Bu Blogda Ara

28 Haziran 2026 Pazar

İsmail Engin : Kuzeydoğu Hindistan'dan Naga Tekstilleri ve Tasarımı

[İsmail Engin] Nagalar, Hindistan'ın kuzeydoğusu ile Myanmar'ın kuzeybatısında yaşayan, otuzdan fazla farklı etnik gruptan oluşan, üç ila dört milyon nüfusa sahip çok dilli bir topluluk. Ortak bir tarih paylaşmalarına rağmen, her grubun kendine özgü dili, kültürü ve kimlik anlayışı bulunuyor.

İngiliz sömürge yönetimi döneminde bölge yoğun askeri ve misyoner faaliyetlerine sahne olmuş, bu süreç Nagaların sosyo - kültürel yapısında köklü dönüşümlere yol açmış.

Hristiyanlık zamanla Nagaland'ın baskın dini hâline gelirken, bağımsızlık sonrasında Hindistan devletiyle yaşanan siyasi gerilimler ortak bir Naga kimliğinin oluşmasını hızlandırmış.

Günümüzde kültürel miras, geleneksel zanaatlar ve tekstiller bu kimliğin en önemli simgeleri arasında yer alıyor.

* * *

Kuzeydoğu Hindistan'da yaşayan Nagalara ait dokumaların – Naga dokumalarının – geometrik ve çoğu zaman minimalist desenleri, dünyanın en özgün ve etkileyici dokuma geleneklerinden birini oluşturuyor.

Güçlü geometrik desenleri ve canlı renkleri yalnızca estetik bir tercih değil; kimlik, toplumsal statü, köken ve kişisel yaşam öykülerini görünür kılan bir iletişim sistemi.

27 Haziran 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Siyasal Alevilik – II

[İsmail Engin] Siyasal Alevilik olgusu yeni ortaya çıkmış bir durum değil; aksine uzun yıllardır adım adım şekillenen, gözlemlenen ve tartışılan bir süreç.

Zaman içerisinde kimi cemevleri, ibadetin ve kültürel faaliyetlerin mekânları olmanın ötesine geçerek siyasetçilerin kürsü bulup konuşma yaptığı, siyasî mesajların verildiği platformlara dönüştü.

Buralarda düzenlenen paneller, çoğu zaman görünürde akademik veya kültürel içerik taşısa da, siyasî partilerin ve temsilcilerinin yoğun katılımıyla farklı bir işleve büründü; fikir üretmekten çok ideoloji ve siyasî pozisyon üretmeye başladı.

Örgütlenme faaliyetlerinin önemli dinamiklerinden ve ayaklarından biri siyaset oldu.

Pek çok dernek ve federasyon yöneticisi milletvekilliğine, belediye başkanlığına ya da belediye meclis üyeliğine aday olarak doğrudan siyasî arenaya çıktı. Böylece sivil toplum, inanç ve siyaset arasındaki sınırlar giderek silikleşti.

Akademisyenler, kanaat önderleri ve dinî rehber konumundaki bazı isimler de bu siyasî ilişkilerin kurulmasında ve sürdürülmesinde etkili roller üstlendi.

Buna karşı çıkanlar da vardı; inanç önderlerinin siyasî kamplaşmanın tarafı hâline gelmesini doğru bulmayanlar itirazlarını dile getirdi.

Bir kesim de kendi siyasî anlayışına uymuyor diye itiraz etti.

25 Haziran 2026 Perşembe

İsmail Engin : Kerbelâ – Alevi Kolektif Belleğinde Neden Önemlidir?

– ve zalim ve inanmış ve Kerbela [Bekir Yıldız] –

[İsmail Engin] Şayet Kerbelâ kolektif bellekten silinirse : 

“Yezid”, bir isim olarak kalır; zulmün, zorbalığın ve iktidar hırsının simgesi olmaktan çıkar; zulmün yüzü silinir, zorbalığın adı unutulur, tarihin karanlığı sıradanlaşır.

“Hüseyin”, tarihî bir şahsiyete dönüşür; hakikat uğruna bedel ödemenin, onurun ve direnişin anlamı silikleşir; eğilmeyen başın, teslim olmayan vicdanın ve susmayan hakikatin sesi kısılır.

“Emevî iktidarı” denildiğinde, salt bir hanedan hatırlanır; baskının, tahakkümün ve adaletsizliğin tarihsel karşılığı görünmez olur; adaleti boğan, hakkı susturan ve gücü hakikatin önüne koyan düzen, belleğin karanlığına gömülür.

“Hüseynî duruş” anıldığında, zulüm karşısında baş eğmemenin, hakikatin yanında saf tutmanın, bedeli ne olursa olsun direnmenin ne demek olduğu anlaşılamaz; yalnız kalsa da hakikatten ayrılmamanın anlamı kaybolur.

“Evlâd-ı Kerbelâ’yık, bî-hata’yık” sözü, dillerde yaşamaya devam eder ve fakat o sözün ardındaki ateş, gözyaşı, [zorunlu] göç ve asırları aşan aidiyet hissedilmez olur.

23 Haziran 2026 Salı

İsmail Engin : Ortaca 1966 – IV

[İsmail Engin] Milliyet gazetesinin 7 Haziran 1966 günlü baskısının ilk sayfasından verilen ve 7. sayfada devam eden, Teoman Doğulu’nun Muğla’dan bildirdiği “Bin Köylü Çatıştı” başlıklı habere göre; 

“Toprak anlaşmazlığından birbirine girenlerden 7 si yaralandı. 38 kişi nezarete alındı. 

Köyceğiz ilçesinin Ortaca bucağında arazi ihtilâfı yüzünden arbede çıkmış, bin kişi kadar bir topluluk Ortaca bucağını basıp sinemadaki halkı döverek yaralamıştır. (...)

Olaya Fevziye köyündeki bir bataklığı kurutan (...)un köylülerle geçinememesi yol açmıştır.” [Milliyet, 7 Haziran 1966,s.1]

18 Haziran 1966 günlü Cumhuriyet gazetesindeki Ortaca’dan Alâettin Bilgi’nin bildirdiğine göre, “Fevziyeliler 12 gün sonra ilk defa Ortaca’ya indiler” başlıklı haber kısaca şu şekildedir:

“12 gündenberi iktisadî abluka içinde bulunan Fevziye köylüleri dün ilk defa köy sınırından çıkarak Ortaca’ya inmişlerdir. (...)

(...) Fevziyeli Aleviler değirmene buğday götürdükten sonra pazara gitmişler ve kendilerine yiyecek temin etmişlerdir. Böylece Ortaca’da Alevî – Sünnî ayrımı ile ortaya çıkan gergin hava dün Fevziyelilerin inişi ile yumuşama safhasına girmiştir. (...)” [Cumhuriyet, 18 Haziran 1966, s. 1]

22 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Ortaca 1966 - III

Haziran 1966’da Ortaca’da yaşanan olaylar, Türkiye’de inanç temelli gerilimlerin nasıl algılandığı ve kamuoyuna nasıl sunulduğu konusunda dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. 

Dönemin gazetelerine yansıyan haberler incelendiğinde, olayların niteliği konusunda birbirinden oldukça farklı anlatılarla karşılaşılıyor.

* * *

14 Haziran 1966 tarihli Milliyet gazetesi, “Ortaca’da alevî kadınlar silahlandı” başlığıyla verdiği Muğla’dan Ç. Esen Kaftan ile Teoman Doğu’nun bildirdiği haberinde, “Olaya bir kadının tecavüz edilmesi sebep oldu. CHP’liler meseleyi Meclise aksettirdi” diyor. 

Haberin devamına göre;

“Köyceğizin Ortaca bucağında mezhep ayrılığı yüzünden gerginlik devam ederken tarlada çalışan bir Alevî kadının kaçırılarak ırzına geçilmesi üzerine kadınlar da silâhlanmıştır.

Fevziye köyünde (...) adında bir kadın önceki gün kocasıyla beraber tarlada çalışırken (...) köyünün Sünnilerinden (...)’ın tecavüzüne uğramıştır. (...) bu tecavüz olayı Ortaca’da hemen duyulmuştur. Bu hâdise karşısında erkeklerden sonra Alevî kadınlar da silahlanmıştır. (...)” [Milliyet, 14 Haziran 1966, 1]

Haberde, ayrıca silahlı çatışma yaşandığı, Sünni bir kişinin öldüğü belirtiliyor. [ibid, 7]

20 Haziran 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Ortaca 1966 - II

[İsmail Engin] Ali Kenanoğlu’nun, Ortaca’daki şiddet olaylarının sonucuyla ilgili “katliam” söylemine ve betimlemesine Hasan Hüseyin Dönmez ile Nami Temeltaş destek veriyor.

Kenanoğlu’nun 5 Haziran 2016’da Alevinet’te başladığı konuyu içeren değerlendirmelerinin, 10 Haziran 2016’da Evrensel’de tamamlandığı gün, Hasan Hüseyin Dönmez’in kaleme aldığı “Yakın Tarihin İlk Yarası: Unutturulan Ortaca Katliamı” başlıklı yazısı da “Datça Dayanışma – dayanışma- datca. org” portalında yayımlanıyor.

