Bu Blogda Ara

26 Şubat 2024 Pazartesi

İsmail Engin : Öykü - Jesus

[İsmail Engin] Geçtiğimiz günlerde bir Facebook profiliyle karşılaşmıştım. Şimdilerde bulamıyorum. Niçin din değiştirdiğini anlatıyordu..

* * *

Dün telefonumu düşürdüm. 13 yıllık tuşlu cep telefonum kırıldı. Kızım halime bakıp epey üzüldü. "Baba benim eski android telefonumu vereyim, onunla idare et" dedi. Başka çarem yoktu. ancak, kullanmasını bilmiyorum.

* * *

Telefondan internete girdim ilk kez, farklı birşeymiş. Alışmam zor... Bit pazarından eski kırmızı telefonum gibi bir telefon arayacağım. onu her yerden renginden dolayı seçebiliyor, görüyor, klasik zil sesini duyabiliyordum.

* * *

Yolculuktayım, internete bakıyorum, kızımın öğrettiği gibi girebildim. Henüz WhatsApp kullanmıyorum. Telefon da edemiyorum. Zira android telefondan nasıl arayacağımı bilemiyorum. Bunları düşünür ve telefonu kurcalarken, durakta otobüse biri binmiş. Otobüs şoförünün cıyaklamasından anladım.

Birden otobüs değil, yolcular hareketlendi.

"Ne oluyor?" diye bakındım etrafa. Bir ses duydum, sanki: "ben Jesus'um", diyordu.

Otobüsün koridorunda ne göreyim, anadan üryan biri.

Şoför, "in" diyor, o, "Jesus'um"...

22 Şubat 2024 Perşembe

İsmail Engin : Dijital Dünya ve Dijitalizm [Video]

 

İsmail Engin : Dijital Dünya ve Dijitalizm, 16'59'' [22.02.2024]   
Bu konuşmada dijital dünya ve kuşaklar, yapay zeka, Humanoid - Robot zamanlar, dijitalizm ve Alevilik - Aleviler konu edinilmektedir.

19 Şubat 2024 Pazartesi

İsmail Engin : Gönüllü Asimilasyon

“Bozuldu yolcular yollarda kaldı

Âyin erkân gitti dillerde kaldı”

[Pir Sultan’ım]

[İsmail Engin] Baştan ifade edeyim, bu örnek olay için, "dini kimliğin muhtevasında 'gönüllü asimilasyon'” kavramını ben veriyorum.

Bugün sosyal medyada bir haberle karşılaştım. “Hakikaten olmuş mu” diye merak ettim:

* * *

2018 yılının Haziran ayında 20 yüzyıldaki bir Alevi yerleşim yeri olarak bilinen Erzurum – Şenkaya – Çamlıalan’da "semah dönülerek" cami temel atma töreninin yapıldığı, gazete haberlerinde vardı ve emekli bir imam cami temeli atma töreninde dua etmişti.

Gazete haberine göre; köy – mahalle muhtarı, “köylerinin uzun zamandan beri alevi köyü olduğunu” belirtmiş:

“Önceleri köyümüzde cem evi ve cem tutulurdu. Fakat zamanla bu cem evleri tamamen tahrip oldu. Yaşamını yitiren dedelerimizin ardından uzun bir süre ibadet yapamadık. Kendimizi boşlukta hissettik. Köylülerimizle bir karar alarak cem evi yerine buraya bir cami yapılmasına karar verdik. Cem evi olsa bile cami yapımı gene mutlak oldu. Biz cenazelerimiz vakit namazlarımız bayram namazlarımız ve daha birçok ibadetimizden yoksun kaldık. Onun için Şenkaya Belediyesine ve caminin yapımında emeği geçen herkese teşekkür ederim”

demiş.

Belediye Başkanı da cami temeli atma törenine katılmış; “Çamlıalan’ın bu eksikliğine kayıtsız kalamayacaklarını” ifade etmiş.

