlik vurgusunu güçlendiriyor. 

Arka kapaktaki “Narlıdere Tarihi Cemevi” fotoğrafı ile Pir Sultan Abdal’a atfedilen deyişten “Yatarım Muhammed, kalkarım Ali / Gittiğimiz on’ki İmam yolu / Pirim Hünkâr Hacı Bektaş Veli / Hele bir yol safa geldin, desene ” dörtlüğünün yer alması, Tahtacı toplumunun Alevi-Bektaşi inanç dünyasına yapılan anlamlı bir gönderme oluyor.

Musa Güneş’in “Merhaba” başlıklı editör yazısına [ibid, i] göre, 19 şubeye ulaşan dernek yapılanmasının ilk halkasının Kemalpaşa Çınarköy Şubesi’dir.

8 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : İnsan Kalıntıları - Müze Vitrinindeki Obje mi, Geçmişin Tanığı mı?

[İsmail Engin] Heidelberg’te açılan “İnsan mı, Obje mi?” | “Mensch oder Objekt?” – “Human Remains zwischen Forschung, Erinnerung und Verantwortung” adlı sergi, müzelerde ve akademik koleksiyonlarda bulunan insan kalıntılarının nasıl ele alınması gerektiğine dair giderek büyüyen etik tartışmaları yeniden gündeme taşıyor. 

Heidelberg Üniversitesi ile Etnoloji Müzesi işbirliğinde hazırlanan sergi, ziyaretçilere kesin cevaplar sunmak yerine zor sorular sordurmayı amaçlıyor: 

İnsan kalıntıları bilimsel araştırma objesi olarak mı görülmeli, yoksa yaşamış bireylerin hatıralarını taşıyan kültürel miras unsurları olarak mı değerlendirilmeli?

Sergi, insan kalıntılarının yalnızca bilimsel verilerden ibaret olmadığını vurguluyor. 

Bu kalıntılar aynı zamanda geçmiş toplumların sessiz tanıkları, bireysel yaşam öykülerinin taşıyıcıları ve birçok topluluk için manevi değere sahip kültürel varlıklar olarak kabul ediliyor. 

İsmail Engin : Aleviliğin Siyasallaştırılması yahut Siyasal Alevilik ?

“Siyaset günleri gelip çatmadan / Açılın kapılar Şah’a gidelim”

[İsmail Engin] Aleviliğin siyasallaştırılması tartışmaları günümüzde yeni bir aşamaya ulaşıyor. Farklı siyasal ve ideolojik ayrımlar üzerinden Alevi kimliğinin yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir süreç yaşanıyor.

Özelciler – Pirocular ayrımı, MHP ile DEM Parti ve CHP eksenli yaklaşımlar, Dersim merkezli tartışmalar, Abdülhamidçiler ile İttihatçılar arasındaki tarihsel kamplaşmalar, Meşrutiyetçilik ve Cumhuriyetçilik eksenindeki görüş ayrılıkları, etno – dinci özerklik ve ulusalcılık – Seyit Rıza ve Kemalizm –; etnisitede Türklük – Kürdlük tartışmaları ... tüm bunlar, Alevilik başlığı altında yeniden siyasal gündeme taşınıyor, orada taraftar buluyor. Söz konusu görüşlere, Alevi kimliğini önceleyen çevrelerde kemikleşmiş şekilde rastlanıyor.

Öte yandan, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Alevileri arasındaki farklılıklar örtük şekilde siyasal tartışmaların konusu haline gelirken, dinî yapıların kendi içindeki ayrışmaları yeniden görünür oluyor. 

Bir başka ifadeyle, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Alevileri siyasetle harmanlanıyor; “pençeliler” ve “tarikliler” yeniden bariyerlerle ayrışıyor.

Demem o ki, siyasetin giderek belirleyici olduğu bir döneme girilirken, Aleviliğin de siyasal rekabetin unsurlarından biri haline geldiği gözleniyor.

Elbette bireysel düzeyde siyaset yapmak herkesin en temel demokratik – vatandaşlık hakkıdır. 

Ancak, tartışmanın merkezinde yer alan soru şu: 

Dinî ve inançsal kimlikler, siyasal aidiyetlerle ne ölçüde iç içe geçirilebilir; Alevilerin laiklik talepleriyle ne ölçüde uyuşabilir?

6 Haziran 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Tahtacı - Türkmen Bülteni [2020 – I]

[İsmail Engin] Ege Tahtacı Kültür Eğitim Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği tarafından Ekim 2020 tarihinde yayımlanmaya başlanan “Tahtacı – Türkmen Bülteni”, Tahtacı Türkmenlerinin kültürel hafızasını, inanç dünyasını ve güncel toplumsal faaliyetlerini kayıt altına alma amacı taşıyan önemli bir yayın girişimi olarak dikkat çekmektedir.

İzmir’in Bayındır ilçesi merkezli olarak çıkarılan bülten, hem dernek faaliyetlerini duyurma hem de Tahtacı kültürüne ilişkin bilgi ve belgeleri gelecek kuşaklara aktarma işlevi üstlenmektedir.

“Tahtacı – Türkmen Bülteni”nin “Yayın Sorumlusu” Musa Güneş’tir; “Yayın Kurulu” İsmail Gacar, Halil Sulu, Deniz Macık, Mehtap Mantar, Sinan Kahyaoğlu ve Filiz Kahya’dan ibarettir.

Ön ve arka kapakları ile Bülten Yayın Sorumlusu Musa Güneş’in “Değerli okuyucumuz” ve Ege Tahtacı Kültür Derneği Genel Başkanı İsmail Gacar’ın “Çok değerli hısımlarımız” ile Sultan Yılıdz Gacar’ın “Sevgili Tahtacı büyüklerim, kardeşlerim” adlı yazıları dışında 12 sayfadır.

Ön kapağında ön planda geleneksel kıyafetleriyle 2012’de Anıtkabir’i ziyaret eden Tahtacı Türkmen kadınlarının bulunduğu “Tahtacı Türkmenler” ve arka kapağında “Hace Bektaş Veli”den “Yolumuz; İlim, İrfân ve İnsanlık Yoludur, Dönen Dönsün Ben Dönmezek Yolumuzdan” özlü sözü ve dernek iletişim bilgileri, geleneksel başlığıyla Tahtacı Türkmen kadını vardır.

İlk sayının ön ve arka kapaklarında görseller, yayının kültürel kimlik vurgusunu daha ilk bakışta ortaya koymaktadır. Görsellerle birlikte kapaklarda kullanılan yazılar, inanç ve düşünce dünyasına işaret eden sembolik bir tercih olarak değerlendirilebilir.

5 Haziran 2026 Cuma

İsmail Engin : Şark’a Özgü Bir Siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu – 4 : CHP’de Değişim Arayışının Öncülerinden ve Siyasi Yükselişinin Başlangıcı

[İsmail Engin] 2004 Türkiye yerel seçimleri, CHP açısından yalnızca bir seçim yenilgisi değil, aynı zamanda parti içinde yeni bir siyasi tartışma döneminin başlangıcı oluyordu. Beklenen başarıyı elde edemeyen CHP’de gözler Deniz Baykal yönetimine çevrilirken, seçim sonuçları parti içindeki değişim taleplerini de güçlendiriyordu. 

Kısa süre içerisinde örgütlenen muhalif kanat, CHP’nin mevcut yönetim anlayışıyla iktidar alternatifi olamayacağını savunarak kapsamlı bir dönüşüm çağrısında bulundu.

Kamuoyunda “30’lar Hareketi” ya da “İktidar Yürüyüşü Hareketi” olarak anılan oluşum, CHP tarihinde önemli kırılma noktalarından biri olarak kayıtlara geçti. 

Hareket, yalnızca bir liderlik tartışması yürütmüyor; partinin örgütsel yapısının, tüzüğünün ve siyasal dilinin yeniden şekillendirilmesini ve iktidar alternatifi haline gelmesini talep ediyordu.

21 Mayıs 2004 günlü Hürriyet gazetesindeki “CHP’li 30’lar: Muhalefet değiliz” başlıklı habere göre, 30 CHP milletvekili parti yönetimine yönelik eleştirilerini kamuoyuyla paylaşırken, birkaç gün sonra, Hürriyet gazetesinin  27 Mayıs 2004 günlü “30’lar Hareketi: CHP bütünüyle yenileşmeli” başlıklı haberinde “örgüt değişim istiyor” vurgusuyla “CHP örgütünün partide değişim istediği” belirtiliyordu. 

3 Haziran 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Şark’a Özgü Bir Siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu – 3 : Atatürk hisselerinin temsilcisi

[İsmail Engin] Türkiye İş Bankası’ndaki Atatürk hisseleri ve CHP’nin bu hisseler üzerindeki temsil görevi, yıllardır siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor. Ancak resmî kayıtlar ve dönemin açıklamaları, CHP’nin bankada doğrudan hissedar değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti doğrultusunda hisselerin temsilcisi konumunda bulunduğunu ortaya koyuyor.

Bu çerçevede dikkat çeken gelişmelerden biri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyerinin başlangıç döneminde İş Bankası yönetiminde görev almasıydı.

Milliyet gazetesinin 13 Temmuz 2002 tarihli “CHP, İş’teki kurmaylarını değiştirdi” başlıklı haberine göre, Türkiye İş Bankası’nın genel kurulunda CHP kontenjanından görev yapan yönetim kurulu üyeleri yenilenirken, CHP yönetimi Kemal Kılıçdaroğlu, Bülent Tanla, Cevdet Selvi ve Prof. Dr. Baran Tuncer’i görevlendirdi. Dünya Bankası kökenli bir ekonomist olan Tuncer, CHP’nin ekonomi programının hazırlanmasında aktif rol üstlenirken, kamuoyu araştırmaları alanında tanınan Piar-Gallup’un kurucusu Bülent Tanla ise dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın başdanışmanları arasında yer alıyordu. SSK eski Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu da o dönemde Parti Meclisi üyesi olarak görev yapıyordu.

Kılıçdaroğlu’nun İş Bankası yönetimine girişi, hazırladığı yolsuzluk raporu gibi siyasi kariyerinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. 

2 Haziran 2026 Salı

İsmail Engin : Ben Varım, Çünkü Biz Varız - Koen Vanmechelen’in Ubuntu Yorumu

[İsmail Engin] Belçikalı çağdaş sanatçı Koen Vanmechelen, sanatın bilim, felsefe ve toplumla kesiştiği noktada ürettiği çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Antropolojiden biyoetiğe, insan haklarından biyokültürel çeşitliliğe uzanan geniş bir ilgi alanına sahip olan sanatçı, özellikle “melezleşme” kavramı üzerinden yaşamın çeşitliliğini ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerini sorguluyor.

2021 yılında gerçekleştirdiği Ubuntu adlı otoportresi, bugün Galleria degli Uffizi koleksiyonunda yer alıyor. Eserde sanatçı, kendisini bir şaman figürü olarak sunuyor. Tüyler ve doldurulmuş tavuk parçalarından oluşan bir palto giyen Vanmechelen, kırılgan Murano camından yapılmış kabile maskesinin ardından izleyiciye bakıyor. Hem maske hem de kostüm, algıyı bozarak kimlik, aidiyet ve ötekilik üzerine düşünmeye davet ediyor.

Sanatçının çalışmalarında tavuk ve yumurta figürleri yıllardır merkezi bir sembol olarak öne çıkıyor. Bu imgeler aracılığıyla bilimsel, etik ve felsefi meseleleri birbirine bağlayan Vanmechelen, yaşamın sürekliliğini sağlayan çeşitliliği ve farklılıkların bir araya gelmesinden doğan gücü görünür kılıyor.

İsmail Engin : Şark’a Özgü Bir Siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu – 2 : DSP’nin yıldızları arasında aktif siyasete ilk adımı

[İsmail Engin] Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) resmi özgeçmişine göre Kemal Kılıçdaroğlu, 1948 yılında Tunceli’nin Nazımiye ilçesinde doğdu. 1971 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun olduktan sonra Maliye Bakanlığı’nda göreve başladı. Kamu bürokrasisinde uzun yıllar çeşitli görevlerde bulundu. Gelirler Genel Müdürlüğü’nde daire başkanlığı ve genel müdür yardımcılığı yaptı. 1991 yılında Bağ-Kur Genel Müdürü, 1992 yılında ise Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Genel Müdürü oldu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı görevini üstlendi. 1994 yılında Ekonomik Trend Dergisi tarafından “Yılın Bürokratı” seçildi. Ocak 1999’da kendi isteğiyle SSK Genel Müdürlüğü görevinden emekliye ayrıldı.

Aktif siyasete geçiş süreci

Kılıçdaroğlu’nun 18 Nisan 1999 tarihindeki “Genel Seçimler” için aktif siyasete geçiş sürecine ilişkin dönemin gazete arşivlerinde yer alan haberler, emeklilik kararının siyasi bir hedefle bağlantılı olduğu yönündeki değerlendirmeleri gündeme getiriyor.

Sabah gazetesinin 9 Ocak 1999 tarihli ve Şamil Tayyar imzalı “Çiller’e karşı kardeş Yılmaz” başlıklı haberinde, Kılıçdaroğlu “DSP’nin yıldızları” arasında gösteriliyor ve milletvekili aday adayı olmaya hazırlandığı belirtiliyor; onun henüz SSK Genel Müdürlüğü görevinden ayrılmadan önce siyasi kulislerde adının anıldığını ortaya koyuyordu.

1 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Şark’a Özgü Bir Siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu - I

[İsmail Engin] 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, 19 Ağustos 2024 tarihinde Independent Türkçe’de yayımlanan “Dersim, Cumhuriyet devrindeki ayaklanmalardan ibaret değil” başlıklı yazısına şu ifadelerle başlıyor:

“Yıl 1986... Kemal Kılıçdaroğlu Siyasete atılmadan önce bir dönemin Dışişleri Bakanı, şu anda hayatta olmayan İhsan Sabri Çağlayangil ile ikamet ettiği Yalova’da röportaj yapıyor. Kılıçdaroğlu tarihin o zamanlarında Süleyman Demirel ile iyi ilişkiler içinde ve Demirel’in önem verdiği önemli bürokratlar arasında. Çağlayangil ile en netameli bir konuyu konuşabilmesi, buna Demirel’e yakın iş insanlarından Cavit Çağlar’ın eşlik etmesi durumu açıklıyor.”

Çağlayangil – Kılıçdaroğlu söyleşisi, “Önsöz”ünü Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaleme aldığı Mesut Özcan’ın “Dersim ve Madımak Söyleşileri” (2016) adlı eserinde bulunuyor.

- söz konusu söyleşide adı geçen - Cavit Çağlar

Türk siyasetinin kritik dönemlerinde etkin rol oynadı. Kamuoyunda sıklıkla Süleyman Demirel’in “manevi oğlu” olarak anılıyor. 

Demirel ile tanışmasının, İhsan Sabri Çağlayangil aracılığıyla gerçekleştiği ifade ediliyor.

27 Mayıs 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevilerde Kurban Bayramı

[İsmail Engin] 1998'di… "Kurban Bayramı" vardı ve bayram kutlamaları yapılırdı. Yalnızca “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği”nde değil, Almanya dâhil birçok Alevi kurumunda da bu gelenek sürüyordu. 

Sonra tartışmalar başlatıldı. Aleviler ikiye ayrıldı: Kurban ve Bayramı vardır; yoktur diye.. Ardından da "asimilasyon[cu]" suçlamaları...

* * *

Oysa cemevlerinin yapımında ve giderlerinin karşılanmasında “kurban bağışları” ile “lokma” önemli bir yere sahipti. 

Bu tartışmaların kurban bağışlarını ne ölçüde azalttığını bilemiyorum; ancak bir gerçek var ki, bugün yaşanan finansal zorluklar önce belediyelere, ardından da devlete olan “bağımlılığı” artırdı.

24 Mayıs 2026 Pazar

İsmail Engin : Rehber – (Antalya) Turist Rehberleri Derneği Dergisi : Abdal Musa Özel Sayısı [1994]

[İsmail Engin] Antalya merkezli yayımlanan “Rehber” dergisinin ikinci sayısı, Haziran 1994 tarihinde “Abdal Musa Özel Sayısı” başlığıyla okurla buluşmuştur. Antalya Turist Rehberleri Derneği’nin ücretsiz yayın organı olan dergi, A5 boyutunda hazırlanmış ve toplam 16 sayfadan oluşmuştur.

Derginin ilk sayfasında yer alan künyeye göre, dernek adına sahibi Giray Ercenk’tir. Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğü görevini Kenan S. Canak yürütürken, yayın kurulunda Hüseyin Çimrin, Ö. Selçuk Gür, Süleyman Dingil, Mutlu Güneş ve Erkan Bayar yer almaktadır. Aynı sayfada “İçindekiler” bölümü de vardır.

Ön kapağın üst kısmında büyük harflerle “Rehber Antalya Turist Rehberleri Derneği Dergisi” ibaresi yer almakta, orta-alt bölümde ise Abdal Musa Türbesi’nin fotoğrafı bulunmaktadır.

Dergide ağırlıklı olarak Abdal Musa ve Bektaşilik kültürüne ilişkin yazılar dikkat çekmektedir. Bu kapsamda, Giray Ercenk’in “Rehberant’tan Merhaba... Hemşehrimiz Abdal Musa” [ibid, 2]; Antalya İl Kültür Müdürü Musa Seyirci’nin “Abdal Musa Sultan’ın Hayatı” [ibid, 3-4] başlıklı yazıları öne çıkmaktadır. Ayrıca Hüseyin Çimrin tarafından derlenen “Evliya Çelebi’nin Anlatımı ile Al-i Aba Fukarası Abdal Musa Baba Ziyaretgâhı” [ibid, 5], “Elmalı’da Alanyalı Bir Tekke Ozanı: Kaygusuz Abdal” [ibid, 6-7]  ve “Uçarsu Söylencesi” [ibid, 8] başlıklı çalışmalar da sayının önemli içerikleri arasındadır.

23 Mayıs 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Ismael Sophy Rex Pers

[İsmail Engin] Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in (1487–1524), bugün en yaygın biçimde tanınan portresi, İtalyan ressam Cristofano dell’Altissimo tarafından 1552–1568 yılları arasında yapılmıştır. 

“Ismael Sophy Rex Pers” adıyla bilinen bu eser, günümüzde Floransa’daki Galleria degli Uffizi’dedir.

Dünyaca tanınmış devlet adamları, düşünürler ve sanatçılardan oluşan evrensel bir portre galerisi oluşturma fikri, Medici hanedanının en önemli temsilcilerinden Cosimo I de’ Medici’ye (1519–1574) aitti.

Cosimo, 1537–1569 yılları arasında II. Floransa Dükü, 1569’dan ölümüne kadar ise Toscana’nın ilk Büyük Dükü olarak hüküm sürdü.

Livorno kentini kurduran Cosimo, buraya yerleşen topluluklara din özgürlüğü tanımış; sanatçıları destekleyerek Rönesans kültürünün gelişmesinde önemli rol oynadı. Himaye ettiği sanatçılar arasında, özellikle portre kopyalarıyla ün kazanan Cristofano dell’Altissimo (1525–1605) da bulunuyordu.

Pontormo ve Bronzino’nun öğrencisi olan Cristofano, 1552 yılında Cosimo’nun emriyle Como’ya gönderildi. Görevi, tarihçi ve koleksiyoncu Paolo Giovio’nun ünlü portre koleksiyonundaki eserleri kopyalamaktı. Ressam burada, daha sonra “Gioviana Serisi” adıyla tanınacak yaklaşık 280 portre gerçekleştirdi. Bugün bu eserlerin büyük bölümü Floransa’daki Uffizi Galerisi’nde korunmaktadır.

22 Mayıs 2026 Cuma

İsmail Engin : FUAF – Muhabbet Özel Sayısı [1999]

[İsmail Engin] Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından yayın tarihi konulmayan ancak 1999’da yayımlanan FUAF – Muhabbet Özel Sayısı, kapaklar dâhil toplam 28 sayfadan oluşan A4 boyutunda bir dergidir. Mavi zeminli ön kapağında, 12 sarı yıldız arasında uçan bir güvercin figürü yer almaktadır. Sol üst köşeye FUAF logosu konulmuş, logonun altına ise “Muhabbet Özel Sayısı” ibaresi eklenmiştir. Kapakta büyük puntolarla “Aleviler Avrupa Parlamentosu’nda” başlığı kullanılmıştır. 

İç kapak boş bırakılmış; künyeye ve “İçindekiler” bölümüne ise üçüncü sayfada yer verilmiştir.

Paris merkezli yayımlanan derginin künyesinde, yayımcı kuruluşun Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu olduğu belirtilmektedir. Federasyon adına derginin sahibi ve genel yayın yönetmeni Servet Demir, yazı işleri müdürü ise Cemil Coşkun’dur. Baskısının Köln’de gerçekleştirildiği de künyede ifade edilmektedir. [ibid, 3]

Dergide; Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Cemil Coşkun’un “Avrupa Parlamentosu’nda Alevi Sempozyumu Yapıldı...” başlıklı yazısı [ibid, 4], FUAF Başkanı Servet Demir’in “Avrupa’da Alevi Örgütlenmeleri Neden İhtiyaçtır?” başlıklı değerlendirmesi [ibid, 7-9], Prof. Irène Mélikoff’un “Anadolu Aleviliği ve Bektaşilik” başlıklı konuşması [ibid, 10-12], AABF Başkanı Turgut Öker’in “AABF’nin Tarihi” başlıklı yazısı [ibid, 13-16], Avrupa Parlamentosu Yeşiller Partisi milletvekili Ozan Ceyhun’un “Aleviler Avrupa Parlamentosu’nda Bir Gerçeği Dile Getirdi: Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkilerinde Karşılıklı Dürüstlüğe İhtiyaç Var!” başlıklı değerlendirmesi [ibid, 17-18], CHP Tokat Milletvekili Şahin Ulusoy’un “Türkiye’de Alevilik ve Kimi Sorunları” başlıklı yazısı [ibid, 19-20], Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Necati Yılmaz’ın “Türkiye’de Alevilerin Durumu ve İstemleri” başlıklı metni [ibid, 21-23] ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ali Doğan’ın “Türkiye’deki Alevilerin Konumu ve Laiklik Üzerine” başlıklı yazısı [ibid, 24-25] yer almaktadır. 

19 Mayıs 2026 Salı

İsmail Engin : 19 Mayıs - ve tartışmaları -

[İsmail Engin] Bir zamanlar adına dergi yayımlandı: “19 Mayıs Samsun Halkevi Dergisi” olarak :

Samsun Halkevi’nin Dil, Tarih, Edebiyat Şubesi tarafından ilk sayısı 1 Kasım 1935'de, son sayısı da Nisan 1950’de çıkarıldı... 

Toplam 114 sayıydı. 

1950’de dergi yayın hayatına son verdi, ama "19 Mayıs" hep devam etti, 

Ne var ki, toplumun belleğinde, bir dönem bir derginin adı olduğu pek hatırlanmadı... 

