[İsmail Engin] “Format atmak” deyimi, son zamanlarda siyaset ve Aleviler söz konusu olduğunda sıkça kullanılıyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu deyimi tuttum.
Zira, “format atmak” yahut “formatlamak”, bir bilgisayar
işleminden aktarılıyor ve bugünün siyasetinde, geçmişi yeniden düzenlemenin, belleği
biçimlendirmenin, bazı dosyaları açıp bazılarını kapatmanın, hatta kimi zaman
bütünüyle silmeye çalışmanın da betimlemesi oluyor.
Lâkin “format atmak” deyimini tek başına bırakmamak
gerekiyor.
Yanına şunları da eklemek, birlikte anmak lâzım.
Biri; aldatmayı, hileyi, kurnazlığı, stratejiyi,
mücadeleyi ve iktidarı anlatan “Truva Atı”.
Diğeriyse; direnmenin, hakikatin, inancın ve zulme karşı
duruşun simgesi olan “Pir Sultan Abdal”.
Homeros’un İlyada’sındaki anlatıya göre Troyalılar
aldatılarak kent surlarının dışına bırakılan tahta at, barış hediyesi de sanılarak
kentin içine alınır. Atın içine gizlenen Akalar, içeriden müdahale ederek ve
kentin kapısını açarak Troya’nın düşmesini sağlar.
“Pir Sultan Abdal” anlatısında bunun tam tersi vardır.
Ozan, sözünden ve inancından vazgeçmez. Söylediğinin arkasında durur. Ve bunun bedelini ödemeyi göze alır.
Biri gizlenmiş bir gücün, diğeri saklanmayan bir sözün
temsilidir. Veyahut “Truva Atı”, içeriden kuşatmanın; “Pir Sultan Abdal” ise
teslim olmamanın simgesidir.
* * *
Tartışmaların hararetleneceğine dair işaretler veya onun
belirtileri 2000’li yılların başlarına, 2003’e kadar uzanıyor.
Tartışmanın önemli taraflarından biri, “Kendal Doğan”
müstear ismiyle yazıyor ve günümüz siyaseti için o döenem adeta önceden
belirlenmiş bir format atıyordu.
Dünden beri DEM Parti’nin hedefinde ise bu formata itiraz
eden, ona dur demeye çalışan “Müslüm Doğan” [ve arkadaşları] bulunuyor.
Burada durup, Müslüm Doğan’ın kim olduğunu da hatırlamak
gerekiyor :
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin eski başkanı.
Halkların Demokratik Partisi’nin kuruluşunda yer almış,
ilk dönem Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapmış, aynı partiden TBMM’nin 25. ve
26. dönemlerinde milletvekilliği görevini üstlenmiş bir isim.
Keza, AK Partili Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan 63.
Türkiye Hükûmeti’nde, yani bugünkü siyasî kompozisyonu sağlayacak “seçim
hükûmeti”nde, HDP kontenjanından Kalkınma Bakanlığı görevini yürütmüş.
* * *
Yani günümüzde sorun halinde ortaya çıkan tartışma, sıradan bir siyasî tartışmadan ibaret değil; siyasî bir geçmiş, toplumsal bir bellek ve bir temsil söz konusu.
* * *
Bugün artık şu durumla karşı karşıyayız :
Çaldıran üzerinden Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî
arasındaki “Yavuz’u hilâfete taşıyan yol kardeşliği” reddediliyor, ancak “varsayılan”
Sey Rıza ile Şeyh Said arasındaki “musahiplik” görmezden geliniyor.
Elbette ki sorun, tarihin nasıl yorumlandığından çok,
hangi tarihin hatırlanıp hangisinin unutulmak istendiği.
Ve kuşkusuz tarih, günün siyasî ihtiyaçlarına göre
girilip çıkılabilen bir depo değil.
Bir tarafın tarihsel ilişkilerini - birlikteliklerini reddederken,
diğer tarafın ilişkilerini romantize etmek; üstelik bunu Alevilik, Kürdlük ve
siyaset üzerinden yeniden kurmak, hem tarihsel hem de stratejik bir tutarsızlık
yaratıyor.
Ve lâkin, “İmralı ve siyasî paydaşları yahut yol
arkadaşları” tam bu noktada, 2025’ten beri stratejik bir hata yapıyor.
Çünkü, toplumsal bellek, siyasetin istediği anda yeniden
biçimlendirilebilecek [format atılacak] kadar plastik özellik taşımıyor.
Oysa, Baydemir döneminde, 2-3 Şubat 2013 tarihlerinde
düzenlenen “Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı” gibi girişimlerle önemli bir yol
katedilmişti.
Bu bağlamda, inanç odaklı farklı toplumsal bellekler
arasında bir temas zemini, Kürdlük öncelenerek oluşturulmuş ve onların yeniden
konuşabileceği fermuar bir alan açılmıştı.
Bir bakıma ihtiyaç duyulan format zaten atılmıştı.
Şimdi ise aynı zeminin üzerine, Türklük ve Kürdlük
köprüsü inşa edilerek yeni bir “format” çekilmeye çalışılıyor.
Fakat, her format tutmuyor, sistem hatası verebiliyor. Bilgisayardaki dosya
silinebiliyor ve lâkin izleri kalıyor; toplumsal belleği de aynı kolaylıkla
silemiyorsunuz. Yani, tarihsel bellek yeniden adlandırabiliyor, bir “ilişki yok
sayılabiliyor; ama o belleğin yaşanmışlığı ortadan kaldırılamıyor, insanların belleğindeki
izi yok edilemiyor.
Ve işte tam da burada Troya ve Pir Sultan Abdal anlatısındaki
“imgeler” yeniden karşımıza çıkıyor. |
@ismailenginhd [2.9.2026]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder