Bu Blogda Ara

Siyaset Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset Kültürü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevi Belleğine Format Atmak

[İsmail Engin] “Format atmak” deyimi, son zamanlarda siyaset ve Aleviler söz konusu olduğunda sıkça kullanılıyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu deyimi tuttum.

Zira, “format atmak” yahut “formatlamak”, bir bilgisayar işleminden aktarılıyor ve bugünün siyasetinde, geçmişi yeniden düzenlemenin, belleği biçimlendirmenin, bazı dosyaları açıp bazılarını kapatmanın, hatta kimi zaman bütünüyle silmeye çalışmanın da betimlemesi oluyor.

Lâkin “format atmak” deyimini tek başına bırakmamak gerekiyor.

Yanına şunları da eklemek, birlikte anmak lâzım.

Biri; aldatmayı, hileyi, kurnazlığı, stratejiyi, mücadeleyi ve iktidarı anlatan “Truva Atı”.

Diğeriyse; direnmenin, hakikatin, inancın ve zulme karşı duruşun simgesi olan “Pir Sultan Abdal”.

Homeros’un İlyada’sındaki anlatıya göre Troyalılar aldatılarak kent surlarının dışına bırakılan tahta at, barış hediyesi de sanılarak kentin içine alınır. Atın içine gizlenen Akalar, içeriden müdahale ederek ve kentin kapısını açarak Troya’nın düşmesini sağlar.

“Pir Sultan Abdal” anlatısında bunun tam tersi vardır.

27 Ağustos 2026 Perşembe

İsmail Engin : Altan Tan'ın Alevi Sorunu Yaklaşımı [2021]

[İsmail Engin] Altan Tan, 3 Eylül 2021'de The Independent Türkçe'de yayımlanan "Dünyaya ve siyasete yeni bir bakış" başlıklı "Yeni Anayasa" talep ettiği yazısında, Türkiye'nin "Alevi sorunu"na ilişkin dikkat çekici değerlendirmeler yapıyor. 

Tan, sorunun tarihsel köklerini, 1514 Çaldıran Savaşı'na kadar götürüyor ve Osmanlı-Safevi rekabetinin ardından Alevilerin Osmanlı coğrafyasında, Sünnilerin ise İran'da mezhepsel ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürüyor.

Tan'ın yaklaşımının merkezinde, eşit yurttaşlık fikri bulunuyor. 

Ona göre; demokratik bir Türkiye'de devlet, vatandaşın inancını kendisinin tanımlamasına saygı göstermeli; Alevilerin ibadet, eğitim ve kültür alanındaki özgünlükleri hukuken ve fiilen tanınmalıdır.  Tan, bu bağlamda, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, Alevi çocuklarının kendi inançlarını öğrenebilmeleri ve kamu hizmetlerinde mezhep temelli ayrımcılığın sona erdirilmesi gerektiğini savunuyor.

Ve Diyanet İşleri Teşkilatı'nın kaldırılmasını değil ama özerkleştirilmesini, farklı din ile mezheplere [muhtemelen Şafiiliğe de] ayrım gözetmeden kamu hizmeti sunmasını istiyor; devletin belirli bir mezhebin [muhtemelen Hanefilik] ihtiyaçlarıyla özdeşleşmesinin önüne geçilmesini öneriyor.

21 Ağustos 2026 Cuma

İsmail Engin : Kemalizm’in Tasfiyesi mi, Devletin Dönüşümü mü?

[İsmail Engin] Kuşku yok ki; meydanlarda kimin konuştuğu, hangi sözün büyütüldüğü kadar hangi sözün görmezden gelindiği de siyasetin bir parçası...

Günümüz Türkiye’sinde birbirinden farklı görünen bazı gelişmeler aynı siyasal zeminde buluşuyor: İmralı’dan gelen “demokratik entegrasyon” mesajları, kimlik ve örgütlenme özgürlüğüne yapılan vurgular, Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî üzerinden kurulan tarihsel anlatı ve Hacıbektaş’ta kimi Alevi kurumlarının yükselttiği itirazlar...

Her birini ayrı ayrı değerlendirmek mümkün. Lâkin, bu başlıkların birbirleriyle nasıl ilişkilendiği önem taşıyor.

Yeni bir çözüm sürecinin dilinin ötesinde; devlet-toplum ilişkisi, kimlik, inanç, yurttaşlık ve Türkiye’nin tarihsel belleğinin yeniden yorumlanması gibi daha geniş bir alandan söz ediyor; öncelikle, tarihin neden yeniden çağrıldığını düşünüyoruz.

Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî referansı bu nedenle önem taşıyor.

İmralı eksenindeki tartışmalarda bu tarihsel ittifak daha önce de gündeme geldi. İmralı’daki 2025 - 2026 değerlendirmelerinde, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî ittifakına ilişkin ifadeler yer aldı. Fakat, burada dikkat edilmesi gereken nokta, tarihsel bir olayın bugüne taşınmasının kendisinin bir siyasal yorum olduğudur.

Çaldıran dönemindeki Osmanlı-Kürd ilişkilerini bugünün Türkiye’sine doğrudan tercüme etmek mümkün değil. O dönemin devlet yapısı, mezhep çatışmaları, bölgesel güç dengeleri ve yerel iktidar biçimleri bugünkünden tamamen farklıydı. Buna rağmen, tarihsel bir ittifakın bugün hatırlatılması da dikkat çekici. Zira, tarihin siyasette yeniden çağrılması, çoğu zaman bugünün geleceğini tarif etmek için yapılıyor.

O hâlde, geçmişin hangi tarafının bugüne taşındığı üzerinde düşünülmelidir.

26 Temmuz 2026 Pazar

İsmail Engin : Yeni Parti Programında Aleviler

[İsmail Engin] 24 Temmuz 2026 tarihinde kurulan Yeni Parti, aynı gün kamuoyuna “Ortak Gelecek için Yeni Parti Programı”nı da açıkladı. “İçindekiler” bölümü hariç 38 sayfadan oluşan program, “Değişim Çağrısı”, “Demokrasi, Yönetim ve Adalet”, “Kalkınma ve Ekonomi”, “Sosyal Devlet” ile “Dış Politika, Güvenlik ve Dirençlilik” başlıklı beş ana bölümden meydana geliyor.

Programın ilk bölümü olan “Değişim Çağrısı” [ibid, 1-5], “Türkiye kadim tarihi”ne yapılan vurgu ile başlıyor. Bu bölümde toplam 15 kez “kara düzeni değiştireceğiz” söylemi öne çıkarılıyor ve partinin temel siyasi iddiası şu ifadelerle ortaya konuluyor:

“Yolumuz uzundur, mücadele zorludur biliyoruz. Bu düzen kendiliğinden değişmeyecek, biliyoruz. Biz değiştireceğiz. Hep birlikte değiştireceğiz. Yola çıktık. Bu kara düzeni değiştireceğiz." [ibid, 5]

Program, “Demokrasi, Yönetim ve Adalet” başlıklı ikinci bölümünde [ibid, 6-12] demokratikleşme, hukuk devleti ve kurumsal reformlara odaklanıyor.

Burada; “Demokratik Yönetim Reformu”, “Demokrasi, İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü”, “Dijital Demokrasi, Medya ve Bilgi Hakkı”, “Adaletin Tesisi”, “Siyasal Özgürlük İçin Hukuki Güvenceler”, “Anayasal Denetim ve Kurumsal Hukuk Devleti”, “Ayrımcılıkla Mücadele ve Çoğulculuk”, “Aktif Yurttaşlık ve Örgütlü Toplum”, “Demokrasi ve Siyasi Partiler”, “Yolsuzlukla Mücadele, Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik” ile “Yerellik ve Yerinden Yönetim” başlıkları altında kapsamlı bir çerçeve sunuluyor.

25 Temmuz 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Neler oluyor bize?

[İsmail Engin] Hayır... Bu alışılmışın aksine, bir şarkı sözü değil.

Lafım, kendisini "sosyal demokrat" ya da "demokrat" olarak tanımlayanlara...

"Helâlleşeceğiz" denildi! 

Kucaklayıcı, umut veren bir vaatti; lâkin, anlaşılan o ki, helâlleşmenin de bir sınırı varmış. Aynı yolda yürürken kardeş sayılanlar, yollar ayrılınca meğerse helâlleşmenin dışındaymış, kanlı bıçaklıymış?

Bir partinin logosunu "rakı şişesi"ne benzetmekle siyaset yapıldığı sanılıyor. Varsayalım ki, benziyor. Bunun memleketin hangi sorununun çözümüne bir katkısı bulunuyor?

Hukuk daha sözünü söylemeden insanlar suçlu ilân ediliyor. Mahkemeler karar vermeden, İddianâmeler tamamlanmadan, ekranlarda ve sosyal medyada hükümler kuruluyor. Masumiyet karinesi, alkış veya koltuk uğruna göz ardı ediliyor, akla bile gelmiyor. 

Akıl dumura uğruyor.

Bir yanda, tarot falıyla siyaset yorumlayan milletvekilleri... 

Diğer yanda, harflerin gizeminden siyasî sonuçlar çıkaran sözde analistler, gazeteciler... 

27 Haziran 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Siyasal Alevilik – II

[İsmail Engin] Siyasal Alevilik olgusu yeni ortaya çıkmış bir durum değil; aksine uzun yıllardır adım adım şekillenen, gözlemlenen ve tartışılan bir süreç.

Zaman içerisinde kimi cemevleri, ibadetin ve kültürel faaliyetlerin mekânları olmanın ötesine geçerek siyasetçilerin kürsü bulup konuşma yaptığı, siyasî mesajların verildiği platformlara dönüştü.

Buralarda düzenlenen paneller, çoğu zaman görünürde akademik veya kültürel içerik taşısa da, siyasî partilerin ve temsilcilerinin yoğun katılımıyla farklı bir işleve büründü; fikir üretmekten çok ideoloji ve siyasî pozisyon üretmeye başladı.

Örgütlenme faaliyetlerinin önemli dinamiklerinden ve ayaklarından biri siyaset oldu.

Pek çok dernek ve federasyon yöneticisi milletvekilliğine, belediye başkanlığına ya da belediye meclis üyeliğine aday olarak doğrudan siyasî arenaya çıktı. Böylece sivil toplum, inanç ve siyaset arasındaki sınırlar giderek silikleşti.

Akademisyenler, kanaat önderleri ve dinî rehber konumundaki bazı isimler de bu siyasî ilişkilerin kurulmasında ve sürdürülmesinde etkili roller üstlendi.

Buna karşı çıkanlar da vardı; inanç önderlerinin siyasî kamplaşmanın tarafı hâline gelmesini doğru bulmayanlar itirazlarını dile getirdi.

Bir kesim de kendi siyasî anlayışına uymuyor diye itiraz etti.

8 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Aleviliğin Siyasallaştırılması yahut Siyasal Alevilik ?

“Siyaset günleri gelip çatmadan / Açılın kapılar Şah’a gidelim”

[İsmail Engin] Aleviliğin siyasallaştırılması tartışmaları günümüzde yeni bir aşamaya ulaşıyor. Farklı siyasal ve ideolojik ayrımlar üzerinden Alevi kimliğinin yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir süreç yaşanıyor.

Özelciler – Pirocular ayrımı, MHP ile DEM Parti ve CHP eksenli yaklaşımlar, Dersim merkezli tartışmalar, Abdülhamidçiler ile İttihatçılar arasındaki tarihsel kamplaşmalar, Meşrutiyetçilik ve Cumhuriyetçilik eksenindeki görüş ayrılıkları, etno – dinci özerklik ve ulusalcılık – Seyit Rıza ve Kemalizm –; etnisitede Türklük – Kürdlük tartışmaları ... tüm bunlar, Alevilik başlığı altında yeniden siyasal gündeme taşınıyor, orada taraftar buluyor. Söz konusu görüşlere, Alevi kimliğini önceleyen çevrelerde kemikleşmiş şekilde rastlanıyor.

Öte yandan, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Alevileri arasındaki farklılıklar örtük şekilde siyasal tartışmaların konusu haline gelirken, dinî yapıların kendi içindeki ayrışmaları yeniden görünür oluyor. 

Bir başka ifadeyle, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Alevileri siyasetle harmanlanıyor; “pençeliler” ve “tarikliler” yeniden bariyerlerle ayrışıyor.

Demem o ki, siyasetin giderek belirleyici olduğu bir döneme girilirken, Aleviliğin de siyasal rekabetin unsurlarından biri haline geldiği gözleniyor.

Elbette bireysel düzeyde siyaset yapmak herkesin en temel demokratik – vatandaşlık hakkıdır. 

Ancak, tartışmanın merkezinde yer alan soru şu: 

Dinî ve inançsal kimlikler, siyasal aidiyetlerle ne ölçüde iç içe geçirilebilir; Alevilerin laiklik talepleriyle ne ölçüde uyuşabilir?