* * *

Resmî bir bayram olmamasına rağmen, ilk kez ulusal düzeyde 1935 yılında kutlandı, 19 Mayıs. 

Ve Atatürk’ün ölümünden yaklaşık beş ay önce çıkarılan bir kanunla resmî bir bayram olarak kabul edildi. 

* * *

Bugün 19 Mayıs, bazı kesimler tarafından bir süredir farklı gerekçelerle sahiplenilmiyor ya da kutlanmıyor :

17 Mayıs 2026 Pazar

İsmail Engin : Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

[İsmail Engin] Geçmişiyle, hatta ne olduğuyla bile, kendisiyle uzlaşamayan, birbirini reddeden – kavgalı; bütün değerleri bilinçli – bilinçsiz değersizleştirilmiş, hükümsüz bırakılmış bir yapının…

Önceki gün söylediğini dün, dün söylediğini bugün “geçersiz” ilan eden bir zihniyetin…

Kendine özgü bir “geleneği” ve “geleceği” olabilir mi?

Veyahut kendi dinamikleriyle işleyen nasıl bir gelecek ve hangi gelenek – ne üzerine inşa edilebilir?

Hele bir de ezelden ebede, kadimden postmoderniteye kadar her şey tarumar edilmişse; akıl tutulmuş, kolektif bellek felce – dumura uğratılmışsa…

Etnisiteyle, sosyal ve tarihsel kırılmalarla, ekonomik bağlamla, dille; kısacası kolektif bilinç ve bellekte giderek daha fazla ayrış[tırıl]an Aleviler, bugün tam da bunu tartışıyor; neyi :

“Alevilerin ve Aleviliğin geleceğini.”

Üstelik tartışırken bile, kolektif bellekte yeni ve etnisiteye ve inanca bakışı – ve şayet kaldıysa değerlerin kırıntılarını – içeren derin fay hatları oluşturarak…

Bir umud var geriye kalan, dijital çağda : Ansiklopediler..

“Hacı” mıydı, “Hace” miydi?

15 Mayıs 2026 Cuma

İsmail Engin : Âşıklar Şenliği [1963] - Fikret Otyam'dan Ahmet Yürür'e, Şinasi Koç'a -

[İsmail Engin] Ankara'da 6 Temmuz 1963'te Büyük Sinema'da, 7 Temmuz 1963'te de Safa Sineması'nda "Gençliğe Müzik Derneği"nin himayesinde "Âşıklar Şenliği" düzenlenir. 

Şenliğe katılan âşıklar arasında Ali İzzet Özkan, İhsanî ve Güllüşah, Dursun Cevlanî, Şinasi Koç, Kamer Baba, Nesimî, Aladeli, Mahzunî, Mahrumî, Maksudî, Ali Gürbüz, Kul Hasan ve çocukları, Hüseyin Çırakman, Hasan Demirbaş, Aziz Üstün, Hasan Kırma vardır. 

Âşıkları tanıtan ve deyişler okuyanlar da Nihat Özer, Cemalettin Aykın, Hüseyin Korkmazgil, İhsan Biçici, Ali Taygan, Yalçın Cerit'tir.

Âşıklar Şenliği'nde Hasan Dede'den, Dertli'den, Hakî'den, Pir Sultan'dan, İbretî'den, Âşık Hasan'dan, Derviş Ali'den deyişler okunur. 

Programı Fikret Otyam yönetir. Açılışı "Dernek Başkanı" Ahmet Yürür yapar. Hüseyin Korkmazgil "Halk edebiyatı üzerine" konuşur. 

İsmail Engin : Yesevîlikten Nakşibendîliğe ve Mâtürîdîliğe Giden Süreçte : Alevîlik, Bektaşîlik – Cumhuriyet’ten Günümüze İdeolojik Hatlar

[İsmail Engin] Cumhuriyet döneminde Türkiye’de dinî yapı ve kimlikler köklü dönüşümler geçirdi. Dönüşüm yalnızca Alevîlikle sınırlı değildi; Sünni çevreler de aynı tarihsel sürecin etkisi altında yeniden şekillendi. 

Tekkelerin kapatılmasıyla birlikte birçok dinî yapı kamusal görünürlüğünü kaybederek flu alana çekildi; ancak bu durum, söz konusu yapıların etkisini azaltmak yerine kimi zaman daha örgütlü ve yaygın hâle gelmelerine zemin hazırladı.

Süreçte özellikle Nakşibendîlik dikkat çekici bir yükseliş yaşadı. Sessiz fakat güçlü biçimde genişleyen bu yapı, Doğu Anadolu’dan başlayarak Ege ve Marmara bölgelerine kadar uzanan toplumsal ve siyasal bir etki alanı oluşturdu. Böylece Cumhuriyet’in ilerleyen dönemlerinde Türkiye’nin dinî ve siyasal dengelerinde – başat – belirleyici unsurlardan biri hâline geldi.

Aynı dönemde iki farklı ideolojik-dinî sentez de belirginleşmeye başladı. Bir tarafta açık, güçlü ve resmî biçimde dile getirilen “Türk İslâm Sentezi”, diğer tarafta ise daha örtük biçimde gelişen ve “Kürd İslâm Sentezi” olarak tanımlanabilecek eğilimler ortaya çıkıyordu. 

Öte yandan, günümüzde “Türk İslâm Sentezi” olarak anılan düşünsel hattın oluşumunda Kürd kökenli dinî çevrelerin de önemli etkileri bulunmaktaydı. 

Keza, Doğu Anadolu merkezli gelişen İslâmî damar, zamanla adı konmamış bir “Kürd İslâmı” görünümü kazanmış; hem iktidar çevrelerinde hem de bölgesel muhalefet içinde etkili bir konuma yerleşmişti. 

Nakşibendîliğin taşıyıcı omurgası da büyük ölçüde bu sosyolojik zemin üzerinde şekilleniyordu.

14 Mayıs 2026 Perşembe

İsmail Engin : Emek – İlk Alevi[lik] Dergisi [1962] – IV

[İsmail Engin] “Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan, adı sol üst köşede kırmızı renkle yazılmış, “Emek Basım Yayımevi”nde “Kültür Dergisi” mottosuyla ve “Şimdilik aydabir çıkar” ibaresiyle basılan Ankara merkezli “Emek Dergisi”nin 6 sayfadan ibaret 4. sayısı, 20 Ağustos 1962’de çıkmıştır.

Derginin 4. sayısının ilk sayfasında 4. sayfada da devam eden, Sefer Aytekin’in “Halk Aldanmaz” [ibid, 1, 4] ve Bedri Noyan’ın “Yepyeni Ol ǀ Nûşirevan”ının [ibid, 1] yanı sıra sağ alt köşede “Koca Kurt” [ibid, 1] başlıklı imzasız yazı vardır.

İkinci sayfada, ilk sayıdan devamla, imzasız “Kur’an’dan”, “İncil’den”, “Tevrat’tan” ve “Zebur’dan” örneklerin sunulan “Dört Kitap – IV” başlıklı yazının [ibid, 2] dışında; Avukat Cemal Özbey’in “Mevlânaya Göre Hz. Âli” [ibid, 2] adlı uzun yazısı bulunmaktadır.

Üçüncü sayfada, “Muaviye Hayranlarına Cevap – Muaviye Kimdir?” başlıklı ilk sayıda başlayan dizi yazının üçüncüsüne [ibid, 3] ve ayrıca Âşık Hüseyin Çırakman’ın “Birlik” [ibid, 3] şiirine yer verilmektedir.

13 Mayıs 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Emek – İlk Alevi[lik] Dergisi [1962] – III

“Bu yolda gidenler ağlar dediler” ǀ Kul Ahmet 

[İsmail Engin] “Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan, adı sol üst köşede kırmızı rengle yazılmış, “Emek Basım Yayımevi”nde “Kültür Dergisi” mottosuyla ve “Şimdilik ayda bir çıkar” ibaresiyle basılan Ankara merkezli “Emek Dergisi”nin 6 sayfadan ibaret 3. sayısı, 17 Temmuz 1962’de çıkmıştır.

Derginin 3. sayısının ilk sayfasında 4. sayfada da devam eden, Sefer Aytekin’in “Emeğin Dostu Atatürk” [ibid, 1, 4] ve Cafer Can’ın “Vaatler ve Hakikatler” [ibid, 1, 4] başlıklı yazılarının yanı sıra Bedri Noyan’ın “İlim Yolu” [ibid, 1] konulu yazısı ile Âşık Dursun Cevlâni’nin “Ağaç” [ibid, 1] şiiri vardır. 

Noyan, söz konusu yazısına;

“Erkeklerin kaburğa kemiği kadınlardan bir tâne fazladır, demektense bunu bir röntgen’le bakarak gözle görmek böyle olmadığını anlamak daha emin bir yoldur. Görmeden bilmeden söylemek, biliyormuş gibi görünmek bizi yanlışlığa saptırır.” [ibid, 1]

ibareleriyle başlamaktadır.,

12 Mayıs 2026 Salı

İsmail Engin : Emek - İlk Alevi[lik] Dergisi [1962] – II

“Pîrim Hatâyîmi gördüm düşümde” “Ali’nin nışanı vardır başımda” ǀ Tiri Ebe

[İsmail Engin] “Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan, adı sol üst köşede kırmızı rengle yazılmış, “Emek Basım Yayımevi”nde “Kültür Dergisi” mottosuyla ve “Şimdilik ayda bir çıkar” ibaresiyle basılan Ankara merkezli “Emek Dergisi”nin 6 sayfadan ibaret 2. sayısı, 30 Mayıs 1962’de çıkmıştır. Derginin 3. sayfasında “Yakında 15 günlük sonra haftalık olacaktır” kaydına rastlanılmaktadır.

İkinci sayısının ilk sayfasında ikisi dördüncü sayfada da devam eden üç yazı vardır: Sefer Aytekin’in “Lâiklik : Evet” [ibid, 1, 4], imzasız “Nasıl Paryalaştık?” [ibid, 1, 4] ve Cafer Can’ın “Suçlu Kim?” [ibid, 1]

İkinci sayfada “ilk sayıdan devamla, imzasız “Kur’an’dan”, “İncil’den”, “Tevrat’tan” ve “Zebur’dan” örnekler sunulan “Dört Kitap – II” başlıklı yazının [ibid, 2] dışında; Avukat Cemal Özbey’in dirlik, birlik ve beraberliğe davet ettiği “Birlik” [ibid, 2] adlı kısa yazısı ile Âşık Hüseyin Çırakman’ın “Ayda İnsan” başlıklı şiiri [ibid, 2] bulunmaktadır.

Üçüncü sayfada “Muaviye Hayranlarına Cevap – Muaviye Kimdir?” başlıklı ilk sayıda başlayan dizi yazının ikincisine [ibid, 3] yer verilmektedir. Sayfaya ayrıca Afyon Akçaşar Köyünden 1950’de Hakk’a yürüyen “Pîrim Hatâyîmi gördüm düşümde” “Ali’nin nışanı vardır başımda” diyen “Tiri Ebe”den “Neyin Kaldı” şiiri [ibid, 3] de eklenmiştir.

7 Mayıs 2026 Perşembe

İsmail Engin : Devlet ve Alevilik -

[İsmail Engin] Türkiye'de devlet, yaklaşık her on yılda bir Aleviler ve Alevilik konusundaki "kurumsal belleği"ni güncelleyen bir mekanizma işletiyor. 

Süreç, bazen açık biçimde, bazen de daha örtülü yöntemlerle; toplantılar, çalıştaylar, sempozyumlar ve çeşitli organizasyonlar aracılığıyla yürütülüyor. 

Söz konusu etkinliklerin finansal ve idari desteği çoğu zaman doğrudan devlet tarafından sağlanıyor; vakıf ya da dernek yapıları söz konusu olduğunda ise hem "denetim" hem de "yasaya uygunluk" çerçevesi devletin kontrolünde şekilleniyor.

Diğer bir ifadeyle, Alevi örgütlenmeleri ve etkinlikleri düzenli biçimde hukuki açıdan gözden geçiriliyor. 

Aslında bunun kökleri çok daha eskiye, Osmanlı dönemine kadar uzanıyor: 

Osmanlı'dan itibaren Alevi topluluklarına ilişkin bir denetim mekanizması ve kurumsallaşmış kayıt sistemi varlığını sürdürmüş durumda.

Örneğin, Osmanlı'da şecereleri denetleyen yapılar bulunuyor; bu şecerelerin onaylanmasıyla birlikte bazı imtiyazlar tanımlanıyor - tanınıyor ve geliştiriliyordu. 

Tekke ve zaviyelerin toprak kullanımı, vergilendirilmesi ve vergi muafiyetleri de bu çerçevede düzenleniyordu. 

6 Mayıs 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Kakava [Video]


İsmail Engin : Kakava, 2'50'' [05.05.2026] 

https://youtube.com/shorts/k7kGTwYpCq0

Trakya’nın kadim geleneği Kakava, yalnızca bir eğlence değil; belleğin, kimliğin, birlikte yaşama kültürünün canlı bir ifadesi olarak her yıl yeniden hayat buluyor; kişisel hatıranın ötesinde, kuşaklar arası aktarılan kültürel mirasın izlerini taşıyor:

5 Mayıs 2026 Salı

İsmail Engin : Emek - İlk Alevi[lik] Dergisi [1962]

[İsmail Engin] Yaygın olarak düşünüldüğü üzere 1 Temmuz 1964'te yayın hayatına atılan “Karacahöyük” veya 1 Temmuz 1966'da yayınlanmaya başlanan ilk seri “Cem” dergisi, ilk Alevi[lik] dergisi değildir! 

İlk Alevi[lik] dergisi bugünkü bilgilerimize göre, “Emek Dergisi”dir.

Ankara merkezli “Emek Dergisi” – yahut “Emek Yeni Seri” – , “Kültür Dergisi” mottosuyla ve “Şimdilik ayda bir çıkar” ibaresiyle 30 Nisan 1962 tarihinde yayın hayatına başladı. 6 Ocak 1964'te yayın hayatı sona erdi. 

Adı sol üst köşede kırmızı rengle yazılmıştır ve toplam 12 sayıdır. Son sayısında dergi adının rengi kırmızıdan siyaha dönüşmüştür.

“Sahibi ve yazı işleri Müdürü”, Sefer Aytekin’dir. Hacıbektaşlı Sefer Aytekin, “Solcu” – TKP’li – olması nedeniyle değişik dönemlerde defaaten takibe uğramış, mahpus olmuştu.

6 sayfadan ibaret ilk sayısının manşetinde Sefer Aytekin tarafından kaleme alınan “Gerçek Mürşit” başlığı göze çarpmaktadır. Yazıda “Kur’an ‘Körlerle görenler, karanlıkla aydınlık, bilenlerle bilmeyenler bir değildir’ der” [ibid, 1] vurgusu yapılmakta; Hazreti Ali’ye atfen,

21 Nisan 2026 Salı

İsmail Engin : Australia’lı Alevilerin Sesi [1995] - III

[İsmail Engin] “Australia’lı Alevilerin Sesi”nin Aralık 1995’te çıkarılan 3. sayısı, “Australia Alevi Merkezleri Yayın Organı” olarak yayınlanmıştır. 

Dikenli tellerin hakim olduğu derginin ön kapağında ayrı ayrı ve alt altta “Her yer Kerbela, Her yerde yezit var”, “Neden Gaziosmanpaşa”, “Abdal Musa ve İkrar Cemleri”, “21 Mart Hz. Ali’nin doğum ve evlenme günü”, “Newroz bayramı”, “1 Mayıs İşçi Bayramı yürüyüşü”, “8 Mart Kadınlar Günü” ile “Sivas Katliamında Devletin Rolü” büyük – küçük manşettir. 

40 sayfalık 3. sayısının “Yayın Kurulu” Mehmet Gündoğdu, İlker Aydın ve Taşdan Yılmaz’dan oluşmaktadır. 

Derginin iç kapağında “Australia’lı Alevilerin Sesi” Melbourne, Springvale, Sunraysia, Sydney Alevi Kültür Merkezleri Ortak Yayın Organıdır” ibaresi vardır.

Coburg (Vic.) merkezli adı geçen derginin bu sayısında, ön iç kapakta Sydney Temsilcisi Dursun Güzel, Mildura Temsilcisi Rıza Kuzu kaydına rastlanılmaktadır.

“İçindekiler” ön iç kapaktadır. 

Dergideki yazılar şunlardır:

18 Nisan 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Australia’lı Alevilerin Sesi [1995] - II

[İsmail Engin“Australia’lı Alevilerin Sesi”nin 1995 yılında çıkarılan 2. sayısı, “Australia Alevi Merkezleri Yayın Organı” olarak yayınlanmıştır.

36 sayfalık 2. sayısının “Yayın Kurulu” Mehmet Gündoğdu, İlker Aydın ve Taşdan Yılmaz’dan oluşmaktadır.

Derginin iç kapağında “Australia’lı Alevilerin Sesi” Melbourne Alevi Kültür Merkezi, Sunraysia Çağdaş Aleviler Kültür Merkezi, Springvale Alevi Kültür Merkezi (Victoria), Avustralya Alevi Kültür Merkezi (N.S.W.) Ortak Yayın Organıdır” ibaresi vardır.

Coburg (Vic.) merkezli adı geçen derginin bu sayısında, ön iç kapakta Sydney Temsilcisi Dursun Güzel, Mildura Temsilcisi Rıza Kuzu kaydına da rastlanılmaktadır.

“İçindekiler” ön iç kapaktadır.

Derginin yazıları şunlardır:

“Yayın Kurulu Diyor ki” [ibid, 1], Mehmet Gündoğdu imzalı “Dedenin Köşesi – Alevilikte İnsan ve Sevgi” [ibid, 2], Taşdan Yılmaz imzalı “Sende mi Alevici Oldun?” [ibid, 3-4], İlker Aydın imzalı “Can gözü – Neden Gaziosmanpaşa?..” [ibid, 5-6], Ender Akay imzalı “Kültür Sanat Edebiyat – Aziz Nesin’in ardından” [ibid, 7-8], Taşdan Yılmaz imzalı “Gıbıl Ezo” [ibid, 8-10], Ali Balkız imzalı “Aydın Sorumluluğu ve Türkiye Yazarlar Sendikası” [ibid, 11], Hıdır Temel imzalı “Alevilik ve Alevi Dünyası” [ibid, 12-13], “Melbourne’de Baba Mansur Cemevi Törenle Açıldı” [ibid, 14-15], “Yaşadığımız Ülke Australia – Aborigines” [ibid, 16-18], Lütfi Kaleli imzalı “Australia İzlenimlerim” [ibid, 19-20], İlker Aydın imzalı “Aslan’ın Erkeği Aslan da, Dişisi Aslan Değil mi?..” [ibid, 21], İpek Akay imzalı “Ismarlama Evlilikler” [ibid, 22], Ali Duran Gülçiçek imzalı “21 Mart Nevruz Bayramı” [ibid, 23], Hasan Dönmez imzalı “Faili Meçhul mü?..” [ibid, 24], imzasız “Gençlik – Alevi Gençlik” [ibid, 25], Australia’lı Alevi imzalı “Ben Australia’da Alevi’miyim” [ibid, 26], Fatma Aydın’ın çevirisi “Whose job is it?” ǀ “Kimin İşidir?” [ibid, 27], Yaşar Dönmez imzalı “Neden Kerbela’lar Hep Tekerrür Eder?” [ibid, 28], “Çocuk – Çocukla Birlikte Okuma” [ibid, 29-30], “Sosyal ve Kültürel Etkinlikler” [31-32], “Okuyucu Mektupları” [ibid, 33-34], “Mizah – Bektaşi Fıkralarından Bir Demet” [ibid, 35] başlıklı yazılarla – haberlerle, Muharrem Aydın’ın hazırladığı “Bilmece Bulmaca” [ibid, 36]...

Arka iç kapaktaki Karacaoğlan’dan “Üryan” şiiri İngilizcedir.

“Yayın Kurulu Diyor ki” [ibid, 1] kısmında, dergideki değişiklikler vurgulanmakta, derginin;

16 Nisan 2026 Perşembe

İsmail Engin : Australia’lı Alevilerin Sesi [1995]

[İsmail Engin] “Australia’lı Alevilerin Sesi”, “Melbourne Alevi Merkezi Yayın Organı” olarak “Ocak – Şubat 1995”te yayınlanmaya başlanmıştır. 22 sayfalık ilk sayısının “Yayın Kurulu” Mehmet Gündoğdu ve İlker Aydın’dan ibarettir. 

Victoria merkezli derginin ön kapağının sol üst köşesindeki logosu Avustralya kıtasının üzerinde duran, tuttuğu sazını başının üzerinde iki elleriyle kaldırmış ozandır. Grafikte ozanın başı güldür. Sembol olarak Banaz’daki “Pir Sultan Abdal Heykeli”ni andırmaktadır.

“İçindekiler” iç kapaktadır. 

Derginin yazıları şunlardır:

Australia’lı Alevilerin Sesi imzalı “Çıkarken” [ibid, 1], Mehmet Gündoğdu imzalı “Dedenin Köşesi – Hü Dost” [ibid, 2], Hayati Doğan imzalı “Bir Başlangıca Merhaba Diyebilmek” [ibid, 3], İlker Aydın imzalı “Can gözü – Şu Alevilik de Olmasa” [ibid, 4-5], T. Yılmaz imzalı “İnsan Hakları Günü 45” [ibid, 6], O. Yılmaz imzalı “Kadın – Toplum Katmanlarında Kadın” [ibid, 7], T. Yılmaz imzalı “Gençlik – Sistem ve Gençlik” [ibid, 8],  “Kültür Sanat Edebiyat – Yunus ve Sevgi” [ibid, 9], T. Arslan imzalı “Şehir Başlar – Şiir” [ibid, 10], Hasan Dönmez imzalı “Öykü – Bayram Namazı Hiç Rekattır (Bu gerçek bir yaşam öyküsüdür.)” [ibid, 11-12], Özgül Çınar imzalı “Düşünce – Şiir” [ibid, 13], imzasız “Australia” [ibid, 14-15], imzasız “Göç” [ibid, 16-17], Serdal Çınar imzalı “Cem ve Kültür Evimiz Alındı” [ibid, 18], imzasız “Sosyal ve Kültürel Etkinlikler” [ibid, 19], imzasız “Mizah” [ibid, 20], Fatma Aydın’ın “Dorothy Law Nolte”den çevirisi “Çocuk – Çocuk Nasıl Yetiştirilirse Öyle Yaşar” [ibid, 21], Muharrem Aydın’ın hazırladığı “Bilmece Bulmaca”dır [ibid, 22].

Australia’lı Alevilerin Sesi imzalı “Çıkarken” [ibid, 1] başlıklı yazıda derginin neden çıkarıldığı ve amaçları, sıralanmakta; Alevilik betimlenmektedir: