Bu Blogda Ara

Kitap Tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2020 Cuma

İsmail Engin : Aleviliğin İslam – Dışı Anlayışına Bir Kaynak... Nazaret Dağavaryan – Hıristiyan Protestanlığının ve Kızılbaş İnancının Doğuşu

Aleviliğin İslam – Dışı Anlayışına Bir Kaynak... Nazaret Dağavaryan – Hıristiyan Protestanlığının ve Kızılbaş İnancının Doğuşu
İsmail Engin : Aleviliğin İslam – Dışı Anlayışına Bir Kaynak... Nazaret Dağavaryan – Hıristiyan Protestanlığının ve Kızılbaş İnancının Doğuşu

https://twitter.com/kanalkultur/status/1253727679729340416
https://ismail-engin.blogspot.com/2020/04/ismail-engin-aleviligin-islam-ds.html

2 Mayıs 2019 Perşembe

Kitaplar Arasında

Süleyman Yağız, 3-26 Mart 1994 tarihleri arasında Yeni Günaydın gazetesinde aralarında Muharrem Naci Orhan, İzzettin Doğan, Nejat Birdoğan, Mahzuni Şerif, Battal Pehlivan, Cemal Şener, Rıza Zelyut, Ali Balkız, Mustafa Timisi, Fermani Altun, Ali Rıza Gülçiçek vd. bulunduğu, dönemin Alevi hareketinin önemli kişileriyle yaptığı söyleşileri, dizi halinde yayınlamıştı:
https://www.instagram.com/p/Bw9FVm-g7fi/
https://twitter.com/kanalkultur/status/1123874603502321664
https://ismail-engin.blogspot.com/2019/05/kitaplar-arasnda.html

2 Nisan 2019 Salı

Dersim’de HDP Oyları Ciddi Oranda Aşınmış...

“Cumhur İttifakı”nda sarsıntı yaratacak oy kaybı yok. Halen oyları çoğunlukta. Tunceli’de (Dersim’de) HDP oyları ciddi oranda aşınmış:

25 Ağustos 2017 Cuma

Alevilikte İslam-İçi ve İslam-Dışı / Din Tartışması: Etem Xemgin'de Aleviliğin Kökeni

[İsmail Engin - @kanalkulturTeori Dergisi’nde 1990 ve 1991 yıllarında yayınlanan "Anadolu Kültüründe Kürt İzleri", [Teori, 10 (1990): 41-47], "Kürt Uygarlığında Alevilik" [Teori, 13 (1991): 41-47], "Kürt İnançlarının Alevilikteki Yeri" [Teori, 14 (1991): 60-65] ve "Kürt Uygarlığında Alevilik Patlaması: Babailer İsyanı" [Teori, 15 (1991): 62-69] başlıklı makalelerinin yanı sıra 1991 yılında Kaynak Yayınları’nda çıkan "Kürt Uygarlığında Alevilik" [İstanbul, 1991] adlı eserinde Cemşid Bender, Aleviliği, "Kürt patentli" bir inanç felsefesi şeklinde görüyor; Aleviliğin, "Kürtler"in aşiret inançlarının rönesansı, "Kürt uygarlığı"nın ürünü bir inanç felsefesi olduğunu ileri sürüyor; Zerdüştlük ile Yezidiliğin, İslamiyeti etkileyerek Aleviliği oluşturduğunu savunuyor; Alevilik ve Bektaşilik Anadolu'da eski ve köklü inanç sistemlerinin "İslami örtü altında şekillenen ürünleridir" diyordu [Bkz. Cemşid Bender: Kürt Uygarlığında Alevilik. Kaynak Yayınları, İstanbul 1991: 41].

Bir süre sonra Nejat Birdoğan, "Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı (İçerik ve Köken)" [İstanbul, 1995] adıyla yayınladığı eserinde, Anadolu Aleviliğini, Müslümanlıktan doğmamış; Anadolu'daki Türklerin ve Kürtlerin yaşadıkları eski Orta Asya, İran, Mezopotamya bölgelerinde tanıdıkları kimi dinlerin ve geleneklerin bugüne gelmiş, harmanlaşmış ve süzülmüş kalıntısıdır şeklinde yorumluyor; Alevi tapınmalarının, cemlerde yer alan şiir, müzik ve semah ritüellerinin de İslamda bulunmadığından hareketle, Aleviliği İslam dışı buluyor; Alevilikte var olan ritüellere göre, o İslamdan daha eskiydi ve İslam ortaya çıktığında Alevilik olmasa bile başka başka adlarla vardı diye görüşlerini dile getiriyor; İslam kurallarına benzemese bile, Alevilikte görülen namaz ve oruç gibi tapınma biçimlerinin İslamdan değil, eski Asya (Ari, Aryani) dinlerinden kalma olduğunu, caminin, kıblenin ve Kur'an'ın da bulunmadığını ileri sürüyordu...

Birdoğan'la eş zamanlı yayınladığı "Aleviliğin Kökenindeki Mazda İnancı ve Zerdüşt Öğretisi" adlı kitabının "Sunuş" kısmında Etem Xemgin de şunları kaydediyordu:

8 Mart 2017 Çarşamba

Bir Kitap: Avrupa Alevi Yapılanması - Kronoloji (1989 - 1998)

[İsmail Engin - @kanalkultur] "Almanya Alevi Örgütlenmesi" odağında, 1989 – 1998 yılları arasındaki "Avrupa Alevi Örgütlenmesi"ni öncesi, başlangıcı ve gelişimiyle ele alan, söz konusu örgütlenmenin duayen isimlerinden Ahmet Aydemir ile Uğur Aydoğdu tarafından kaleme alınan “Avrupa Alevi Yapılanması - Kronoloji (1989 - 1998)” adlı eser, Avrupa Aleviliğinin ve Alevilerinin güncel tarihini içeriyor.

Yazarlar, “Az sayıdaki dernekler ve üyeleri, zamanla Türkiye'yi de etkileyecek iri ve diri oluşun temelini Almanya’da attılar. Elinizdeki yapıt 1989 – 1998 tarihleri arasında gelişimi; isimler, resimler ve olayları belgeleri ile birlikte sizlere sunmaktadır.” diyor. (s.159)

Sonradan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) adını alacak Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun (ACF) kurucu başkanı Ahmet Aydemir, yapıtın “Önsöz” kısmında şunları kaydediyor: “Federasyonumuzun adı (...) ‘ACF’ yani ‘Alevi Cemaatleri Federasyonu’ idi. Bazılarının şurada burada söylediği gibi biz adımızdan korkarak hiç bir yerde kimliğimizi saklamadık ve Aleviliğimizi asla inkâr etmedik. Nasıl edebilirdik ki, zaten kuruluşumuzun amacı ‘Alevi’ adını her ortamda gururla ve iftiharla söyleyebilmekti.” (s. 2)

Uğur Aydoğdu da eser hakkında şu hususa dikkat çekiyor: “(...) bu yapıt, Alevilerin Avrupa yapılanma sürecini yazılı kalıcılığa dönüştürmek amacını taşımaktadır. Alevilerin inançlarına dönük gereksinmelerini sağlamak üzere dernekler kurarak, Federasyon / Konfederasyonlar oluşturma sürecine ışık tutmaktır asıl işlevi.” (s. 3)

“Almanya’da inançsal yapılanmalar”la başlayan kronoloji, “Sünni inanç örgütlerinin ekonomik gücü”ne dikkat çekerek, “Alevi inanç örgütlerinin yapısı”na yönelik bilgiler içeriyor. (s. 4-7)

17 Ocak 2017 Salı

Alevi Akademisi Kuruluşu - Gelişmesi - Konumu ve Etkinlikleri (1997 - 2007) Broşürü Hakkında

[İsmail Engin - @kanalkulturAlmanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ile HAK-DER'in (Hollanda) yanı sıra "Türkiye'de faaliyet gösteren kurum ve kuruluşların hemen tümü" temsilci göndererek veya yazılı beyanla Alevi Akademisi'nin kuruluşunu onayladılar... 31 Ekim - 2 Kasım 1997'de "Hollanda'nın Heeze kasabasında yapılan Kuruluş Kurultayı'na, ABD ve Kanada'dan gelen delegeler de katıldı. Avusturya'dan bazı dernekler de Akademi'nin oluşmasını sevinçle karşıladıklarını ifade eden beyanlarda bulundular. Böylece çeşitli ülkelerden gelen 200 kadar kişi ve kuruluş temsilcilerinin ortak iradeleriyle Avrupa Alevi Akademisi kurulmuş oldu." deniyor; Mustafa Düzgün tarafından yayına hazırlandığı kaydedilen "Alevi Akademisi Kuruluşu - Gelişmesi - Konumu ve Etkinlikleri (1997 - 2007)" adlı broşürde.

