[İsmail Engin] Çeyrek asırdan da fazla zaman geçmiş...
Unutamadığımız bir yolculuğun sonunda Pendik’e yolumuz
düşmüştü, Ayhan Aydın’la birlikte. Henüz Seyit Seyfi Cemevi’nin yeni yapıldığı
günlerdi.
Birileri inşaattan çıktı. Ameleye, “Dede nerede?” diye
sordum. Hafif gülümseyen Ayhan sesini çıkarmadı.
“Bekleyin, geliyorum,” cevabını aldık.
Biraz sonra, az önce inşaatta çalışan amele, üstünü
değiştirip yeni urbalarını giymiş; karşımıza “Dede” olarak çıkmıştı.
Henüz bir odası tamamlanmış Cemevi inşaatına davet etti
bizi. Birlikte gezdik. O sırada çimentoya ihtiyaçları varmış. Birine selamını
ileterek haber gönderdi. Çok geçmeden haberci yeniden çıkageldi: Bir kamyon
çimento geliyormuş... Lokma olarak...
Sohbetimize orada devam edemedik. Çocuklar doluştu
içeriye; cıvıl cıvıl...
Dede, çocukların ücretsiz İngilizce dersine geldiklerini
söyledi. Dünyayı tanımaları, öğrenmeleri gerekiyormuş. Derken öğretmen de
göründü. İngiliz’di.
Dede, kendisini takip etmemizi istedi. Yola koyulduk.
Yolda kim onu görse, yolunu dahi değiştiriyor, sıraya girip elini öpmeye çalışıyordu. Doğrusu bu ya : O ve bugüne kadar böyle bir şeyle karşılaşmadım!
Bizi yemek yemeye götürdü. Sokaktan geçerken onu gören
lokantacıların dışarı çıkmış “Bize onur verirsin” diyerek Dede’yi davet
ettiğini gördük. Dede, kimseyi kırmadan birinde karar kıldı.
Yemeğimizi yedik. Çalışanlar tek tek yanına gelip onu
görmek, sohbet etmek istediler.
İnsan haklarından, diasporadan, Avustralya’dan,
gelecekten ve Alevilikten söz ettik.
Dopdoluydu...
O Dede, Musa Küçük Dede’ydi.
Seyit Seyfi Cemevi o zamanlar henüz kuruluş
aşamasındaydı. Şimdilerde nasıldır, yıllardır ziyaret etmediğim için
bilemiyorum.
Musa Küçük Dede, bugün [10 Ağustos 2026] Hakk’a
kavuşmuş...
Dedeyi saygıyla anıyorum.
Devr-i daim olsun... | @ismailenginhd [10.8.2026]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder