Bu Blogda Ara

Alevi Arşivi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alevi Arşivi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2026 Salı

İsmail Engin : Arşiv, Arşivcilik ile Belleğin Arşive Kaydedilmesinde Alevi Antropolojisi

[İsmail Engin] Fizikî olarak arşivler, geçmişten kalan belgelerin saklandığı mekânlar olmanın ötesindedir; ve, toplumsal belleğin nasıl oluşturulduğunu, hangi bilgilerin korunduğunu, hangi deneyimlerin görünmez kaldığını anlamaya imkân veren tarihsel yapılardır. Arşivcilik, belgelerin seçilmesi, edinilmesi, düzenlenmesi, tanımlanması, korunması ve erişime açılması süreçlerini kapsamaktadır. Sözü edilen süreçler, teknik işlemler şeklinde görülmemelidir. Onlar; tarihsel bilgi üretimini, kültürel temsil biçimlerini ve bilgi üzerindeki yetki ilişkilerini de etkilemektedir.

Alevi antropolojisi açısından arşiv ve arşivcilik, Alevi topluluklarının tarihsel deneyimlerini, inanç pratiklerini, inanç odaklı toplumsal örgütlenmelerini, kuşaklar arası kültürel aktarım süreçlerini araştırmanın "temel araçları" arasındadır. Alevi belleği; yazılı belgeler, cönkler, şecereler, buyruklar, erkân ve hizmet defterleri, nefesler, deyişler, sözlü tarih anlatıları, cem kayıtları, müzik pratikleri, ziyaret yerleri ve kişisel hatıralarla birlikte değerlendirilmelidir.

Alevi belleğinin önemli bölümü, ocak ailelerinin, dedelerin, zakirlerin, âşıkların ve topluluk üyelerinin kişisel arşivlerinde ya da sözlü aktarım geleneklerinde korunmuştur. Onu oluşturan materyallerin tarihsel değeri, içerdikleri bilgilerden, üretildikleri toplumsal ilişkilerden ve aktarım koşullarından da kaynaklanmaktadır.

Arşiv, kültürel yahut inancı içeren belleğin nasıl korunduğunu, değiştiğini, yeniden yorumlandığını ve farklı kuşaklara aktarıldığını araştırmaya imkân sağlamaktadır. Ve, Alevi antropolojisinde arşivin temel işlevi, geçmişe ait bilgileri bir araya getirmekle sınırlandırılmamaktadır. Nitekim, arşiv belgeleri; etnografik gözlem, sözlü tarih, yaşam öyküleri ve topluluk üyelerinin kendi yorumlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

* * *

Eleştirel veri çalışmaları, verilerin tarafsız ve kendiliğinden oluşmuş objektler olmadığını; üretildikleri tarihsel koşulların, seçilme ölçütlerinin ve sınıflandırma kararlarının izlerini taşıdığını vurgulamaktadır. Diğer bir anlatımla; bir müze koleksiyonunun, devlet arşivinin veya dijital kataloğun oluşturulması sırasında hangi belgelerin kayda geçirileceği, hangi kavramların kullanılacağı ve hangi bilgilerin öne çıkarılacağı belirli kurumsal, toplumsal ve ideolojik tercihlerden etkilenebilmektedir.

9 Ekim 2026 Cuma

İsmail Engin : Ahmed Yesevi ve Türk-İslam Belleği - I

[İsmail Engin] XII. yüzyıl Türkistan’ında yaşamış, Türklerin İslamlaşma ve İslam’ı içselleştirme süreçlerinde önemli bir yer edinmiş din adamı ve sûfî şahsiyet Ahmed Yesevi’yi büyük bir şair, mutasavvıf, tarikat kurucusu veya Anadolu’nun İslamlaşmasının öncüsü olarak tanımlamak, tarihî kişiliğini sonraki yüzyıllarda oluşan Yesevîlik geleneğiyle birbirine karıştırma tehlikesini beraberinde getirmektedir. Bu tür tanımlamalar, tarihsel şahsiyet ile onun ölümünden sonra oluşan dinî, edebî ve kültürel miras arasındaki ayrımın gözden kaçırılmasına yol açabilmektedir.

Ahmed Yesevi’yi doğru anlamanın temel şartı, tarihî Yesevi ile onun etrafında zamanla oluşan menkıbevî, tasavvufî ve kültürel belleği birbirinden ayırmaktan geçmektedir. XII. yüzyıl Türkistan’ında yaşamış bir sûfî ve din adamı olarak Ahmed Yesevi hakkında bildiklerimiz sınırlıdır. Ve lâkin, onun adına oluşturulan hikmetler, silsileler, menkıbeler ve tasavvufî anlatılar yüzyıllar boyunca yaşamış; farklı Türk toplulukları tarafından yeniden yorumlanmıştır. O hâlde, Yesevi’nin tarihsel kişiliğini araştırmak kadar, onun adına oluşan geleneğin hangi tarihsel şartlarda biçimlendiğini ve hangi toplumsal işlevleri üstlendiğini incelemek de önemlidir.

Ahmed Yesevi, tarihsel olarak XII. yüzyıl Türkistan’ına ait olan Yesevi; ve, sonraki yüzyıllarda onun adına oluşturulan, Türk-İslam dünyasının geniş bir bölümünü etkileyen "Yesevîlik belleği" olmak üzere iki farklı düzlemde ele alınmalıdır. Söz konusu iki düzlem, birbiriyle ilişkilidir; ve ancak, aralarındaki ilişkinin niteliği, her durumda doğrudan biyografik veya kurumsal devamlılık varsayılarak açıklanamaz.

* * *

Talat Tekin’in 1 Nisan 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Hoca Ahmet Yesevi’den Yunus’a” başlıklı yazısı, Ahmed Yesevi’yi alışılmış övgü kalıplarının dışında değerlendirmesi bakımından dikkat çekicidir.

Tekin, adı geçen yazısında Yesevi’nin “mütefekkir” olarak nitelendirilmesine karşı çıkmaktadır. Ona göre düşünür; evreni, insanı, doğayı ve toplumu akıl ve düşünce yoluyla sorgulayan, bunlara ilişkin özgün ve sistematik bir düşünce geliştiren kişidir. Ahmed Yesevi ise bu anlamda bir filozof veya sistematik düşünür değildir. Onun düşünce dünyasının merkezinde Kur’an, İslam, şeriat ve Hz. Peygamber’in sünneti bulunmaktadır.

6 Ekim 2026 Salı

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi Perspektifinden Şamanik Miras, Ritüel ve Kültürel Dönüşüm, Yeniden Kuruluş Örneğinde Soruyu Değiştirmek

[İsmail Engin] “Gelenek taşındığında ne olur?” ve / veya, “geleneksel bir inanç dünyası başka bir coğrafyaya taşındığında, başka dinî ve kültürel sistemlerle karşılaştığında ve modern dünyaya girdiğinde ona ne olur?” Kimi unsurlar kaybolur. Kimileri biçim değiştirir. Kimileri yeni bir dinî anlam kazanır. Kimileri geçmişteki biçiminden çok farklı olarak yeniden ortaya çıkar...

Yukarıdaki soru, Alevi antropolojisi açısından geçmişin izlerini sürmek anlamını taşımamaktadır.

Bir topluluğun kutsallığı, toplumsal ilişkileri, belleği, tutum - davranışı, doğayı, ölümü, şifayı ve kimliği nasıl örgütlediğini anlamaktır.

Alevilik ile Şamanizm arasındaki ilişkiyi araştırırken temel soru, “Alevilik Şamanizmin devamı mıdır?” olmamalıdır!

Daha anlamlı soru, 

“Orta Asya ve bozkır dünyalarından gelen çeşitli kültürel ve ritüel unsurlar, İslamlaşma, göç, Anadolu’daki kültürel karşılaşmalar ve Alevi topluluklarının kendi tarihsel deneyimleri içerisinde nasıl dönüşmüş, yeniden yorumlanmış ve toplumsal bir sisteme dönüştürülmüştür?” 

şeklindedir.

Ve, bu soru bizi doğrudan Alevi antropolojisinin merkezine taşımaktadır. Zira, Alevilik hem bir inançlar bütünü hem bir topluluk örgütlenmesi, bir ahlâk sistemi, ritüel bir dünya, bir bellek biçimi,  akrabalık ve dayanışma ağı, kutsal mekânlar sistemi, sözlü kültür, tutum - davranış ve müzik pratiği, tarihsel deneyimlerin kuşaktan kuşağa aktarılma biçimi olarak bir “inanç sistemi”nden daha fazlasıdır.

Aleviliği sadece inançlar üzerinden okumak önemli bir eksikliktir. Alevilik, insanın neye inandığından çok daha fazlasını içermektedir.

Bir Alevinin dünyası; cemde, ocakta, dede-talip ilişkisinde, musahiplikte, rızalıkta, lokmada, semahda, nefeste, ziyarette, yas ve ölüm pratiklerinde, gündelik dayanışmada ve topluluk belleğinde somutlaşmaktadır.

O nedenle, Alevi antropolojisi, “Aleviler neye inanır?” sorusuyla sınırlı kalamaz. Bunun yanında; “Aleviler topluluklarını nasıl kurarlar?”, “kutsallığı nasıl üretirler?”, “toplumsal ilişkileri nasıl düzenlerler?”, “geçmişlerini nasıl hatırlarlar?”, “ritüeller aracılığıyla kimliklerini nasıl yeniden üretirler?” sorularının da sorulması ve bunlar üzerinde odaklaşılması gerekir. Ve, “Şamanik miras” da ancak bu toplumsal bağlam içerisinde anlamlandırılabilir.

1 Ekim 2026 Perşembe

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi Bağlamında Bir Tartışma - Rızalık Yolu mu, Tüzük Yolu mu?

[İsmail Engin] Aleviliği günümüzde genel geçer şekilde “rızalık yolu” olarak tanımlamak kadar, rızalığın yerini bütünüyle “tüzük yolu”nun aldığını söylemek yüzeysel bir bakıştır. Antropolojik açıdan soru, rızalık ile tüzüğün birbirinin basit karşıtı olup olmadığının dışında; “Alevi olarak adlandırılan ilişkilerin hangi inanç odaklı toplumsal, hukukî ve kurumsal biçimler içinde yeniden üretildiğidir.”

O nedenle, konuya, “Alevilikte eskiden rızalık vardı, şimdi tüzük var” biçiminde doğrusal bir kayıp anlatısının dışında, “bir ilişki biçiminin başka bir ilişki biçimiyle nasıl eklemlendiği ve dönüştüğü” üzerinden bakmak, gerekmektedir.

Alevi erkânında “rızalık” hem bir ahlâkî ilke hem de insanların birbirleriyle, yol ile, cemaat ile ve erkân ile kurdukları ilişkinin örgütlenme biçimlerinden biridir. Dâr, kişinin, yolun ve cemaatin huzurunda kendi sorumluluğuyla yüzleşmesini; görgü, yol içindeki ilişkilerin, sorumlulukların ve karşılıklı rızanın cem bağlamında yeniden değerlendirilmesini mümkün kılan pratikleri ifade etmektedir.

Dâr ve görgünün temel işlevi, bir kural ihlâlini tespit etmek; ihlâl karşısında bir “ceza” üretmekten çok, bozulan ilişkinin görünür kılınması, tarafların yüzleşmesi, rızanın aranması ve mümkün olduğunda toplumsal ilişkinin yeniden kurulmasıdır.

Tam da burada modern dernekleşme biçimleriyle önemli bir karşılaşma ortaya çıkmaktadır :

Günümüzde Alevi kurumları, modern hukuk düzeninin tanıdığı dernek biçimi içinde örgütlenmektedir. Ve, bu örgütlenme biçimi; üyelik, temsil, seçim, organlar, görev tanımları, genel kurul, yönetim kurulu, denetim ve disiplin gibi kategoriler üretmektedir. Böylece, daha önce farklı bir ilişki mantığı içinde anlam kazanan bazı roller ve kavramlar, yeni bir kurumsal dil içerisinde “yeniden tanımlanmaya” başlamaktadır.

17 Eylül 2026 Perşembe

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Üretken Yapay Zekâ Çağında Aleviliğin Temsili Sorunu

[İsmail Engin] Yapay zekâ, artık ve bir süredir, teknik ve ekonomik bir dönüşümün aracı olmaktan çıkarak, bilgi üretiminin ve kültürel anlamlandırmanın önemli aktörlerinden biri hâlindedir. “Üretken yapay zekâ sistemleri”, kullanıcılarının tarih, din, kültür, kimlik ve toplumsal gruplar hakkında sorular sormasına, kısa sürede cevap almasına imkân tanımakta; uzmanlık, kitap, arşiv veya kurumsal bilgi gerektiren birçok konu, “algoritmik sistemler” aracılığıyla gündelik bilgi alanına taşınmaktadır.

Ve, söz konusu bu dönüşüm, antropoloji açısından “bir kültür veya toplumsal grup, yapay zekâ tarafından nasıl temsil edilmektedir?” sorusu üzerine düşünmeyi gerekli kılmaktadır.

Konu üzerine düşünme pratikleri, özellikle tarihsel olarak farklı aktörler tarafından, farklı biçimlerde tanımlanmış topluluklar bakımından özellikle önem kazanmaktadır.

Alevilik, bu açıdan dikkat çekici bir örnektir.

Alevilik hakkında akademik, dinî, siyasal ve toplumsal alanlarda farklı tanımlamalar bulunmaktadır. Ve, Alevilik, kimi yaklaşımlarda İslam içerisindeki bir yorum, kimi yaklaşımlarda özgün bir dinî-kültürel yapı, kimi yaklaşımlardaysa kültürel kimlik ve hayat biçimi üzerinden ele alınmaktadır.

O hâlde, “Alevilik nedir?” sorusu, hem tanımsal bir soru hem de kimlik, temsil, bilgi ve iktidar ilişkilerini içeren bir sorudur.

“Üretken yapay zekâ”, bu tartışmalı bilgi alanına girdiğinde, farklı kaynaklardan gelen anlatıları tek cevap içerisinde biraraya getirebilmektedir. O nedenle, yapay zekânın Alevilik hakkındaki cevapları, antropolojik açıdan “yeni bir temsil biçimi” olarak değerlendirilebilir. Ancak, bu bağlamda, yeni soru[n] kümeleri de oluşmaktadır: “Üretken yapay zekâ sistemleri, Aleviliği nasıl temsil etmektedir ve bu temsiller Alevi topluluklarının öz-temsilleriyle nasıl ilişki kurmaktadır?”

Ve, bu temel soruya bağlı, şu alt sorular da ortaya çıkmaktadır: 

“Yapay zekâ Aleviliği hangi kavramsal kategoriler üzerinden tanımlamaktadır?”, “Aleviliğin içsel çeşitliliği algoritmik temsillerde nasıl görünür hâle gelmektedir?”, “Yapay zekâ hangi bilgi biçimlerini epistemik olarak daha görünür kılmaktadır?”, “Algoritmik temsillerle Alevi kurumlarının öz-temsilleri arasında nasıl farklılıklar bulunmaktadır?”, “Yapay zekâ, mevcut Alevilik anlatılarını yeniden üretmekle mi yetinmekte, yoksa yeni bir kültürel temsil alanı mı oluşturmaktadır?”

* * *

Temsil, bir toplumsal gerçekliğin basitçe yeniden aktarılması şeklinde görülmemelidir ve o, aynı zamanda “anlam üretme süreci” olarak, anlamların dil, semboller ve kültürel pratikler aracılığıyla üretilmesiyle de ilişkilidir.

15 Eylül 2026 Salı

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Geleceğin Aleviliği Nasıl Şekillenebilir?

[İsmail Engin] “Alevi antropolojisi” açısından geleceğin Aleviliğini tartışırken, Aleviliği bir inanç sistemi ve  ritüeller, akrabalık, ocak ilişkileri, bellek, mekân, müzik, cem, gündelik hayat, göç ile kimlik siyaseti üzerinden “yeniden üretilen inanç odaklı bir kültürel dünya” olarak ele almak;  “Alevilik değişecek mi?”den ziyade, “Alevilik değişirken neyi Alevilik olarak koruyacak?” sorusu üzerinde durmak gerekiyor.

Öncelikli olarak; ocak merkezli yapıdan bireyselleşmiş Aleviliğe doğru geçiş yaşanırken geleneksel Alevi toplumsallığında ocaklar, dedeler, taliplik, musahiplik ve yerel ilişkilerin belirleyiciliği ön plândayken, kentleşme ve özellikle Avrupa diasporasının bu yapıyı önemli ölçüde dönüştürdüğü ifade edilmelidir.

O hâlde, gelecekte; Dedeliğin daha fazla sembolik / kültürel bir otoriteye dönüşebileceği; cemlere katılımın, ocak ve taliplik bağından bağımsızlaşabileceği; “Alevi” olmanın giderek kişisel bir kimlik ve etik tercih haline gelebiliceği; geleneksel topluluk denetiminin yerini derneklerin, vakıfların, kültür merkezlerinin ve dijital toplulukların alabileceği öngörülebilir..

Bunların birinin, ikisinin veya hepsinin gerçekleşmesi, Aleviliğin ortadan kalkması anlamına gelmemekte; cemaat merkezli Aleviliğinden kimlik Aleviliğine doğru bir kayma anlamına gelebileceğine işaret etmektedir..

Ve, “inanç mı, kültür mü?” ikileminin önemini yitirebileceği söylenebilir. Alevilerin önemli bir bölümü kendisini “inanç”, bir bölümü “kültür”, bir bölümü ise her ikisinin birleşimi üzerinden tanımlıyor. Antropolojik açıdan ilginç olan, bu kategorilerin birbirini dışlamak zorunda olmamasıdır. Geleceğin Aleviliğinde şu tür bir sentez ortaya çıkabilir: Alevilik; inancını, ahlâkını, ritüelini, tarihsel belleğin ve kültürel kimliğin hepsini içerecek şekilde yorumlanabilir. Buradan hareketle; “Alevilik bir din midir?” sorusundan çok, “Aleviler Aleviliği hangi pratikler aracılığıyla yeniden üretiyor?” sorusu daha açıklayıcı olabilir.

7 Eylül 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Arşivler de Seçer - Sansür, Mobbing ve Bellek

[İsmail Engin] Arşiv ve arşivcilik son dönemin moda kavramları. Bireysel arşivler kullanıma açılıyor, kurumsal arşivler oluşturuluyor.

Bir kurumun ya da haber sitesinin arşivine dönüp baktığımızda, çoğu zaman geçmişin tamamını gördüğümüzü “sanıyoruz” yahut “varsayıyoruz”. Oysa, gördüğümüz veya varsaydığımız, geçmişten geriye kalmış seçilmiş kayıtlar ve onlar da geçmişin tamamı değil. Zira, arşiv kendiliğinden oluşmuyor.

Bir olayın haberleştirilmesi, öne çıkarılması, tekrar gündeme taşınması, kayda geçirilmesi, korunması, yıllar sonra yeniden bulunabilmesi; editoryal ve kurumsal tercihlerden geçiyor.

O nedenle, arşiv, bir saklama alanı olmanın ötesine geçiyor; bir seçme, eleme ve görünür kılma alanı oluyor.

Tam da bu yüzden bir arşive bakarken, “ne var?” diye sormak yetmiyor, “ne yok?” diye de sormak gerekiyor. Hatta daha önemlisi: “Neden yok?” sorusunda gizli kalıyor.

Bir olay, kısa süre görünür olup sonra sessizliğe bırakılıyorsa, kayıtları korunmuyorsa veya zaman içinde erişilemez hâle geliyorsa, aynı olayın gelecekte hatırlanması ve yeniden araştırılması zorlaşıyor.

Arşivin seçiciliği, neyi dışarıda bıraktığının dışında neyi içeride tuttuğu ve sürekli yeniden dolaşıma soktuğuyla da ilgili.

Ve burada “sansür” sorunu ortaya çıkıyor.

Sansür, yalnızca ve basitçe, bir içeriğin açıkça yasaklanması veya silinmesi şeklinde gerçekleşmiyor. Bir konunun hiç haberleştirilmemesi, görünürlüğünün sürekli azaltılması, gündemin dışında tutulması veya dolaşımının kesilmesi de kamusal alandaki etkisini değiştirebiliyor.

2 Eylül 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevi Belleğine Format Atmak

[İsmail Engin] “Format atmak” deyimi, son zamanlarda siyaset ve Aleviler söz konusu olduğunda sıkça kullanılıyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu deyimi tuttum.

Zira, “format atmak” yahut “formatlamak”, bir bilgisayar işleminden aktarılıyor ve bugünün siyasetinde, geçmişi yeniden düzenlemenin, belleği biçimlendirmenin, bazı dosyaları açıp bazılarını kapatmanın, hatta kimi zaman bütünüyle silmeye çalışmanın da betimlemesi oluyor.

Lâkin “format atmak” deyimini tek başına bırakmamak gerekiyor.

Yanına şunları da eklemek, birlikte anmak lâzım.

Biri; aldatmayı, hileyi, kurnazlığı, stratejiyi, mücadeleyi ve iktidarı anlatan “Truva Atı”.

Diğeriyse; direnmenin, hakikatin, inancın ve zulme karşı duruşun simgesi olan “Pir Sultan Abdal”.

Homeros’un İlyada’sındaki anlatıya göre Troyalılar aldatılarak kent surlarının dışına bırakılan tahta at, barış hediyesi de sanılarak kentin içine alınır. Atın içine gizlenen Akalar, içeriden müdahale ederek ve kentin kapısını açarak Troya’nın düşmesini sağlar.

“Pir Sultan Abdal” anlatısında bunun tam tersi vardır.

31 Ağustos 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi Bağlamında İdeal İnsan - Grimm Masalları ile Bir Karşılaştırma

[İsmail Engin] Alevi antropolojisi perspektifinden ideal insan tasarımının; halk anlatıları, menkıbeler, şiirler, deyişler ve ritüeller aracılığıyla “nasıl kurulduğu” önemli bir sorun kümesidir. Jacob ve Wilhelm Grimm kardeşler tarafından derlenen Avrupa [Alman] halk masalları ile Alevi anlam dünyasında Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal ve Şah İsmail Hatâyî çevresinde şekillenen anlatılar arasında doğrudan bir köken veya aktarım ilişkisi kurmaktan ziyade, karşılaştırmalar yaparak, farklı kültürel sistemlerin insanı ahlâkî, toplumsal ve sembolik düzeylerde nasıl biçimlendirdiği sorusu üzerinde odaklanmak, ilgili sorun kümesini açabilmek ve bir model oluşturabilmek için ipuçları vermektedir.

İnsan, Alevi anlam dünyasında, bireysel bir varlık olmanın dışındadır; yol içerisinde öğrenen, toplulukla ilişki kuran, rızalık arayan, nefsini terbiye eden ve hakikate yönelen “ilişkisel bir özne” olarak ele alınmaktadır.

Dört Kapı - Kırk Makam, cem, musahiplik, ikrar ve görgü gibi kurum ve pratikler bu oluşumun başlıca alanlarını meydana getirmektedir. Hz. Ali’nin adalet ve yiğitlik imgesi, Hacı Bektaş Veli’nin erenlik ve rehberlik modeli, Pir Sultan Abdal’ın hakikat ve direniş söylemi ile Hatâyî’nin aşk, birlik ve Ehl-i Beyt merkezli şiir dünyası, bu idealin farklı boyutlarını görünür kılmaktadır.

Grimm masallarındaki orman, cadı, ejderha, sihirli obje ve kahramanın sınavı gibi motifler Alevi anlatılarıyla özdeşleştirilmemekte; eşik, sınav, dönüşüm ve toplumsal düzen kategorileri üzerinden karşılaştırılmaktadır.

Alevi anlam dünyasında ideal insan, bir kahraman figürü aracılığının “dışında”; anlatı, ritüel, bellek, topluluk ve gündelik pratiklerin kesişiminde sürekli olarak üretilmektedir.