Gazete haberi, caminin 250 metrekare arsa üzerinde yapılacağını; gasılhanesi, abdesthanesi, imam evi ve cami kompleksini içereceğini ve köylülerin son derece memnun olduğunu kaydetmiş.

16 Şubat 2024 Cuma

İsmail Engin : Değinmeler

[İsmail Engin] Elinde asası değil, oklavası yahut merdanesi vardı. Cübbeli değil, üç etekliydi. Ak sakalı yoktu; sakalsızdı. Saçları dağınık değil, örülmüştü, uzundu, belikti, beline kadar... Gözleri kendinden sürmeliydi. Yardımseverdi; susuz kalmışlara su, aç olana aş verirdi. Hastaları sağaltırdı. Irgat gibi çalışır, çocuklara bakar, onları yetiştirirdi. Adı... Adı yok, kendi vardı; sonra kendine de sayılmadı... Boz atına atlayıp gitti..

* * *

Hızır Orucu açma "töreni"ndeyiz. Televizyoncu yayında, yönetmen "kamera" diyor. Herkes pürtelaş; özçekim derdinde. Teknik görevli, 13. hizmette; mikrofon kontrolünde. Bay başkanlar dizi dizi, inci tanesi gibi, protokolde. Ekabir gelince, el pençe.. Kadın, ya Semahçı ya mutfak görevlisi...

* * *

Hızır var mı?

İnsan inanan bir varlıktır [inanmadığını beyan eden de inanmadığına inanır]. Herkesin tahayyülünde bir Hızır[ı] var. Hızır'ın olduğuna ve inanana en fazla da vicdan getirdiğine inanırım. Vicdanı olan huzurludur yahut huzursuzdur.

* * *

Canlar da aynısını yaşıyor. Dernek seçimlerinde, fedaratif, konfederatif vb. biri kurumun yazılı - görüntülü medyasında, bağlı derneklerin sosyal medya sayfasında, gece gündüz [7 / 24], "yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır" babında örtük "propaganda çalışması" yapıyor, icraatlarını anlatıyor, aktarıyor.

Söylemlerinde, betimleme ve tanımlamalarında kurumun programına uyup uymadığını soran yok nasılsa..

Geziyor; dernek dernek, değirmenin suyu - arabanın benzini - nereden geliyor, diyen de yok; zira ve kuşkusuz "propaganda çalışmaları"nı kendi cebinden karşılıyor.

Bir de sosyal medyada konuşmayın böyle şeyleri diye "fetva" veriyor - her hâlde, kendisi dışında konuşan "dernek düşmanı", tek söz hakkı ona ait; çünkü, "güç" onda -. "sosyal medya" ona hak, başkasına yasak.

12 Şubat 2024 Pazartesi

İsmail Engin : Can ve Hızır

[İsmail Engin] Bazan sosyal medyada güzel sorularla ve değinmelerle karşılaşıyorum. Geçtiğimiz dönemde "Can" genelde erkek ismidir, mealinde bir paylaşım yapmıştım. Kimi itirazlar yükseldi ve kadınlarda da rastlanan isim olduğu ifade edildi. İstisnalar kaideyi bozmaz..

Sadece "Can" ismi verilmiş kadınların artması dileğiyle..

* * *

Bugün, Hızır'ın da erkek olarak tasvir edildiğine yönelik bir ibare dikkatimi çekti.

Hakikaten Hızır erkek tasvirli ve Hıdır erkek ismi.. Hızır, niçin kadın tasvirli değil? Oysa düşene uzanan ilk el, kadın eli.. [Lâkin,  "Hı[n]zır Paşa" erkektir ve burada erkeğin "kaypak" konumu da "Hınzır" olarak yerli yerine oturmuştur.]

* * *

Erkek egemen toplumdayız, feminist hareket emekleme aşamasında..

Sorsan, erkekler "eş"inden değil, artık ve bir süreden beri, "eşit"inden bahsediyor. Gerçekten öyle mi? "Eşit" mi kadın?