Devamında şu hususlara değiniliyor:

"Kurultay uzun tartışmalardan sonra Akademi Tüzüğü'ne son şeklini vererek kabul etti. Bir bilim, eğitim ve araştırma kurumu olarak tüm varlığıyla Aleviliğe ve Alevi toplumuna bağlı kalacak, ancak yapı ve işleyişinde, kurucu kişi ve kuruluşlardan bağımsız olarak çalışmalarını sürdürecekti. 'Avrupa' adının çalışmalarımızda sorun yaratması ve Akademi çalışmalarını Avrupa ülkeleri ile sınırlandırması nedeniyle III. Kongre'den itibaren adımız Alevi Akademisi olarak değiştirildi."

Ön ve arka kapak dahil 40 sayfalık tarihi (2007?) ve basıldığı (Bremen?) yeri yayında belirtilmeyen "broşür", söz konusu Akademi'nin "Kuruluşu". "Tüzüğe Göre Konumu ve İşleyişi", "Akademi'nin Organları", "Enstitüler", "Akademi Müzik Okulu" ("Başvuru Koşulları", "Ön eleme-Sınavlar-Temel Eğitim", "Okul Ücretleri") "Akademi Bilim Kurulu" ("Kapsamı", "Çalışma Alanları", "Organları"), "Yayın Kurulu" ("Yayın Kurulu Üyeleri"), "Akademi Bülten", "Sosyal Bilimler Dergisi", "Kütüphane ve Arşiv", "Akademi Eğitim Programları" ("Temel ya da Etap Eğitimleri", "Alevi Gençliğinin Eğitim Programı", "Kadınlara Yönelik Eğitim Programı", Yönetici Yetkinleşme Eğitimi", "Dedeler Yetkinleşme Eğitiminin Kapsamı ve İçeriği" ("Yetkinleşme Eğitiminin Dayandığı Esaslar", "Yetkinleşme Ders Programı"), "Alevilik Dersleri Öğretmenlerinin Yetiştirilmesi" ("Eğitim Programı", "Uygulama Planı"), "Konferans, Panel ve Seminerler" ile "Cenaze-Defin ve Kutsal Günlerin Erkânları") hakkında bilgiler veriyor.

Broşürün "Ekler" kısmında "AABF Genel Başkanı Ali Kılıç'la Bir Söyleşi", "Avrupa Alevi Örgütlenmesini Geliştirme Prespektifleri" ve "Avrupa Alevi Akademisi Kuruluş Kongresi'ne Çağrılı Olan Kişi, Kurum, Kuruluş ve Yayın Organları" listesi yer alıyor.

4 Aralık 2015 Cuma

Türkmen Giyimi - Türkmen Costumes

[İsmail Engin] Sabiha Tansuğ'un 1965 – 1984 yılları arasındaki Marmara ve Ege bölgelerinde Kumköy, Bergama, Kapıkaya, Muğla, Milas, Tahtakuşlar ve Kayaköy'ü kapsayan alan araştırmalarında elde ettiği giysi kültürüne ilişkin verilerini değerlendirdiği çalışmasında, öncelikle araştırma yapılan yerlere özgü geleneksel giysi kültürüyle ilgili ayrıntılı bilgiler verilmektedir.

Türkmen giyimlerindeki farklılıklara da yer verilen ve yeri geldiğinde konuyla ilgili karşılaştırmalar yapılan eserde, giyim felsefesi ve Türkmen (Tahtacı) giyiminin dayandığı inançlar üzerinde durulmakta; kadın ve erkek giyimindeki ana hatlar böylece ortaya konulmaktadır.

Eserde ayrıca törenlerde, bayramlarda, düğünlerde kullanılan giysi parçaları gözler önüne serilmektedir. Başlık parasının anlamı açıklanmakta; başlık geleneğinin esası ve önemi üzerinde durulmaktadır.

Bütün bu konular, kısa ve gerçek öyküleriyle, okuyucuya sunulmaktadır.

Eserin en önemli özelliklerinden birisi yerinde, köylerde ve köylüler üzerinde çekilmiş renkli resimlerle giyim bilgisinin görsel açıdan kanıtlanmaya ve okuyucuya sunulmaya çalışılmasıdır.

20 Ekim 2015 Salı

Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri

[İsmail Engin] Tahtacıların Hacı Emirli Ocağı'nın "dikme baba"sı olarak Kızılcapınar Germencik / Aydın'da yaşayan ve kendini İbrahim-i Sani evladlarından kabul eden, kemanla deyiş okuyan Bayram Kemancı'nın "Aleviliğin Kimliği, Dayandığı Esaslar Gelenek ve Görenekleri" adı verilen eseri, Aleviliğe yöneltilmiş olumsuz önyargıların giderilmesi gerektiğini belirten, birlik ve beraberliğe hitap eden bir "Ön söz" ile başlamaktadır.

Eserde, Kuranıkerim'deki Nebe', Hacc, Âl-i İmran, İsrâ gibi değişik sûrelerden alınan kimi ayetler ardı ardına Türkçe olarak zikredildikten sonra, Veda Haccı ile Gadîr-i hum olayı ve Hz. Muhammed'in vasiyeti üzerinde durulmaktadır.

Bunu Aleviliğin oluşumunun ve doğuşunun ele alındığı "Alevilik" ile "Aleviliğin Doğuşu" adlı kısımlar izlemektedir.

Kemancı'nın eserde ağırlıklı olarak irdelediği konu, "Alevinin Kimliği Gelenek ve Görenekleri Dayandığı Esaslar" başlığıyla okuyucuya sunulmaktadır.

Bu kısımda yine Âl-i İmran, Nûr, Bakara, Mâide sûrelerinden örnekler verilerek, hizmetler ve semboller (delil gibi) dini temellere oturtulmaya çalışılmaktadır.

Bu bağlamda "Delil", "Pervane (Haberci)" ile oniki hizmet sahipleri ve ayin-i cemle ilgili bilgiler veren eserde, dâr ve ikrar da ele alınmaktadır.

24 Eylül 2015 Perşembe

Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri

[İsmail Engin] Antropolog-Folklorist Gürbüz Erginer'in (1945 – 2009), geride bıraktıklarından önemli bir yapıt "Kurban: Kurbanın Kökenleri ve Anadolu'da Kanlı Kurban Ritüelleri".

Yazar, "Önsöz"ünde "Bu kitap, Anadolu'da etnolojik amaçla ama amatörce çekilmiş bir kanlı kurban ritüeli belgesel filminin giderek sayıca çoğalmasıyla, ilgili ritüelin kökenlerine ilişkin bilgi ve bulguların neler olduğu konusundaki araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu araştırma, insanlık tarihi kadar eski olan ve insan düşüncesinin bir ürünü olarak karşımıza çıkan doğaüstü tasarımlar için çeşitli amaçlarla kan akıtma ritüelleri olarak adlandırabileceğimiz kurban olgusunun, genelde din dışı bir yaklaşımla kökenlerini ortaya koymaya ve bu olgunun günümüz Anadolu'sundaki durumunu saptamaya çalışmaktadır." diyor...

Eser, "Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları Kurban Kavramı ve Kurbanın Tanımları", "Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri Kurbana Değgin Tinsel Kültürün İlk Belgeleri", "Üç Kutsal Kitapta Kurban Konusu Uç Kutsal Kitapta Kurban Konusu", "Eski Türk Boylarında Kurban Eski Türk Boylarında Kurban", "Günümüz Anadolu'sunda Kanlı Kurban Ritüelleri Konuyla İlgili Ön Çalışma", "Uşak'ta Kurban Bayramı", "Çapar Köyünde Adak Kurbanı", "Hacı Bektaş Veli'yi Anma Törenlerinde Adak Kurbanları", "Anadolu'da Yağmur Duası ve Kurban" ile "Sonsöz" başlıklı on bölümden oluşuyor.

Kitabın sonuna "Görüşme Cetvelinin Uygulandığı Yerleşim Birimleri"nin yanı sıra "Yararlanılan Kaynaklar" ve "Dizin" de eklenmiş.

Eserin ilk bölümde ele alınan konular arasında "Kurbana İlişkin Temel Antropolojik Kuramlar" ve "Din Kurban İlişkisi"; ikinci bölümünde Mayalarda, Azteklerde, İnkalarda, Sümerlerde, Hititlerde, Eski Yunanlılarda ve Romalılarda kurban başlıkları dikkat çekiyor.

16 Haziran 2015 Salı

Öteki Türkiye’nin Kadınları ya da Kadına Şiddetin Etnisitesi Yok: 1 Kadının Yaşadığı Şiddeti 4 Çocuk ta Yaşıyor...

[İsmail Engin] KAMER Vakfı’nın, AB Türkiye Delegasyonu ve Açık Toplum Vakfı desteğiyle 2014 Ocak - 2015 Mayıs ayları arasında gerçekleştirdiği “Kadın Hakları İnsan Haklarıdır Projesi”nin nihai raporu yayınlandı.

Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesindeki 23 il ve Karadeniz Bölgesindeki 3 ilde (Artvin, Rize, Trabzon), 24.723 kadınla yapılan yüz yüze görüşmeler, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı ve Prof. Dr. Ayşen Ufuk Sezgin; Burcu Buğu; İstanbul Barosu Avukatlarından Fethiye Çetin ve Berçem Alemdarzade; Dicle Üniversitesi Öğrt. Üyesi Hasan Akkoç; Sabancı Üniversitesi Öğrt. Üyesi Ayşe Gül Altınay tarafından değerlendirilmiş ve raporlanmış..

Görüşülen kadınlardan 4.500’ünün (% 18) yaşadığı şiddet ile ilgili KAMER’e başvurduğu (şiddete maruz kaldığı); sadece 1308 (% 5) kadının ise yaşadığı şiddetten kurtulmak için harekete geçtiği; kadınların, başta korku olmak üzere, çaresizlik, dil, yol yordam bilmedikleri için şiddetten kurtulmak için harekete geçmedikleri raporda belirtiliyor.

İlgili raporda, şiddetin çeşitli türlerini dikkate alınarak Türkiye’de şiddet yaşayan kadın oranı ortalama % 40 gibi görünüyor olsa da % 50 civarında görünmeyen, gizli yaşanan şiddet olduğunun bilindiğini ileri sürülüyor. Kadına yönelik şiddetin sistem sorunu olduğu, eğitim, gelir durumu, dil, savaş ve çatışmalar gibi durumların arttırıcı tali sebepler olduğunun bilindiği ifade ediliyor.

Öte yandan rapor, çocukların kadınların yaşadığı şiddetin görünmeyen mağdurları olduğu vurgulanıyor: "Hane başına düşen çocuk sayısı yaklaşık 4’tür. 1 kadının yaşadığı şiddeti 4 çocuk ta yaşamaktadır. Çocuklar çoğunlukla anne ile birlikte dayak yemekte, cezalandırılmakta, kaçmaktadır." deniliyor.

6 Haziran 2015 Cumartesi

Bekleme Odasından Oturma Odasına - Suriyeli Mülteciler

[İsmail Engin] Anadolu Kültür ve Açık Toplum Vakfı desteğiyle, Zümray Kutlu tarafından "Bekleme Odasından Oturma Odasına - Suriyeli Mültecilere Yönelik Çalışmalar Yürüten Sivil Toplum Kuruluşlarına Dair Kısa Bir Değerlendirme" başlığıyla hazırlanan ve Suriyelilere yönelik çalışma yürüten STK’lara dair rapor yayınlandı.

Rapor, Suriyeli mültecilere destek veren sivil toplum kuruluşlarının ve yürüttükleri çalışmaların mutevazı bir dökümünü yapmayı amaçlıyor.

Raporda, Türkiye’de bulunan Suriyeliler Türkiye hukukundaki resmi statülerine bakılmaksızın "mülteci" olarak adlandırılıyor. Türkiye’nin 10 ilinde kurulan 24 kampta yaklaşık 256.000 mülteci kaldığı vurgulanıyor. Kamp dışında yaşayan yaklaşık 1.8 milyonu bulduğu belirtilen Suriyeli mülteciden söz ediliyor. Türkiye’nin Nisan 2011’den Kasım 2014’e kadar yaptığı harcamanın 4,5 milyar dolar; BM ve Avrupa ülkelerinden gelen miktarın ise 246 milyon dolar olduğuna atıf yapılıyor.

Büyük çoğunluğunun Hatay, Antep, Kilis, Urfa ve Mardin olmak üzere sınır şehirlerinde yoğunlaşan bu mültecilerin Türkiye’nin farklı şehirlerinde kendi imkanları ile hayatlarına devam ettiği; iş bulma ümidi ile daha büyük şehirlere göç edenlerin de bulunduğu ve İstanbul’da yaşayan Suriyeli mültecilerin sayısının 330.000’i bulduğu, İstanbul’un yanı sıra İzmir, Mersin, Adana gibi şehirlerin de mülteciler için bir çekim merkezi olduğu belirtiliyor.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Haydar Kaya Alevilik Tanıtımı ve İlkeleri El Kitabı'nı yazmış..

[© İsmail Engin] Haydar Kaya tarafından, Türkiye'de ilk kez olarak Aleviliğin tanımını gerçekçi bir şekilde yapma ve ilkelerini de Kur'an-ı Kerim'deki esaslara göre açıklama iddiasıyla hazırlanmış olan bu eser, "Sunuş" kısmının dışında on bölümden oluşmaktadır.

Aleviliği kapsayan o güne kadarki yayınları irdelediği "Sunuş" kısmında yazar, konu üzerine olan yayınları

a) yazarların kendi siyasi görüşlerini yansıtan ve Aleviliği kullanma yolunun seçildiği siyasi amaçlı;

b) gerçeklerden ziyade Alevilerin istemleri eğilimleri gözetilerek kaleme alınan kâr amaçlı ve

c) Alevilerin inancının, ibadetinin ve felsefesinin gözetilerek öz kaynaklara (Kur'an'a, Hz. Muhammede'e ve Ali'ye) dayanarak bilgilendirmeyi içeren gerçek amaçlı

olarak üçe ayırmakta (s. 5-9); eserini "gerçek amaçlı eserler" kategorisinde görmekte; Aleviliği "İslamın minhâc yolu, tasavvufu ve felsefesi" şeklinde algıladığını açıklamaktadır (s. 7).

Eserin birinci bölümünde (s. 11-30), Alevilikle ilgili kavramların genel bir tanımlamasını ve betimlemesini yapmaya çalışan Kaya, sırasıyla "Alevi", "Alevilik", "Kızılbaş", "Kızılbaşlık", "Râfizi", "Râfizilik", "Şii",  ve "Şiilik" üzerinde durmaktadır.

Yazara göre "Alevi", Hz. Ali'nin soyundan gelip, onun tasavvufi yolunu izleyenle; onun soyundan gelen seyyid, şerif ve hacegân kollarından herhangi bir mürşide ikrar verip, bağlanandır (s. 11).

Alevileri a) soydan gelenler ve b) soy dışından gelenler şeklinde iki grupta değerlendiren Kaya, soydan gelenleri de 1) "Evlâd-ı Resûl" ve 2) "Haşimiler" olarak ikiye ayırmakta; "Evlâd-ı Resûl"leri şeriflerle (ki yazar onların Zeydiyye mezhebine bağlı olduğunu belirtmektedir) seyyidler (Hüseynî, Musayî vb. gibi onları da İmamiyye mezhebine bağlamaktadır); "Haşimileri" de Hanefiyye ya da Keysaniyye mezhebine bağlı hacegânlar (Ahmet Yesevi gibi) ve evlâdanlar (İmamiyyeye bağlı) diye sınıflandırmaktadır (s. 13-14).

4 Nisan 2014 Cuma

Nuran Elmacı ve Sağlık Antropolojisi veya Erkek Egemen Bir Toplumda / Kültürde Kadın Sorununa Analitik – Alternatif, Antropolojik Bir Bakış

[İsmail Engin] "Ülkemizde sağlık antropolojisi ile ilgili araştırmalar çok yenidir. Bu araştırmalar hızlı bir şekilde artacaktır. Çünkü bir taraftan yeni antropoloji bölümleri açılmakta, sağlığa duyulan ilgi artmakta, diğer taraftan değişen koşullara ve sosyal yapımıza uyan sağlık modelleri denenmektedir. Bu kitapta yer alan makaleler halk sağlığı sorunlarının antropolojik açıdan nasıl inceleneceğini gösteren örneklerdir. Aynı zamanda bu makaleler halk sağlığı sorunlarının köklerinin nerelerde olduğunu araştıran, sağlık sorunlarının toplumdaki hâkim davranış kalıplarından ve toplumsal değişmelerden nasıl etkilendiğini gösteren örneklerdir."

deniyor, Nuran Elmacı'nın hazırladığı "Sağlık Antropolojisi" adlı eserinin arka kapağında...

"Önsöz"de Nuran Elmacı,"toplumsal yapı ve kültürel anlayışlar sağlık hizmetlerinin kabul edilmesinde önemli rol oynamakta, hatta hizmetin ne kadar alınacağının / alınmayacağının sınırlarını belirlemektedir. Bazı makalelerde de hastalıklara karşı insan davranışını anlayabilmek için inanışların önemine değinilmektedir. Çünkü inanışlar hastalık ve sağlıkta önemlidir." (s. 5) görüşlerini kayda alıyor ve kitabın amacının "sağlıkçıların dikkatini içinde çalıştıkları toplumun yapısına ve kültürel etkenlere çekmek" olduğunu (s.6) vurguluyor. Yazara göre, "kitap içerisinde yer alan bilgiler, sağlıkçıların topluma hizmet verirlerken hizmeti engelleyen engellerden haberdar olmaları, farklı anlayışlarının olabileceğini akıllarında tutmaları gerektiğinin örnekleridir." (s. 6)

"Sağlık Antropolojisi" adlı eser, "Önsöz" ve "Giriş" kısmı hariç, "Antropoloji, Kültür, Sağlık Antropolojisi", "Tıbbı Antropoloji Araştırma Örnekleri", "Geleneksel Tedavinin Sosyal ve Kültürel Temelleri" ile "Sağlık Eğitimi: Sosyal ve Kültürel Kalıpların Önemi" başlıklı dört ana bölümden oluşuyor. "Sağlık - Hastalık - Kültür İlişkisini İnceleyen Sağlık Antropolojisi ile İlgili Türkçe Kaynaklar" da ekte okura sunuluyor.

Ana hatlarıyla Diyarbakır yöresini ele alan eserin, "Giriş" kısmında yer alan – kırsal kesimde bebeklere ilk altı ayda su verilmemesi, bebeklerin altına bez yerine toprak bağlanması, lohusalık dönemindeki "kırk basması", "al basması", "kırkı çıkma", köylülerin parazit tanısı için "gaitalarını" vermemeleri, kan vermeye karşı isteksizlik, kadınların gebeliklerini saklamaları, ishalli çocuklara ORS verilmemesi vb. – nedenlerin araştırmacının sağlık antropolojisi alanında yaptığı ilk incelemeler olduğunu öğreniyoruz. Kuşkusuz, bu hususlar, aynı zamanda Türkiye'de sağlık antropolojisi veya tıbbi antropolojinin bir bilim dalı olarak ortaya çıkış ve gelişim nedenleri de...

Ahmet Gençler'in Diyarbakır Tıp Fakültesi'nde hazırladığı "Diyarbakır ve Çevresinde Sosyalleştirilmiş Sağlık Hizmetlerini Etkileyen Toplumsal ve Kültürel Faktörler" (1974) adlı doktora tezinin akabinde aynı fakültede hazırladığı ve savunduğu "Diyarbakır Kentinin Üç Farklı Köysel Grubunda Doğumla İlgili Değer ve Tutumlar" başlıklı doktora teziyle, Türkiye'da sağlık antropolojisi alanındaki çalışmaları başlatan ve geliştiren araştırmacı Nuran Elmacı, zaman içerisinde kadın sağlığını etkileyen sorunların, örneğin akraba evliliklerinin, erken yaş evliliklerinin, aile içi şiddetin, intiharların da irdelenen konular arasına girdiğini (s. 17); bunlara obezite, yaşlılık, cinsel hastalıkların, narkotik alışkanlıkların, alkolizmin eklemlendiğini belirtiyor.

İlk bölümde antropoloji, fizik antropoloji, sosyal antropoloji ve uygulamalı antropoloji hakkında bilgiler veren yazar, kültür kavramı ve kültür kavramının özellikleri, kültürel boşluk, bütünleşme ve foksiyonalist yaklaşım hakkında genel bilgileri okurla paylaşıyor. Keza, "kültür nasıl incelenir" alt başlığında katılarak gözlem tekniğine değinirken, karşılaştırmalı olarak niteliksel ve niceliksel araştırmaların özelliklerini tablolaştırarak veriyor. Antropologların bakış açılarına "Antropolojik ilkeler" alt başlığında yer veren yazar, bunları "etnosentrizm", "kültürel görelilik", "evrensellik" ve "bütüncül yaklaşım" olarak sıralayıp, ana hatlarıyla okura yansıtıyor.

8 Ekim 2013 Salı

Hüseyin Albayrak - Bir Yürüyüş Eyledik Baba Erenler ile

Hüseyin Albayrak:
Bir Yürüyüş Eyledik
Baba Erenler ile.
Dharma Yayınları,
İstanbul 2010, 96 S.,
ISBN 978-605-5598-19-8
"Erkân
Baba Erenler'in artık son demleridir. Kendisi ile ilgili olarak bir belgesel çekilecektir. Bir TV kanalından çekim için kendisini ziyarete gelirler. Bu belgesel için pek gönüllü olmasa da eve gelen mihmana saygıda kusur etmemek kabilinden onları ağırlar. Spiker:
'Erenler şu vakte kadar hiç ekrana çıkmadın. Artık bundan sonra ekrana çıkma vaktidir'
deyince, Baba Erenler cevaben:
'Evlat ekrana çıkan erkândan çıkar' der." (s.12)
* * *

[İsmail Engin] - Haydar-ı Kerrar, Şah-ı Merdan, Aliyyel Alâ, Hz. Hünkâr, Serçeşme, ihvan, mürşid, muhibban, gülbang, erkân, mihman, muhabbet, sırr-ı müstakim, deruni, ruh ül mana, kerb u bela, nazarı, hâl, hacer ül dürr, dembedem, sürek, teslim taşı, lamekân, Mirat ül Huruf, Serdem-i Seyfullah, düşkün, pervane... Hüseyin Albayrak'ın "Baba Erenler"i ile okurun içselleştireceği kimi kavramlar...
 
Anadolu geleneksel müziği türkülere ve bu müziğin vazgeçilmez çalgısı bağlamaya ufak yaşlardan itibaren gönül vermiş olan Hüseyin Albayrak, 2007 yılında yayınlanan "Sükût-u Harf" isimli romanının ardından, bu kez "Bir Yürüyüş Eyledik Baba Erenler ile" okur karşısında.
 
Ali Rıza Albayrak ile birlikte yaptıkları "Bâtıni Nefesler" (2003) ve "Şah Hatayi Deyişleri" adıyla yayınlanan müzik albümleriyle de müzikseverlerden olumlu yankılar alan Hüseyin Albayrak, "Bir Yürüyüş Eyledik Baba Erenler ile" adlı eserinde 68 Bektaşi fıkrasıyla okurla buluşuyor. Eserde Albayrak, 1'i hariç 67 fıkranın aynı zamanda üreticisi...
 

1 Ekim 2013 Salı

Sivas Halk Şairleri Bayramı

Âşık Ali

Âşık Revani

Âşık Suzani

Âşık Talibi Bektaş

Âşık Veysel

Âşık Yarım Ali

[İsmail Engin] Ahmet Kutsi'nin hazırladığı "Sivas Halk Şairleri Bayramı" adlı kitapçık, "Halk Şairleri Koruma Derneği" (s. 2-3), "Halk Şairleri Bayramı" (s. 4-11) ve "Sivas Halayları" (s. 12-16) olmak üzere üç bölümden ibaret. Eserin üçüncü bölümü, H. Muzaffer tarafından kaleme alınmış.

"Halk Şairleri Koruma Derneği" başlığını taşıyan birinci bölümde, Ahmet Kutsi, halkbilgisi (folklor) ile halk edebiyatı üzerine genel bilgiler veriyor. Bu bağlamda, Türkiye'deki konuyla ilgili çalışmalara değinen Ahmet Kutsi, o güne kadar yapılan çalışmaların ana konusunu "maziye ait" eserlerin oluşturduğunu söylüyor. Hayatın durmadığını, devam ettiğini belirten Ahmet Kutsi, "halk yaratıcılığı"nın da durağan değil, değişken olduğunu, onun üzerine daima yeni yeni şeylerin inşa edildiğini, eklendiğini ileri sürüyor, bu noktada konu üzerine yoğunlaşılması gerektiğini vurguluyor. Örnek olarak dönemin değişimlerini veren Ahmet Kutsi, "halk duyuşları ve halk ruhunun ifadesi olan şiirler"in "halk ruhunu derin bir ayna gibi" yansıttığını belirtiyor ve bunun "millet ruhu" olduğunu savunuyor (s. 2).

Dönemin ulusçuluk anlayışının-Cumhuriyet ideolojisinin önemli bir savunucusu olan Ahmet Kutsi [Tecer], halk edebiyatı ürünlerini halkbilgisinden ayırıyor ve halk edebiyatını edebiyatın iki ana kolundan biri olarak görüyor. [Bu durum günümüz folklorcuları (!) için geçerli değildir. Özellikle YÖK dönemiyle birlikte halk edebiyatçıları folklorcu olup, folklorun muhtevasını değiştirerek, folklor adına halk edebiyatı analizleri yapmaya başladılar. Bu tersine dönüşüm ilgi çekicidir.]