5 Haziran 2026 Cuma

İsmail Engin : Şark’a Özgü Bir Siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu – 4 : CHP’de Değişim Arayışının Öncülerinden ve Siyasi Yükselişinin Başlangıcı

[İsmail Engin] 2004 Türkiye yerel seçimleri, CHP açısından yalnızca bir seçim yenilgisi değil, aynı zamanda parti içinde yeni bir siyasi tartışma döneminin başlangıcı oluyordu. Beklenen başarıyı elde edemeyen CHP’de gözler Deniz Baykal yönetimine çevrilirken, seçim sonuçları parti içindeki değişim taleplerini de güçlendiriyordu. 

Kısa süre içerisinde örgütlenen muhalif kanat, CHP’nin mevcut yönetim anlayışıyla iktidar alternatifi olamayacağını savunarak kapsamlı bir dönüşüm çağrısında bulundu.

Kamuoyunda “30’lar Hareketi” ya da “İktidar Yürüyüşü Hareketi” olarak anılan oluşum, CHP tarihinde önemli kırılma noktalarından biri olarak kayıtlara geçti. 

Hareket, yalnızca bir liderlik tartışması yürütmüyor; partinin örgütsel yapısının, tüzüğünün ve siyasal dilinin yeniden şekillendirilmesini ve iktidar alternatifi haline gelmesini talep ediyordu.

21 Mayıs 2004 günlü Hürriyet gazetesindeki “CHP’li 30’lar: Muhalefet değiliz” başlıklı habere göre, 30 CHP milletvekili parti yönetimine yönelik eleştirilerini kamuoyuyla paylaşırken, birkaç gün sonra, Hürriyet gazetesinin  27 Mayıs 2004 günlü “30’lar Hareketi: CHP bütünüyle yenileşmeli” başlıklı haberinde “örgüt değişim istiyor” vurgusuyla “CHP örgütünün partide değişim istediği” belirtiliyordu. 

3 Haziran 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Şark’a Özgü Bir Siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu – 3 : Atatürk hisselerinin temsilcisi

[İsmail Engin] Türkiye İş Bankası’ndaki Atatürk hisseleri ve CHP’nin bu hisseler üzerindeki temsil görevi, yıllardır siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor. Ancak resmî kayıtlar ve dönemin açıklamaları, CHP’nin bankada doğrudan hissedar değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti doğrultusunda hisselerin temsilcisi konumunda bulunduğunu ortaya koyuyor.

Bu çerçevede dikkat çeken gelişmelerden biri, Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyerinin başlangıç döneminde İş Bankası yönetiminde görev almasıydı.

Milliyet gazetesinin 13 Temmuz 2002 tarihli “CHP, İş’teki kurmaylarını değiştirdi” başlıklı haberine göre, Türkiye İş Bankası’nın genel kurulunda CHP kontenjanından görev yapan yönetim kurulu üyeleri yenilenirken, CHP yönetimi Kemal Kılıçdaroğlu, Bülent Tanla, Cevdet Selvi ve Prof. Dr. Baran Tuncer’i görevlendirdi. Dünya Bankası kökenli bir ekonomist olan Tuncer, CHP’nin ekonomi programının hazırlanmasında aktif rol üstlenirken, kamuoyu araştırmaları alanında tanınan Piar-Gallup’un kurucusu Bülent Tanla ise dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın başdanışmanları arasında yer alıyordu. SSK eski Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu da o dönemde Parti Meclisi üyesi olarak görev yapıyordu.

Kılıçdaroğlu’nun İş Bankası yönetimine girişi, hazırladığı yolsuzluk raporu gibi siyasi kariyerinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. 

2 Haziran 2026 Salı

İsmail Engin : Şark’a Özgü Bir Siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu – 2 : DSP’nin yıldızları arasında aktif siyasete ilk adımı

[İsmail Engin] Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) resmi özgeçmişine göre Kemal Kılıçdaroğlu, 1948 yılında Tunceli’nin Nazımiye ilçesinde doğdu. 1971 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden mezun olduktan sonra Maliye Bakanlığı’nda göreve başladı. Kamu bürokrasisinde uzun yıllar çeşitli görevlerde bulundu. Gelirler Genel Müdürlüğü’nde daire başkanlığı ve genel müdür yardımcılığı yaptı. 1991 yılında Bağ-Kur Genel Müdürü, 1992 yılında ise Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Genel Müdürü oldu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı görevini üstlendi. 1994 yılında Ekonomik Trend Dergisi tarafından “Yılın Bürokratı” seçildi. Ocak 1999’da kendi isteğiyle SSK Genel Müdürlüğü görevinden emekliye ayrıldı.

Aktif siyasete geçiş süreci

Kılıçdaroğlu’nun 18 Nisan 1999 tarihindeki “Genel Seçimler” için aktif siyasete geçiş sürecine ilişkin dönemin gazete arşivlerinde yer alan haberler, emeklilik kararının siyasi bir hedefle bağlantılı olduğu yönündeki değerlendirmeleri gündeme getiriyor.

Sabah gazetesinin 9 Ocak 1999 tarihli ve Şamil Tayyar imzalı “Çiller’e karşı kardeş Yılmaz” başlıklı haberinde, Kılıçdaroğlu “DSP’nin yıldızları” arasında gösteriliyor ve milletvekili aday adayı olmaya hazırlandığı belirtiliyor; onun henüz SSK Genel Müdürlüğü görevinden ayrılmadan önce siyasi kulislerde adının anıldığını ortaya koyuyordu.

1 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Şark’a Özgü Bir Siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu - I

[İsmail Engin] 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, 19 Ağustos 2024 tarihinde Independent Türkçe’de yayımlanan “Dersim, Cumhuriyet devrindeki ayaklanmalardan ibaret değil” başlıklı yazısına şu ifadelerle başlıyor:

“Yıl 1986... Kemal Kılıçdaroğlu Siyasete atılmadan önce bir dönemin Dışişleri Bakanı, şu anda hayatta olmayan İhsan Sabri Çağlayangil ile ikamet ettiği Yalova’da röportaj yapıyor. Kılıçdaroğlu tarihin o zamanlarında Süleyman Demirel ile iyi ilişkiler içinde ve Demirel’in önem verdiği önemli bürokratlar arasında. Çağlayangil ile en netameli bir konuyu konuşabilmesi, buna Demirel’e yakın iş insanlarından Cavit Çağlar’ın eşlik etmesi durumu açıklıyor.”

Çağlayangil – Kılıçdaroğlu söyleşisi, “Önsöz”ünü Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaleme aldığı Mesut Özcan’ın “Dersim ve Madımak Söyleşileri” (2016) adlı eserinde bulunuyor.

- söz konusu söyleşide adı geçen - Cavit Çağlar

Türk siyasetinin kritik dönemlerinde etkin rol oynadı. Kamuoyunda sıklıkla Süleyman Demirel’in “manevi oğlu” olarak anılıyor. 

Demirel ile tanışmasının, İhsan Sabri Çağlayangil aracılığıyla gerçekleştiği ifade ediliyor.

20 Şubat 2026 Cuma

İsmail Engin : 49 Sayfada Bir Kez Anılmak, Hiç Konuşulmamak - Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nda Aleviler

[İsmail Engin] 18 Şubat 2026 tarihli "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu", ekleri hariç 49, ekleriyle birlikte 107 sayfa.

Başlığındaki iddia büyük:

Millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi!

Metnin satır aralarına bakıldığındaysa, bu iddialı çerçevenin Türkiye'nin inançsal ve kültürel çoğulluğunu ne ölçüde kapsadığı ciddi bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Raporda "Alevi" sözcüğü, ekler hariç bölümde yalnızca bir kez geçiyor. O da "Türk-Kürt Kardeşliğinin Tarihi Kökleri ve Kardeşlik Hukuku" başlığı altında, 28. sayfada:

"Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri, on yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir."

Bu ifade, Alevileri bir özne olarak değil; Türk, Kürt, Arap gibi etnik kimliklerle aynı düzlemde, fakat inanç kimliği olarak anmakla birlikte, Alevilerin tarihsel deneyimlerine, taleplerine, hak arayışlarına ya da kamusal alandaki yapısal sorunlarına dair tek değerlendirme içermiyor.

49 sayfalık ana metinde Alevilik, bir toplumsal-siyasal başlık olarak ele alınmıyor.

Ekler bölümünde de durum farklı değil.

16 Şubat 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Alevilerin Diplomasisi, AB Süreci ve Lozan [Video]

İsmail Engin : Alevilerin Diplomasisi, AB Süreci ve Lozan, 2'59'' [14 Şubat 2026]


"AB İlerleme Raporları’nda Alevilerle ilgili başlıklar; cemevlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri, kimliklerde din hanesi, AİHM kararlarının uygulanması ile din ve ifade özgürlüğü alanlarında yoğunlaştı. Uluslararası çerçevenin de etkisiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Lakin Alevilerin bir kısmı bundan da hoşnut değil. Son yıllarda Avrupa’daki Alevi kurumlarının ve Türkiye’deki örgütlerin AB raporlarına ilgisinin azaldığı görülüyor." :

11 Kasım 2025 Salı

İsmail Engin : Bülent Ecevit (1925–2006) [Video]


İsmail Engin : Bülent Ecevit (1925–2006), 2'57'' [05.11.2025]


Türk şair, yazar, çevirmen, siyasetçi ve devlet adamı. Almanya’ya işgücü göçü sürecinin başlarında kapsamlı rapor hazırlayarak ve işçilerle yaptığı söyleşilerle öne çıktı. “Ulus”, “Yeni Ulus”, “Halkçı” ve “Milliyet” gazetelerinde yazar ve yönetici olarak çalıştı; “Forum”, “Özgür İnsan”, “Arayış” ve “Güvercin” dergilerini yayımladı. 1957’de milletvekili; 1961–1965 yılları arasında Çalışma Bakanıydı; toplu sözleşme ve grev hakkının yasalaşmasını sağladı. 1966’da CHP Genel Sekreteri, 1972’de ise Genel Başkanı oldu. “Ortanın Solu” ve “Demokratik Sol” kavramlarını geliştirdi; bu düzen değişmelidir dedi :

13 Ekim 2025 Pazartesi

İsmail Engin : Türkiye Barış Konferansı – Berlin 2025

[İsmail Engin] Geçtiğimiz günlerde Alevi camiasında iki önemli gelişme, dikkat çekici tartışmalara yol açtı:

İlk olarak, hükümete muhalif yayın politikasıyla bilinen Tele1 televizyon kanalının ve Alevi kimliğiyle öne çıkan sahibi Merdan Yanardağ’ın, Alevilerin bir kesimine yönelik eleştirel değerlendirmeleri gündeme geldi. Açıklamaların ardından bazı çatı örgütleri hızla bir kınama bildirisi yayımladı. RTÜK, bu gelişmeler üzerine, Tele1 hakkında ivedilikle inceleme - soruşturma başlattı. Öte yandan, aralarında Alevi toplumunun tanınmış isimlerinin de bulunduğu bir grup da Yanardağ’a destek vermek amacıyla imza kampanyası yürüttü.

İkinci olay, sanatçı Erdal Erzincan’ın ibadet diliyle ilgili yaptığı bir değerlendirme üzerine patlak verdi. Erzincan, bu açıklamaları nedeniyle tehditler aldığını belirtmek zorunda kaldı. Serçeşme ile bağlantılı sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamalarla ortam yatıştırıldı.

Bu tartışmaların gölgesinde, DEM Partisi, CHP ve EMEP’ten siyasetçilerin yanı sıra Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ve BAT temsilcilerinin katılımıyla Berlin’de bir Cemevi’nde “Sözümüz Var” temasıyla "Türkiye Barış Konferansı – 2025" düzenlendi.

Yeni Dönemin Ana Aktörleri

2025 itibarıyla Türkiye siyasetinde alışılmadık bir denge şekilleniyor. Daha önce “terörist” veya “ayrılıkçı” olarak nitelendirilen bazı figürler artık “âkil” ya da “kurucu önder” sıfatlarıyla anılıyor. Bu dönüşümün sembol isimlerinden biri, İmralı’daki hükümlü.

İmralı'daki hükümlü, Serxwebûn dergisinin Mayıs 2025’te yayımlanan 521. sayısında, 25 Nisan tarihli “Perspektif” başlıklı yazısında Kürdlüğü ve Kürd sorununu ele alırken Alevilik ve Dersim üzerine yaptığı açıklamalarla yalnızca siyasi değil, kültürel ve tarihsel zeminde de radikal bir yeniden tanımlama sürecinin sinyallerini veriyor.

12 Ekim 2025 Pazar

İsmail Engin : DEM ve MHP

[İsmail Engin] DEM ve MHP iki parti de gayet doğal olarak Alevilere yönelik politikalar yürütüyor.

Politikaları doğrultusunda ayrı ayrı Cemevleri açıyor veya açılmasına fiili destek veriyorlar.

Biri Kürd, diğeri Türk tabanıyla..  Ve yeni Kürd açılımının da paydaşları. 

* * *

Kısaca: 

1) DEM Parti Milletvekili aynı zamanda Garip Dede Dergahı Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı. 

2) Keza, TBMM'de "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" üyesi. 

- Bilindiği üzere ilgili komisyonun bir dinamik gücü MHP.. ve diğer dinamik gücü DEM Parti; komisyonda ortak çalışıyorlar. -

3) Garip Dede Dergahı Vakfı, aynı zamanda Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) üyesi. 

4) Diğer taraftan ADFE, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun da bir parçası ve Türkiye'de belli başlı çatı örgütleriyle işbirliği içerisinde, paydaş kurum.

* * *

Hacıbektaş Halk Platformu, 

MHP inisiyatifle Hacıbektaş'ta yapılan Horasan Erenleri Dergahı Cemevi'ni bir "asimilasyon" politikasının vücut bulmuş hali olarak görüyor. 

Platform, ADFE'nin paydaşı Alevi Bektaşi Federasyonu ile mealen bir bildiride buluşuyor; yahut ortak bir bildiri kaleme alıyor.

Yayınlanan bildiride, 

"Alevilik Satılık Değildir! Alevilik bir oy deposu değildir."

dendikten sonra konu hakkında yapılan değerlendirmede şu husus vurgulanıyor:

"Hacıbektaş’ta yapılan bu girişimi inanç merkezimize yönelik bir siyasal işgal hamlesi, Alevi ve Bektaşi kimliğini asimile etme ve kontrol altına alma çabası"

Özetle :

Türkiye Alevi Federasyonu ve Garip Dede Dergahı Vakfı ile söz konusu vakfın Yönetim Kurulu Başkanı DEM Milletvekili

8 Ekim 2025 Çarşamba

İsmail Engin : Baydemir'den Bahçeli'ye - Aleviler Siyasi Arenanın Malzemesi Olurken...

[İsmail Engin] Önceden belirteyim : Bu siyasetin doğasında var ve siyasi davranış da her insanın yapısında..

Ve bundan ne Aleviler ne Sünniler ne de diğerleri muaf.
CHP ve DP seçmenleri, Birlik Partisi arasında da Alevileri içeren bu tür siyasi eğilimler ve seçimlerde oy gidiş gelişleri, kayışları söz konusuydu.
* * *
2011'de Diyarbakır'da Diyarbakır Kültür ve Cemevi Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak’ın katılımıyla açıldı.
Alevi örgütlerinin tepe noktalarındaki önemli başkanları bu açılışa iştirak etti.
Gülten Kışanak :
"bu cemevinin açılışıyla Seyit Rıza'nın ve Mazlum Doğan'ın ruhu şad oldu"
dedi.
O sıralarda, Diyarbakır'da ana yollardan birine Şeyh Said bulvarı isminin verilmesi de 29/11/2011 tarihinde 274 sayılı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kararıyla Osman Baydemir döneminde alındı..
* * *
HDP'nin Alevi politikasının şekillenmesine, Diyarbakır'da 2013 yılında yapılan "Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı" önemli bir destek sundu.

23 Ağustos 2025 Cumartesi

İsmail Engin : Ticari Alevilik - Alevilik Ticareti : Kurumsallaşan Sponsorlar - Yol bir inanç mı? Pazarlanan bir marka mı? [Video]


İsmail Engin : Ticari Alevilik - Alevilik Ticareti : Kurumsallaşan Sponsorlar - Yol bir inanç mı? Pazarlanan bir marka mı? 2'56'' [18.08.2025]

https://youtube.com/shorts/kSv-hM1C5tQ

Alevilik artık birçok mecrada bir inanç değil, bir tema, bir obje, bir sektör, bir “konsept” olarak sunuluyor. Cemevlerinde düzenlenen etkinlikler, sponsorlu afişlerin gölgesinde yapılıyor ve kurumsal logolar, lokmadan çok reklam değeri taşıyor. Niyazın, deyişin, semahın arasında yalnızca “can”lar değil; markalar, ajanslar ve şirketler sponsor olarak dolaşıyor. Aleviliğe ait birçok kavram ve isim uzun süredir ticari işletmelere ad oluyor: Piro, Kırklar, Pir Sultan Abdal, Cem, Semah, Kerbela, Ehl-i Beyt, Düzgün Baba, Erenler, Canlar... gibi. Tek tek masum görünse de, bütün olarak kutsalın metalaştırıldığı, kimliğin içerikten çok "imaj" olarak kullanıldığı bir tablo ortaya çıkıyor. Yol, maneviyat rehberi olmaktan çıkarak marka haline geliyor. İkrar yerine "imaj", meydan yerine "medya" öne çıkıyor:

4 Temmuz 2025 Cuma

İsmail Engin : Futbolun Politik Yüzü: Tribünlerden İktidar Alanlarına

[İsmail Engin] 1989 yılındaydık. Prof. Ahmet Yürür’ün etnomüzikoloji seminerinde, bilgiyle dolu bir atmosferde çalışıyorduk. Hoca, yalnızca anlatmakla kalmıyor; bizden yüksek lisans düzeyinde, yöntemi ve tekniğiyle örülmüş seminer çalışmaları istiyordu. O dönemde arkadaşımız Levent’in futbol sloganları ve müzikleri üzerine yaptığı sunum hâlâ aklımda. Etkileyiciydi; gözümüzü başka bir dünyaya açmıştı.