* * *

Hızır orucu nedeniyle iki kadın Ana'nın Hızır'ı anlatacağı bir program duyurusuna da denk geldim. İşte bu bağlamda, yetmez ama evet; gecikmiş de olsa nihayet, dedim.. Ancak, değinecekleri Hızır, ak sakallı mı onu bilemem..

4 Şubat 2024 Pazar

İsmail Engin : Alevi Kadın Konferansı

[İsmail Engin] İzlediğim kadarıyla "Alevi Bektaşi Federasyonu Kadın Meclisi 1. Kadın Konferansı" "Yol'umuzda Vardık, Varız, Hep Var Olacağız" mottosuyla ve başarılı bir organizasyonla gerçekleştirildi.

Kadın, sesini bir süredir çıkarıyor. "Gelinlik etme"den, makus kaderinden kurtulmaya çalışıyor.

Yeri mutfak değil. Ki, derneklerde mutfakta görmeye aşinayım. 

Yönetici yeni yeni oluyor. Kotadan değildir umarım. 

Derneklerde en çok oyla seçilip yönetim kurulu üyesi kalmaya razı olmamalıdır kadın, derim. Ki, "Fatma Ana" "Adem"den öncedir.. Böyle değerlendirilir.

O halde, örneğin: Çatı kurumuna Almanya'da da bir kadın başkan yaraşır. Ve Berlin'de Cemevine elbette. Türkiye'de Mersin Cemevine de.. Dergâhlara ve vakıflara.. Neden olmasın? Kadın için feragat etmeli koca koca adamlar, "Fatma Ana, Adem'den önce"yse.. Sözde değil, özde...

Eşbaşkanlığa razı olmamalı, kadın. Başkan olmalı Başkan!..

Analar var cem yürütüyor. Dinî önder oluyor. Bu, henüz yeterli değil.

Ne zaman "mürşid" ve / veya "pir" olursa, o zaman hak ettiği yeri alır, diye düşünüyorum. İnanç Kurullarına başkanlık etmeli kadın.. Ki, "Kadıncık Ana" mürşid olarak telâkki ediliyorsa..

Ve kuşkusuz Hacıbektaş'ta "Postnişin"se.. Tarihi önemine kavuşmuş demektir!

2 Şubat 2024 Cuma

İsmail Engin : Orhan Türkdoğan [1928-1 Şubat 2024]

[İsmail Engin] Sosyolog. Türk - İslam sentezinin önde gelen isimlerindendir.[1]  

Kimi çevrelerde, "Türk milliyetçisi" olarak nitelenmektedir...

Üniversite öğrencisiyken "Yoksulluk Kültürü - Gecekonduların Toplumsal Yapısı" (1974) adlı çalışmasıyla ondan haberdar oldum. Araştırma, varoşların yapısının nasıl evrileceğine ilişkin gözlemler içeriyordu. O çalışmasında, bugünkü muhafazakarlığı - dindarlığı görmüştü...

1995'te yayınlanan "Alevi-Bektaşi Kimliği Sosyo-Antropolojik Araştırma" adlı kitabının yanı sıra "Alevi Kimliği" (1995), "Alevi-Sünni Bütünleşmesi Niçin Önemli?" (1995) (1999), "Kurmanç ve Zaza Aleviler" (1996), "Erzincan Yöresi Alevileri"  (1999), "Kütahya'da Bir Alevi Köyü" (2000), "Kozluk Alevileri ve Bektaşiliğin Savunusu" (2000) ve "Alevi Bektaşîlerde Norm ve Statü Dağılımı" (2005), "Türk Alevilik Sisteminde Yeni Oluşumlar" (2009) başlıklı makaleleriyle Alevilik konusuna eğildi. 

Çalışmalarında dile getirdiği "uyumu" yahut "bütünleşme"yi başından itibaren "Türk - İslam sentezi" ve "Türk - İslam ülküsü" şeklinde okudum. İslamiyet altında "[Sünni] Oğuz - [Alevi] Türkmen"  bütünleşmesinin yönünü, Mehmet Kırkıncı ile Ahmed Arvasî arasındaki bir çizgide buldum. Günümüzdeki kimi uygulamaların da bu doğrultuda olduğunu düşünmekteyim... 

30 Ocak 2024 Salı

İsmail Engin : "gavut" veya "kavut"

[İsmail Engin] gavut / gağut / un helvası / kavrulmuş kavut, kagut

Divan-i Lugati't-Türk'te "ḳaġut" şeklinde geçiyor: Buğdaydan yapılan bir yemeğin adı. Buğday kaynatılıyor, sonra kurutulup öğütülüyor, yağ ve şekerle karıştırılıyor.

Kitabu'l-İdrak'ta belirtildiği üzere, "ḳawut" bir Kıpçak yemeğinin adıdır.

Dersim yöresinde, Hızır oruçlarında "gavut" pişiriliyor.

Malatya’da “Kuru dutun havanda dövülmesiyle elde edilen çerez” “gavut”tur.

Malatya Hekimhan'daysa Hıdırellez'e Hızır ayı veya Hızır haftası deniliyor. Bu haftada buğdaydan yapılan kavurga el taşında çekilerek "Hızır gavutu" yapılıyor ve yeniyor.

Kastamonu, Düzce, Çorum, Gümüşhane, Elazığ, Sıvas, Adana yörelerinde "kavrulmuş tağıl yahut buğday unu" gavut olarak adlandırılıyor.

Cenciğe -Erzincan’da ve Divriği / Sıvas'ta öğütülmüş armut kurusu unudur, "gavut".

Keza, Erzincan’da “kuru meyve gibi yenilen kavrulmuş buğday”a da “kav-ut/kav-ur” deniyor.

Tokat'ta, “yabani armut”tur.

Isparta'da bulgur elendikten sonra geriye kalan kısımdır...

İzmir'de "ilaç olarak kullanılan kaynatılmış çiçek ya da bitki kökü suyu"dur.

Ve Giresun’da “Konsol”dur.

ḳavut / ḳavuṭ / ḫavut / ḳavud ...

Öte yandan Afyonkarahisar, Burdur, Düzce, Bursa, Ordu, Artvin, Isparta... yörelerinde kavrulmuş ve dövülmüş tahıl ununun şekerle veya tatlı yemişle karışımı helva, "kavut", "kavut helvası" şeklinde adlandırılıyor.

29 Ocak 2024 Pazartesi

İsmail Engin : Kutlu Özen [1940-2023]

“Düşekler, daha önce kutsal olmadığı halde kutsallığına inanılan bir kişinin kutsamasıyla oluşan ve bu hadiseden sonra adak yeri olma özelliğini kazanan kutsal mekânlardır. ‘Dede Düşekleri, Çelebi Düşekleri, Hızır Düşekleri, Hz. Ali Düşekleri, Kabayel Düşekleri, Gedik Bekçisi Düşekleri...’ bu özellikteki düşeklerdir.”

diye başlar “Düşek”leri anlatmaya bu konunun en önemli uzmanlarından Kutlu Özen.

Aynı zamanda yadsınamaz bir Âşık Veysel araştırmacısıdır o.

Sessiz sedasız; ama alandaki önemli çalışmalarında Divriği yöresini, Sivas’ı, oradaki halk kültürünü, yatırları ve dahası Aleviliği ele alır, anlatır, aktarır bizlere..

Adak, adak adamak, cöher, kurban vb. kavramları açıklar; adak yerlerinin fonksiyonlarını değerlendirir; yer-su, dağ, taş-kaya, orman-ağaç, evliya kültlerine bağlı adak yerleri üzerinde durur; Sivas ve Divriği örneğinde de konuyu ele alır...

* * *

Kutlu Özen, 1940 yılında Divriği’de doğdu. 1965’te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Türkçe ve Tarih dersi öğretmenliği yaptı. 1978-1980 tarihleri arasında Sivas Halk Eğitimi Başkanı; 1983’te Sivas Milli Eğitim Müdür Yardımcısı’ydı. 1983 - 2004 tarihlerindeyse Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Türk Dili Bölümü’nde okutmandı. 2009’da Cumhuriyet Üniversitesi tarafından "Fahri Doktora" ile onurlandırıldı. 2020’de Sivas Valiliğince 2020 yılı "Sivas Kültür, Sanat ve Hizmet Ödülü" verildi.

24 Ocak 2024 Çarşamba

İsmail Engin : İşgücü Göçü - Türkiye - Almanya İşgücü Anlaşması'nın 60. Yılında Gurbetçi Şaban Adlı Film Hakkında [Video]

 

İsmail Engin : İşgücü Göçü - Türkiye - Almanya İşgücü Anlaşması'nın 60. Yılında Gurbetçi Şaban Adlı Film Hakkında, 5'43'' [23.11.2021]

İsmail Engin : Sabiha Tansuğ [1931 – 2023]

[İsmail Engin] Sabiha Tansuğ, Türkmen giyiminin ve Anadolu kadın başlıklarının en önemli uzmanlarındandı. 1931’de Gümülcine’de doğdu. İzmir Göztepe Kız Sanat Okulu’nu bitirdi. 24 Ocak 2023’te İzmir’de yaşamını yitirdi.

Anadolu’yu gezerek topladığı kıyafet ve başlıklarla arasında Osmanlı dönemi parçalarından üç etekler, dönemin dış giyiminden maşlah, ferace ve yaşmak örnekleri de bulunduğu “Etnoğrafik Müze Koleksiyonu” oluşturdu.

Necla Yılmaz tarafından 2021’de Prof. Dr. Aydın Uğurlu danışmanlığında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Geleneksel Türk Sanatları Ana Sanat Dalı Geleneksel Türk Sanatları Bilim Dalı’nda “Etnolog Sabiha Tansuğ Hayatı, Türkmen Giyimi ve Başlıkları Konusundaki Araştırmaları ve Koleksiyonun İncelenmesi” başlıklı 235 sayfalık yüksek lisans tezi hazırlandı.

Belli başlı sergileri:

“Anadolu Kadın Başlıkları” (Viyana) (1967), “Kadın Başlıkları” (İstanbul) (1967), “Anadolu Kadın Başlıkları” (İstanbul) (1968), “Anadolu Kadın Giyimi” (İstanbul) (1969), “Anadolu Kadın Başlıkları ve Gelinlikleri” (Tokyo) (1970), “Türkmen Giyimi ve Kadın Başlıkları” (Paris) (1971), “Anadolu Kadın Başlıkları ve Gelinlikleri” (Strazburg, Roma, Londra, Amsterdam ve Köln) (1973)

Belli başlı eserleri:

“Anadolu Kadın Başlıkları ve Giysileri” [Broşür] (1973); “Türkmen Giyimi” (1985); “Türklerde Çiçek Sevgisi ve ‘Sümbülname’” (1988), “Anadolu Giyim Kültürü” (2006), “Geleneklerimiz Göreneklerimiz” (2019)

23 Ocak 2024 Salı

İsmail Engin : Berlin - Grunewald Tren İstasyonu 17. Peron : Nie Wieder


[İsmail Engin] Sonbahardı. Etraf sarı sarı yapraklarla dolmuştu. Hafif rüzgârlıydı. Yapraklar uçuşuyordu. Rüzgâr kesildiğinde sessizlik çöküyor, zaman sanki donuyordu. Akşam üzeriydi ve güneş de vuruyordu. Romantizm bu ya...

“Gidelim orasını mutlaka görmen lazım!” dedi.

Çok sevdiği yazar Fontane adına bir sokak varmış kenarında: Fontane sokağı...

Devamında Trabener sokağı.

“Arabayı Fontane sokağında park edelim, biraz yürürüz” diye fısıldadı kulağıma.

Trabener sokağına girmeden önce Winkler sokağı var. Oraya saptı. Hiçbir şey söylemeden.

“Gözlerini kapat ve öyle yürü, elinden ben tutacağım senin!” dedi.

Etraf sessizdi. Tek tük insanlar vardı. Gözlerimi kapadım. Yürümeye başladım. Elele tutuştuk. Beni götürdü. Söz vermiştim. Gözlerimi hiç açmadım. Rüzgâr arada yüzüme vuruyordu. Her taraf sararmış yapraklarla doluydu. Adım atarken yaprak sesleri hışırdıyordu. Öylece gittim... Nereye götüreceğini – gittiğimi bilmeden.

Hafif yokuştu... Ve susamıştım.

* * *

Sordu: “Birşey duydun mu?”

“Hayır!”

“Gördün mü?”

“Hayır!”

Gözlerimi açmamı istedi. Parmağıyla işaret etti bir yeri..

“Nie Wieder” yazıyordu, işaret ettiği yerde.

21 Ocak 2024 Pazar

İsmail Engin : Kimi Geleneksel Alevilerin Yeni Kurumu...

[İsmail Engin] 14 Ekim 2022 günü facebook duvarımda, "Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı"na giden sürecin kavramsal ayağı "geleneksel Alevilik"... başlıklı yazımı yayınlamıştım. Yazı aşağıdaki şekildeydi:

“Aleviliğin İslam içi anlayışı, kendini "kadim" olarak konumlandıran İslam dışı anlayışından ayırt etmek için ["köy Aleviliği" yerine] "geleneksel Alevilik" kavramına sıkı sıkıya sarıldı. - aslında "Alevi geleneği yahut gelenekleri" geçerli olanıdır -

Bu kavramlaştırmanın [yani "geleneksel Alevilik"] Aleviliği inançtan çıkarıp "kültüre indirgediğini" ve yanı sıra modernite karşısında da kendini konumlandırdığını [ve aslında böylece günü de yakalayamadığını] yine defaatle bu duvarda kaydettim.  - içten içe kızanlar da çok oldu -

Dahası Aleviliği ve Alevileri içeren "popüler kültür" örneklerini sayısız bir şekilde paylaştım: çatalından kaşığına, sigarasından çakmağına ve kibritine, anahtarlığından kolyesine ... tişörtünden kahve fincanına ... - kimse de nedir diye sormadı -

Hükümetin Alevi Açılımı'nın temel dayanağının bu kavram üzerine yani "kültür" kavramı üzerine oturtulacağı uzun zaman öncesinden belliydi. - ikazlarım anlaşılmak dahi istenmedi -

Bugün, kendini "geleneksel Alevi" olarak konumlandıranların "bir kısmı", ki onlar Aleviliğin İslam içi anlayışının savunucularıdır ve hatta temsilcileridir -, Hükümetin "Kültür ve Turizm Bakanlığı" bünyesinde oluşturacağı "Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı" kurumuna eklemlenmekte ve bu kuruma sahip çıkmaktadır.

Bununla birlikte, Aleviliğin İslam içi anlayışının önemli bir kesimi de dahil, değişik Alevi kesimlerince [bu kuruma ve ona eklemlenmeye] yapılan temel eleştiri, "kültür" kavramına yönelmekte ve sorulmaktadır:

"Biz kültür müyüz?" - evet, Alevi kültüründen söz edilebilir; ama inanca dayalı olarak; tıpkı "İslam kültürü", "Hıristiyanlık kültürü" ... vb. gibi -

Aşağıya Aleviliğin İslam içi anlayışında rastladığım ve yine Aleviliğin inanç kodlarını içeren ve son derece güçlü bulduğum bir itirazı "anonimleştirerek" ekliyorum...”

“Ben şahsen şah kulu dergahında olan söylemlere hicde hic katılmıyorum kültür bakanlığına bağlanmak istemiyoruz biz ehlibeyte bağlıyız”

Anonimleştirdiğim bu görüş, ilim adamı kisvesini kuşanmış kimileri tarafından istismar edilerek, nedense bana mâl edildi.

* * *

Bu vesileyle kısa değinmeler yapayım:

"Geleneksel Alevilik" [ve buradan hareketle "Geleneksel Alevi"] kavramı, moderniteye ve sonrasına kapalıdır. Öte yandan, "gelenek", bir inanç değildir. "Töre"ye giden yolun köşe taşlarını oluşturur. Ancak, inancın muhtevasını taşıyan veya ondan etkilenen, onu etkileyen "gelenek"[ler] vardır. "İnancın geleneği"den söz edilebilir.

19 Ocak 2024 Cuma

İsmail Engin : Gök – kubbe, kandilin altında... Teslim Taşı'ndan Teslim Kaşığı'na... - Hakk Sırrını Yüceltsin!

[İsmail Engin] 12 terkli yani dilimli “Hüseynî” veya 4 terkli “Edhemî” başlık; “Teslim Taşı” ile “Teber”, “Keşkül”... Bektaşiliğin önemli simgelerinden.

 * * *

Altın renkli gümüş “teslim taşı”nın içinde “ejderhayı yenmek” motifi kullanılıyor, Yunanistan’da.

Demir Baba Vilâyetnamesi’ne göre, Bulgaristan Deliormanlar’da Demir Baba, ejderhayı yenmek için giderken: “Ya Muhammed, ya Ali” diyor...

 * * *

Teslim taşında dizili boncuklar “On İki İmam”ı simgelerken, dövmesi de yapılıyor. Öylece, bir şekilde hayatın içine giriveriyor... İnanç hayatın bizatihi içinde can buluyor...

Teslim taşı... Kimbilir, belki de “ilim kapısı”dır... Baktığınıza ve ne gördüğünüze bağlıdır.. “Zahiri” için başka, “batıni” için başkadır..

“Teslim taşı”nın vücuda nakşedilmesi, değil sadece kimliğin içselleştirilmesi ve / veya dışa vurumu elbette. İnsan sosyal / kültürel bir varlık... Sosyalleşmesi, kimlik kazanımı, bir grup aidiyetinin “sonucu” aynı zamanda. İnanan bir varlık da... Beden, benlik ile kimlik(ler) bütünleştiği oranda “kendi gerçeği”ni inşa edebiliyor... Nihayetinde “kimlik”, sembolik anlamlarla oluşturuluyor...

* * *

Şahkulu Tekkesi, “Anatolia moderna – Yeni Anadolu” adlı derginin 1991’de yayınlanan “Derviches et cimetières ottomans” başlıklı 2. sayısında, enine boyuna ele alınıyor.

Sonrasında, Gülay Yılmaz da “Bektaşilik ve İstanbul’daki Bektaşi Tekkeleri Üzerine Bir İnceleme”sinde (2015), Şahkulu Tekkesi’nin bilinen en eski “babaları”nın Mustafa Baba (ölm. 1682); Yusuf Baba (ölm. 1685), Mürşid Ali Baba (ölm. 1697) olduğunu kaydediyor...

Kureyşan Ocağı’ndan İbrahim Demir Dede, “Yer gök su iken suyun üstünde yeşil bir kubbe vardı... Kubbeye kondu. Bir ses geldi: ‘Sen kimsin, ben kimim?’ ‘Sen sensin, ben de benim.’” diye başlıyordu, anlatımına...

“Gök – kubbe”, kandilin altında “teslim taşı” simgesine dönüyorsa orada; bilin ki, Şahkulu’ndasınız..

Ve o kubbenin altında Cemler tutuluyorsa artık, Mustafa Baba’nın da sesi yankılanıyor bir şekilde...

O anda, sorabilirsiniz: “Nerede şimdi Bektaşi dervişleri?”

* * *

Hacıbektaş Tekkesi’nde “Üçler Çeşmesi” veya Feyzi Baba Çeşmesi’nde “Mühr-i Süleyman” motifine rastlanıyor. Onun, kâinatı, maddî âlemin yaratılışını ve yok oluşunu, kötülüklerden korunmayı ve / veya arınmayı, bereketi, gücü, kudreti sembolize ettiği belirtiliyor. Ve “teslim taşı”nda da bazan bulunuyor. Fildişinden yapılmış, ortasındaki “Mühr-i Süleyman”ın içerisinde “İftah’’, kenar kısımlarda peygamber isimleri (Harun, Davut, İbrahim, Yakup, Musa) yazan teslim taşı, 19. yy. sonu ile tarihleniyor.

19. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilen “teslim taşı” örnekleri de var kuşkusuz...

20. yüzyılın ilk çeyreğinin İstanbul’unun siması dünyaca tanınmış dervişi; hem de stüdyoda fotoğrafçıya “konulu” poz veren dervişi, boyunda teslim taşı ile Selanik’ten 18 Mart 1908’de postalanan bir “Salut de Constantinople.” serisinden kartpostala konu oluyor, bu kez... Öncesi ve sonrası da var kuşkusuz... Muhtemelen “Photo Studio: Sébah & Joaillier” fotoğrafı... 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk fotoğrafçılar Avrupalı ve Hıristiyan’dı. Bunlardan Pascal Sébah ve oğlu Jean (Johannes) Sébah ve Fransız asıllı Polycarpe Joaillier’in yanı sıra Abdullah Freres, Constantinople’de çektikleri “derviş” temalı fotoğraflarla da dikkat çekiyor.

18 Ocak 2024 Perşembe

İsmail Engin : Alevi Tarihi - Alevi Arşivi - Dr. İsmail Kaygusuz ve Çalışmaları [Video]

 


İsmail Engin : Dr. İsmail Kaygusuz ve Çalışmaları, 13'49'' [06.02.2022]

İsmail Engin : Şair Süheyla Taşçıer ve Eserleri [Video]

 

İsmail Engin : Şair Süheyla Taşçıer ve Eserleri, 08'01'' [29.01.2022]

https://youtu.be/0tq97E7ZB5k

İsmail Engin : Sanatta Alevilik [Video]

 

İsmail Engin : Sanatta Alevilik, 11'23'' [08.12.2021]

İsmail Engin : Göç Tarihi - Türkiye - Almanya İşgücü Anlaşması'nın 60. Yılında 2 Video Klip [Video]

 

İsmail Engin : Göç Tarihi - Türkiye - Almanya İşgücü Anlaşması'nın 60. Yılında 2 Video Klip, 8'14'' [01.11.2021]

İsmail Engin : Noel ve Biz [Video]

 

İsmail Engin : Noel ve Biz, 11' [24.12.2021]

İsmail Engin : Ahmet Yürür ve Alevi Müziği [Video]

 

İsmail Engin : Ahmet Yürür ve Alevi Müziği, 12'51'' [15.02.2023]

İsmail Engin : Ali Aksüt ve Çalışmaları [Video]


 İsmail Engin : Ali Aksüt ve Çalışmaları, 8'17'' [13.03.2022]

https://youtu.be/d871iZROJGE

İsmail Engin : Rıza Yetişen ve Tahtacı Aşiretleri [Video]


 İsmail Engin : Rıza Yetişen ve Tahtacı Aşiretleri, 8'28'' [30.03.2022]

İsmail Engin : Ağuçen Ocağı'ndan Malatyalı Bir Antropolog-Halkbilimci, Hüseyin Şahin [Video]

 

İsmail Engin : Ağuçen Ocağı'ndan Malatyalı Bir Antropolog-Halkbilimci, Hüseyin Şahin, 14'00'' [24.03.2023]