* * *

Alevi antropolojisinin temel sorularından biri, insanın nasıl tanımlandığı ve hangi inanç odaklı kültürel süreçler aracılığıyla belirli bir insan idealine dönüştürüldüğüdür. Ve bu durum; inanç esaslarının ötesinde; gündelik hayat, topluluk ilişkileri, ritüel, ahlâk, sözlü kültür ve bellek bağlamında ele alınmaktadır.

27 Ağustos 2026 Perşembe

İsmail Engin : Altan Tan'ın Alevi Sorunu Yaklaşımı [2021]

[İsmail Engin] Altan Tan, 3 Eylül 2021'de The Independent Türkçe'de yayımlanan "Dünyaya ve siyasete yeni bir bakış" başlıklı "Yeni Anayasa" talep ettiği yazısında, Türkiye'nin "Alevi sorunu"na ilişkin dikkat çekici değerlendirmeler yapıyor. 

Tan, sorunun tarihsel köklerini, 1514 Çaldıran Savaşı'na kadar götürüyor ve Osmanlı-Safevi rekabetinin ardından Alevilerin Osmanlı coğrafyasında, Sünnilerin ise İran'da mezhepsel ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürüyor.

Tan'ın yaklaşımının merkezinde, eşit yurttaşlık fikri bulunuyor. 

Ona göre; demokratik bir Türkiye'de devlet, vatandaşın inancını kendisinin tanımlamasına saygı göstermeli; Alevilerin ibadet, eğitim ve kültür alanındaki özgünlükleri hukuken ve fiilen tanınmalıdır.  Tan, bu bağlamda, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, Alevi çocuklarının kendi inançlarını öğrenebilmeleri ve kamu hizmetlerinde mezhep temelli ayrımcılığın sona erdirilmesi gerektiğini savunuyor.

Ve Diyanet İşleri Teşkilatı'nın kaldırılmasını değil ama özerkleştirilmesini, farklı din ile mezheplere [muhtemelen Şafiiliğe de] ayrım gözetmeden kamu hizmeti sunmasını istiyor; devletin belirli bir mezhebin [muhtemelen Hanefilik] ihtiyaçlarıyla özdeşleşmesinin önüne geçilmesini öneriyor.

16 Ağustos 2026 Pazar

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi ile Yaşlılığın ve Otoritenin Yeniden Düşünülmesi

[İsmail Engin] Yaşlılık; biyolojik yaşlanmanın sonucu ya da yaşam döngüsünün son aşaması olduğu gibi, toplumsal ilişkiler içerisinde şekillenen bir konum aynı zamanda ve kronolojik bir kategori olarak yaş; deneyim, bellek, bilgi, bakım, söz hakkı ve toplumsal tanınma ile anlam kazanıyor. Bununla birlikte, yaşlı olmak, her zaman bilgi sahibi olmak; bilgi sahibi olmak da otomatik olarak otorite sahibi olmak anlamına gelmiyor. Yaşlılığın toplumsal konumu, bireyin ait olduğu kültürel ve dini çevre içerisinde şekilleniyor.

Baştan ifade edilmelidir ki; Alevi antropolojisi, yaşlılığın anlamını kendi özgül toplumsal, tarihsel ve ritüel bağlamı içerisinde yeniden düşünmeyi mümkün kılıyor. Yaşlıların ne kadar yaşadıklarına değil; sahip oldukları deneyimlerin, bilgilerin ve ilişkilerin topluluk içerisinde nasıl bir değer kazandığına bakıyor.

Yine vurgulanmalıdır ki; Alevi antropolojisi, Alevi toplulukları homojen bir yapı olarak ele almıyor. Bölgesel farklılıklar, ocak ilişkileri, kentleşme, göç, eğitim, kuşak farklılıkları ve diaspora deneyimleri Alevi pratiklerinin ve kimliklerinin farklı biçimlerde yaşanmasına yol açıyor. O nedenle, yaşlılığı ve otoriteyi konu edinirken amacı, bütün Aleviler için geçerli tek bir yaşlılık modeli ortaya koymak değil, farklı Alevi bağlamlarında yaşlılığın nasıl anlamlandırıldığını ve deneyimlendiğini araştırmak oluyor.

Alevi antropolojisi açısından yaşlılık, toplumsal yaşamın dışında kalan pasif bir dönemin dışında;. Alevi belleğinin üretildiği, korunduğu ve yeni kuşaklara aktarıldığı bir alandır. Bu bağlamda, yaşlılar, geçmiş ile bugün arasında aracılık eden; yaşanmış deneyimleri, ritüel bilgileri ve topluluk değerlerini taşıyan aktörlerdir.

Ancak, Alevi antropolojisi, konuyu ele alırken, yaşlıların ne bildiğinden çok, bildikleri şeylerin hangi koşullarda geçerli bilgi olarak tanındığı ve ne zaman kültürel ve / veya dinî otoriteye dönüştüğü sorusundan hareket ediyor. Ona göre; bilmek, tanınmak ve otorite sahibi olmak farklı şeylerdir ve dernek idarecileri “henüz” “seçilmiş kültürel otorite” olarak değerlendirilebiliyor.

13 Ağustos 2026 Perşembe

İsmail Engin : Alevi Antropolojisinde Yeniden Düşünmek

[İsmail Engin] “Re-thinking”, yani yeniden düşünmek, Alevi antropolojisi açısından sadece geçmişe yeniden bakma anlamına gelmiyor; Aleviliği bilme, yorumlama ve temsil etme biçimlerini sorgulamayı ifade ediyor.

Yeniden düşünmenin konusu, Alevilik ile onun hakkında üretilen bilgi, kullanılan kavramlar, temsil biçimleri ve araştırmacının bu süreçteki konumu da sorgulamanın parçası oluyor : “Re-thinking” ile değişmez ve “gerçek Alevilik” tanımı bulmakla uğraşılmıyor; Aleviliğin farklı tarihsel, toplumsal ve mekânsal bağlamlarda nasıl anlamlandırıldığı, yaşandığı, aktarıldığı, tartışıldığı ve yeniden kurulduğunu ortaya koymak amaçlıyor...

Bu yaklaşım, Aleviliği donmuş bir gelenek, tamamlanmış bir inanç sistemi veya homojen bir kimlik olmanın ötesinde; bellek, ritüel, söz, mekân, aidiyet, toplumsal ilişkiler ve iktidar içerisinde sürekli yeniden oluşan çoğul bir yaşam dünyası olarak ele alıyor.

“Alevilik nedir?” sorusuyla sınırlı kalmıyor; Aleviliğin kimler tarafından, hangi tarihsel koşullarda, hangi kavramlarla ve hangi anlamlar üzerinden tanımlandığı üzerinde duruyor.

Alevi antropolojisi de Aleviliği; onun nasıl bilindiği ve nasıl temsil edildiğini ele alıyor.

Bu noktada, anlamın nasıl anlaşılabileceğini ve yorumlanabileceğini sorgulayan bir düşünce geleneği olan hermenötik önemli bir teorik zemin sunuyor. Zira, insanın dünyası, yalnızca dışarıdan gözlemlenebilen davranışlardan oluşmuyor; insanlar, dünyalarını anlamlandırıyor ve bu anlamlar içerisinde yaşıyorlar. O nedenle, toplumsal gerçekliği anlamak, “ne oluyor?” ve beraberinde “bu, onu yaşayan insanlar açısından ne ifade ediyor?” sorularına cevap aramakla mümkün gözüküyor.

Alevi antropolojisi açısından bu ayrım özellikle önemlidir.

12 Ağustos 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevilerin Bölünmüşlüğü ile Biz ve Onlar..

[İsmail Engin] Herkesin kendine göre bir töreni, kendine göre bir “biz”i ve doğal olarak bir de “onlar”ı var. Alevi-Bektaşi dünyasındaki tartışmaların belki de en temel sorunu tam burada düğümleniyor.

İnanç tanımından etnik kimliğe, siyasetten örgütlenmeye, dinî yapılardan anma törenlerine kadar hemen her başlıkta farklı kamplar, farklı temsil iddiaları ve farklı “biz”ler [ve “onlar”] bulunuyor.

İnanç açısından Aleviliği İslam içinde görenler de var, İslam dışında tanımlayanlar da. Şamanist, Zerdüşt, kadimci veya gelenekçi referanslarla açıklayan yaklaşımlar cabası. Etnik kimlik söz konusu olduğunda Türk[men], Kürt, Arap ve başka kimlikler öne çıkıyor. Siyasette farklı partiler ve siyasi çizgiler üzerinden ayrışmalar belirginleşiyor.

Dinî yapıların çeşitliliğini ise birkaç başlıkla anlatmak neredeyse mümkün değil.

Örgütlenme alanındaki tablo da bundan farklı değil.

Kimi Belediyeler, dernek ve federasyonlar ile vakıflar bir tarafta; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilişkili yapılar ve başka dernek, federasyon ve vakıflar diğer tarafta. Etkinlik afişlerinde destekçiler belirtilirken, kiminin Belediye logosu, kiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı logosu bulunuyor. Belediyenin de devletin bir aygıtı olduğu unutulup yüksek sese “devlet Alevisi değiliz, olmayacağız” diyenler görülüyor.

11 Ağustos 2026 Salı

İsmail Engin : Musa Küçük Dede’nin Ardından

[İsmail Engin] Çeyrek asırdan da fazla zaman geçmiş...

Unutamadığımız bir yolculuğun sonunda Pendik’e yolumuz düşmüştü, Ayhan Aydın’la birlikte. Henüz Seyit Seyfi Cemevi’nin yeni yapıldığı günlerdi.

Birileri inşaattan çıktı. Ameleye, “Dede nerede?” diye sordum. Hafif gülümseyen Ayhan sesini çıkarmadı.

“Bekleyin, geliyorum,” cevabını aldık.

Biraz sonra, az önce inşaatta çalışan amele, üstünü değiştirip yeni urbalarını giymiş; karşımıza “Dede” olarak çıkmıştı.

Henüz bir odası tamamlanmış Cemevi inşaatına davet etti bizi. Birlikte gezdik. O sırada çimentoya ihtiyaçları varmış. Birine selamını ileterek haber gönderdi. Çok geçmeden haberci yeniden çıkageldi: Bir kamyon çimento geliyormuş... Lokma olarak...

Sohbetimize orada devam edemedik. Çocuklar doluştu içeriye; cıvıl cıvıl...

Dede, çocukların ücretsiz İngilizce dersine geldiklerini söyledi. Dünyayı tanımaları, öğrenmeleri gerekiyormuş. Derken öğretmen de göründü. İngiliz’di.

Dede, kendisini takip etmemizi istedi. Yola koyulduk.

31 Temmuz 2026 Cuma

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Dijitalleşmede Alevi Bilgisi, Algoritmik Dijital Bellek ve Dedelik..

[İsmail Engin] Alevilik, antropolojik açıdan yalnızca belirli inanç unsurlarının toplamı şeklinde açıklanamaz, O, aksine; insan, toplum, kutsal, bellek ve etik arasındaki ilişkileri düzenleyen bir anlam dünyasıdır. Ve Aleviliğin temel kavramları yol, ocak, ikrar, rızalık, musahiplik, cem ..  dini kurumlar; toplumsal varoluşu kuran ilişkisel pratikler olarak değerlendirilmelidir.

Aleviliği anlamak, teolojik unsurlarını incelemekten öte, “yol” olarak ifade edilen pratiğini, bu pratiğin hangi toplumsal kurumlar aracılığıyla sürdürüldüğünü ve değişen tarihsel koşullarda nasıl yeniden üretildiğini analiz etmeyi gerektirir.

Bu özellikleri nedeniyle dijitalleşme, Alevilik açısından yalnızca yeni iletişim araçlarının kullanılması olarak değerlendirilemez. Dijital platformlar; Aleviliğin bilgi üretme biçimini, Alevi bilgisinin dolaşımını, ritüel deneyimini, dinî otoritenin kuruluş biçimini ve kolektif belleğin aktarım yollarını dönüştüren yeni bir antropolojik alan yaratmaktadır.

Dijitalleşme, Aleviliğin görünürlüğünü arttıran teknolojik gelişme; Alevilik açısından yeni iletişim teknolojilerinin kullanılması; dinî bilginin dolaşımı, ritüellerin icrası, otoritenin meşruiyeti ve kolektif kimliğin yeniden üretilmesi anlamına gelen antropolojik bir dönüşümdür.

Dijital platformlar; kutsalın deneyimlenme biçimini, dinî  bilginin dolaşımını, ritüellerin icrasını ve topluluğun kendisini yeniden üretme süreçlerini dönüştürmektedir.

Alevi antropolojisi, “Aleviliğin dijital ortamda nasıl temsil edildiği değil; dijitalleşmenin Alevi ritüel ontolojisini ve toplumsal ilişkilerini nasıl yeniden yapılandırdığı” üzerine çalışmaktadır.

30 Temmuz 2026 Perşembe

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi Açısından Din ve Dinî İnanç, İnanç ve Gelenek

[İsmail Engin] Alevi antropolojisi açısından Aleviliği anlamak için, öncelikle din, dini inanç, inanç ve gelenek kavramları arasındaki ayrım olup olmadığıan  bakmak gerekmektedir.

Bu kavramlar, “günlük alışkanlık”la çoğu zaman birbirinin yerine kullanılsa da antropolojik analiz açısından farklı toplumsal gerçekliklere karşılık gelmektedir.

Günümüzde Alevilik çoğunlukla iki “indirgemeci yaklaşım” arasında değerlendirilmektedir: İlki Aleviliği “dinî inanç sistemi” olarak ele alırken, ikincisi onu “kültürel gelenek” olarak nitelemektedir. Oysa, antropolojik yaklaşım, toplumsal olguların tek boyutlu olmadığını kabul etmektedir. Dolayısıyla, bir topluluk aynı anda kutsal anlam sistemlerine, toplumsal kurumlara, ritüellere ve geleneklere sahip olabilir.

Aleviliği anlamak için “din”, “dinî inanç”, “inanç” ve “gelenek” olmak üzere dört analitik düzey birbirinden ayrılmalıdır. 

Din, kutsal olanla ilişkiyi, sembolleri, ritüelleri, ahlâkî düzeni ve toplumsal kurumları kapsayan bütünsel anlam sistemidir. Dinî inanç, dinî sistemin kutsal, aşkın ve hakikat boyutudur. Topluluğun neyi kutsal kabul ettiğini ve varoluşu nasıl anlamlandırdığını açıklamaktadır. İnanç, daha geniş bir anlamlandırma biçimidir. İnsanların dünya, toplum, ahlâk ve kimlik hakkında sahip oldukları kabulleri kapsamaktadır. Dinî inanç, inanç olmakla birlikte, her inanç dinî inanç değildir. Gelenek, kabul gören anlam sistemlerinin tarih içinde aktarılması, uygulanması ve yeniden üretilmesi sürecidir.

29 Temmuz 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Aleviliği Varlık, Bilgi ve Bellek Alanı Olarak Anlamak

[İsmail Engin] Alevilik üzerine yapılan araştırmalar, uzun süre Alevi topluluklarının tarihsel ve kültürel özelliklerinin anlaşılmasına önemli katkılar sağlayan inanç sistemi, tarihsel kökenler, cem ritüeli, dedelik kurumu, ocak yapısı ve kimlik tartışmaları çevresinde yürütülmüştür.

Lâkin, Aleviliği kurumsal yapılar, ritüeller veya kimlik kategorileri üzerinden incelemek, onun insan, toplum ve hakikat anlayışının bütün ve farklı boyutlarını ortaya çıkarmakta sınırlıdır.

Ve Alevi antropolojisi, bu bağlamda, şu soruya yönelmektedir:

“Alevilik nasıl bir insan anlayışı, bilgi üretme biçimi ve toplumsal ilişki modeli ortaya koymaktadır?”

Bu yaklaşım, Aleviliği, geçmişten aktarılan bir “gelenek” şeklinde görmemektedir. Onu, tarihsel deneyimler, göç, diaspora ve toplumsal dönüşümler içinde sürekli yeniden şekillenen dinamik bir dinî inanç ve onunla ilintili sosyo-kültürel sistem olarak ele alır.

* * *

Alevi antropolojisine göre Alevilik, insanı “ilişkiler ağı” içinde var olan bir “can” olarak kavramakta; bilgiyi tutum ve davranış, ses, deneyim ve ritüel pratikler aracılığıyla üretmekte; toplumsal hayatı ise karşılıklı ilişkiler ve ortak deneyimler üzerinden sürekli yeniden ve yeniden kurmaktadır.

Alevi düşüncesindeki “can” kavramı, insan anlayışının temel kategorilerindendir. “Can”, bireyi kendi sınırları içinde değerlendiren yaklaşımlardan farklı olarak insanı ilişkileri aracılığıyla anlamlandırmaktadır. Bu anlayışta “insan”; diğer canlarla, toplumla, doğayla, geçmişle, kutsal olanla kurduğu bağlar içinde varlık kazanmaktadır.

“Alevi ontolojisi”, ilişkisel bir varlık anlayışına dayanmaktadır. Ve burada insan, çevresinden bağımsız bir varlık değil; daha geniş anlam ve ilişki ağı içinde düşünülmektedir.

28 Temmuz 2026 Salı

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Dinî Otoritenin Yeniden Üretimi

[İsmail Engin] Alevi antropolojisi, Aleviliği tarihsel süreçler içerisinde şekillenen; toplumsal ilişkiler, ritüel pratikler, sözlü anlatılar, kolektif bellek ve sembolik temsil biçimleri aracılığıyla sürekli yeniden üretilen yaşayan bir [dinî] inanç ve buna dayalı sosyo-kültürel sistem olarak ele almaktadır. 

Ona göre; Aleviliği anlamak, yalnızca inanç esaslarını, ibadet biçimlerini veya kurumsal yapılarını incelemekle sınırlı tutulamaz. 

Alevi topluluklarının kendilerini nasıl tanımladığı, geçmişlerini nasıl hatırladığı, kutsalla nasıl ilişki kurduğu, toplumsal düzenlerini hangi değerler üzerinden inşa ettiği ve değişen koşullar karşısında kimliklerini nasıl ve yeniden oluşturduğu, Alevi antropolojisinin temel araştırma alanları arasında yer almaktadır.