O sunumla beraber şunu fark ettik:

Futbol, yalnızca bir oyun değil; siyasetin tam merkezinde bir enstrümandı.

Yıllar sonra Almanya’ya geldiğimde, 1936 Berlin Olimpiyatları’nın nasıl bir Nazi propagandası zeminine oturduğunu öğrendim. 1954 Dünya Kupası zaferinin, savaş enkazı altındaki [Batı] Almanya’nın kendine güvenini yeniden inşa ettiğini; Adidas örneğinde olduğu gibi, sporun markalaşma ve ekonomiyle buluşma noktalarını anladım.

İktidar ve muhalefet, spor – siyaset [ideoloji] ilişkisinin hep bir tarafında..

Türkiye’de de sporla siyaset arasındaki ilişki hiçbir zaman kopuk olmadı. Kulüplerin yönetim kurullarında siyasetçilerin yer alması bir tesadüf değil; bu, toplumu şekillendirme siyasetinin bir parçası. İşin içine karmaşık ticari ilişkileri de kattığınızda, ortaya çok boyutlu bir yapı çıkıyor.

Futbol ve siyaset [veyahut ideoloji] ilintisine tipik bir örnek: Gezi’dir. . O süreçte, Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı, muhalif kesimlerin simgesine dönüşmüştü. “Çarşı her şeye karşı” sloganı yalnızca tribünlerde değil, meydanlarda da yankılanıyordu.

Bir diğer çarpıcı örnekse, Amedspor.

Onun hikâyesi, bir futbol kulübü olmanın çok ötesine geçiyor.

2 Temmuz 2025 Çarşamba

İsmail Engin : Gerçeklik ile Algı Arasında CHP ve Kılıçdaroğlu Tartışmaları

[İsmail Engin] Sahte haberlerle siyaset mühendisliği yapılırken, ne yazık ki sessizlik de bu mühendisliğin bir parçasına dönüşüyor.

Gerçeklik ile Algı Arasında CHP Tartışmaları

Son dönemde CHP ve özellikle eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yürütülen tartışmaların ilginç bir yönü bulunuyor: 

Bu tartışmaların çoğunu CHP’ye oy vermeyen, onu temsil yetkisiyle donatmayan kesimler yürütüyor. DEM Partililer, AK Parti çevresi ve ortakları bu konuda benzer söylemler geliştirmiş durumda. Aralarında adeta sessiz bir uzlaşma var.

Dahası, hukuk eğitimi almış bazı isimlerin, herhangi bir yargı kararı olmadan kişi ve kurumları suçlu ilan etmesi, Türkiye’nin siyasi atmosferinin nasıl bir savrulmaya maruz kaldığını da gösteriyor. Hukuki sınırlar kolaylıkla aşılabiliyor.

Kılıçdaroğlu Kemalist Değil mi?

CHP’yi Kemalist bir parti olarak tanımlayıp, ülkenin tüm sorunlarının kaynağı olarak göstermekten çekinmeyen bazı çevrelerin, aynı partinin eski genel başkanını “Kemalist” olarak görmemesi bir çelişki değil mi?

Kemal Kılıçdaroğlu; milletvekilliği, grup başkanvekilliği ve genel başkanlık görevlerini CHP’de yürütmüş bir isimdir. Parti ile ideolojik ve kurumsal bağları güçlüdür. Dolayısıyla onun Kemalist kimliği tartışma konusu değil, açık bir gerçekliktir.

Ama Kılıçdaroğlu kuşkusuz sadece bu kimlikle sınırlı değildir : Aynı zamanda cuma namazlarına giden, umre yapan, bayram namazlarını kılan, Ramazan orucunu açan, Ahmed Yesevi’yi benimseyen, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu içselleştiren; hem mütedeyyin bir Müslüman hem de “makbul” sayılabilecek “1 Alevi” kimliğine sahiptir.