Onun perspektifinden hareket eden bir çalışma, “Alevi dinî otoritesi”nin kuruluşunu, meşruiyet kaynaklarını ve toplumsal dönüşümler karşısındaki yeniden yapılanma süreçlerini incelemektedir.

Burada, “dinî otorite”, tek bir kurumun veya kişinin değişmez statüsünün dışında; tarihsel bellek, bilgi aktarımı, ritüel yeterlilik, toplumsal kabul ve sembolik temsil ilişkileri içerisinde sürekli kurulan “dinamik süreç” olarak değerlendirilmektedir.

O nedenle, Alevi antropolojisinin temel sorusu, ve “Aleviliğin gerçek temsilcisi kimdir?” sorularından ziyade; “Alevi toplulukları kimliklerini, belleklerini ve otorite biçimlerini hangi toplumsal pratikler, ritüeller ve ilişkiler aracılığıyla nasıl ve yeniden üretmektedir?” sorusudur.

* * *

Alevilikte önemli bir otorite biçimi olan dedelik kurumu, sadece soy ilişkileri veya ocak bağlantısı üzerinden açıklanamaz.

Dedelik; tarihsel süreklilik, erkân bilgisi, ritüel yetkinlik, ahlâkî temsil, toplulukla kurulan ilişki ve kabul süreçleri üzerinden meşruiyet kazanan çok boyutlu bir otorite biçimidir.

26 Temmuz 2026 Pazar

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi : Emic ve Etic Yaklaşım, Metodolojik Çerçeve - IV

[İsmail Engin] Alevi antropolojisinin metodolojisi, merkezinde yer alan “emic” - “etic” ayrımı, inanç pratiklerinin, kültürel olguların araştırmacının dışsal kategorileriyle mi yoksa topluluk üyelerinin kendi anlam dünyaları üzerinden mi incelenmesi gerektiği, inancın - kültürün nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin uzun süreli tartışmalarla yakından ilişkilidir.

Günümüzde Alevi antropolojisinin önemli metodolojik problemlerinden biri tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır:

“Alevilik, Alevilerin kendi kavramsal dünyasından hareketle nasıl anlaşılabilir ve bu içeriden bilgi üretimi nasıl [eleştirel] bir antropolojik analize dönüştürülebilir?”

Emic kavramı, Kenneth L. Pike [1912-2000] tarafından 1954’te dilbilimdeki phonemic ve phonetic ayrımından hareketle geliştirildi.

“Phonetic” yaklaşım, sesleri araştırmacının geliştirdiği evrensel kategorilerle incelerken, “phonemic” yaklaşım belirli bir dil topluluğunun hangi ses farklılıklarını anlamlı kabul ettiğini araştırmaktadır.

Bu ayrım, kültür çalışmalarına uygulandığında “emic”, bir kültürel sistemin o kültürün üyeleri tarafından nasıl sınıflandırıldığını ve anlamlandırıldığını; “etic” ise araştırmacının geliştirdiği karşılaştırmalı ve analitik açıklamaları ifade etmektedir.

Kenneth L. Pike açısından söz konusu iki yaklaşım, birbirinin karşıtı değil, kültürü farklı düzeylerde anlamayı sağlayan tamamlayıcı yöntemlerdir.

Bununla birlikte, Pike tarafından geliştirilen kavramsal çerçeve, özellikle Marvin Harris [1927–2001] tarafından ciddi biçimde eleştirildi.

* * *

Marvin Harris, Annual Review of Anthropology’de 1976’da yayımlanan “History and Significance of the Emic/Etic Distinction” adlı hacimli makalesinde ve yanı sıra 1979’da yayımlanan “Cultural Materialism: The Struggle for a Science of Culture” [Random House, New York, 1979] adlı eserinde, kültürel materyalizm yaklaşımıyla “emic” bilgilerin önemini kabul etmekle birlikte, bunların tek başına bilimsel açıklama için yeterli olmadığını ileri sürdü.

İsmail Engin : Yeni Parti Programında Aleviler

[İsmail Engin] 24 Temmuz 2026 tarihinde kurulan Yeni Parti, aynı gün kamuoyuna “Ortak Gelecek için Yeni Parti Programı”nı da açıkladı. “İçindekiler” bölümü hariç 38 sayfadan oluşan program, “Değişim Çağrısı”, “Demokrasi, Yönetim ve Adalet”, “Kalkınma ve Ekonomi”, “Sosyal Devlet” ile “Dış Politika, Güvenlik ve Dirençlilik” başlıklı beş ana bölümden meydana geliyor.

Programın ilk bölümü olan “Değişim Çağrısı” [ibid, 1-5], “Türkiye kadim tarihi”ne yapılan vurgu ile başlıyor. Bu bölümde toplam 15 kez “kara düzeni değiştireceğiz” söylemi öne çıkarılıyor ve partinin temel siyasi iddiası şu ifadelerle ortaya konuluyor:

“Yolumuz uzundur, mücadele zorludur biliyoruz. Bu düzen kendiliğinden değişmeyecek, biliyoruz. Biz değiştireceğiz. Hep birlikte değiştireceğiz. Yola çıktık. Bu kara düzeni değiştireceğiz." [ibid, 5]

Program, “Demokrasi, Yönetim ve Adalet” başlıklı ikinci bölümünde [ibid, 6-12] demokratikleşme, hukuk devleti ve kurumsal reformlara odaklanıyor.

Burada; “Demokratik Yönetim Reformu”, “Demokrasi, İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü”, “Dijital Demokrasi, Medya ve Bilgi Hakkı”, “Adaletin Tesisi”, “Siyasal Özgürlük İçin Hukuki Güvenceler”, “Anayasal Denetim ve Kurumsal Hukuk Devleti”, “Ayrımcılıkla Mücadele ve Çoğulculuk”, “Aktif Yurttaşlık ve Örgütlü Toplum”, “Demokrasi ve Siyasi Partiler”, “Yolsuzlukla Mücadele, Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik” ile “Yerellik ve Yerinden Yönetim” başlıkları altında kapsamlı bir çerçeve sunuluyor.