Hasan Hüseyin Dönmez, yazısında Ortaca olaylarını “devletin gizlediği ve Alevilerin dahi büyük ölçüde unuttuğu bir katliam” olarak tanımlıyor. Haziran 1966’da Muğla’nın Ortaca ilçesi ile Fevziye köyünde yaşanan gerilimin, resmî kayıtlarda arazi anlaşmazlığı olarak yer aldığını, ancak gerçekte kadınların çığlıklarını, yakılan köyleri, gasp edilen toprakları ve kayıpları barındıran bir trajedi olduğunu ileri sürüyor.

Dönmez ayrıca, ilgili literatürde olayların çok partili dönemin “ilk sivil Alevi katliamı” olarak değerlendirildiğini savunuyor:

Hasan Hüseyin Dönmez’in ileri sürdüğüne göre;

19 Haziran 2026 Cuma

İsmail Engin : Ortaca 1966

[İsmail Engin] 1966 yılında – 5-16 Haziran 1966 – Muğla’nın Ortaca ilçesinde yaşanan ve Alevi Türkmenler (Tahtacılar) ile [onlara yöneltilen şiddet hareketiyle] ilişkilendirilen toplumsal gerilim, aradan geçen altmış yıla rağmen hâlâ farklı kavramlarla anılmaya devam ediyor.

Tartışmanın merkezinde, bu toplumsal gerilimin “katliam” olarak mı, yoksa “Ortaca Olayları” olarak mı tanımlanması gerektiği sorusu yer alıyor.

Tahtacı Kültür Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Yolcu Bilginç’in 17 Haziran 2026 günü sosyal medyada;

“Tüm Alevi Kurumlarına ve Kamuoyuna Duyurulur…

Muharrem orucunun içinde bulunduğumuz bu günlerde Ortaca Katliamı diye uyduruk birtakım balon haberler yayınlayanlar var. Uyanık olalım, Tahtacı Türkmen Alevileri ile devlet arasına nefret tohumları ekmeye çalışan bu emperyalist işbirlikçileri deşifre edelim.

Alevi-Sünni düşmanlığı yaratmaya çalışan bir takım odakların paylaşımlarını buradan bildirelim birbirimize lütfen. O paylaşımlara yorum yapalım. Sünnilere (yezit) gibi hareketlere de müsade etmeyelim

Atatürk’ün Cumhuriyetinde Devlet Millet el ele bu ülkede kardeşçe yaşamak bizim gayret ve desteklerimizle mümkündür.

Ortaca Tahtacı Türkmen Alevileri üzerinden yapılmaya çalışılan profesyonel ve art niyetli provokasyonları görüyoruz, kınıyoruz.”

şeklinde dile getirdiği ve çok sayıda menfi itiraz ile müspet destek alan açıklaması, tam da bu tartışma üzerine kuruluyor.

18 Haziran 2026 Perşembe

İsmail Engin : AABF’nin İlk Dergisi : Mürşid – Kerbela Özel Sayısı [1991]

“Abdal Pir Hünkar’ım bağlandı yolum, | Nesl-i Muhammed’e nedir bu zulüm. | Kalsın o divana Kerbela’n çölün, | Çöller beni Şah Hüseyin’e götürün.”

[İsmail Engin] Mürşid dergisi, “Almanya Alevi Cemaatleri Federasyonu Aylık Merkez Yayın Organı | Vereinigung der Aleviten Gemeinden e. V.” ibaresiyle, Gustavsburg merkezli ve Frankfurt’da basılan, 15 Ağustos 1991 tarihinde çıkarılan “Kerbela Özel Sayısı” ile yayın hayatına başladı.

Ekim 1993 tarihine kadar, düzensiz aralıklarla ve zamanla federasyon yönetiminde meydana gelen değişiklikler de yayın ekibine yansıyarak, belirtilen özel sayı hariç 15 sayı daha yayımlandı.

Yayın hayatındaki yerini, ilk sayısı “Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (ABF)“ tarafından Şubat 1994’te yayımlanmaya başlanan Köln merkezli “Alevi Birlikleri Federasyonu Merkez Yayın Organı” “Alevilerin Sesi”ne bıraktı..

* * *

Mürşid dergisinin 15 Ağustos 1991’de yayınlanan “Kerbela özel sayısı ön ve arka kapakları dahil 24 sayfadır.

“Aylık Merkez Yayın Organı” mottosuyla yayımlanan derginin ön kapağının sol üst köşesinde sarı harflerle “Mürşid” yazılıdır; sağ üst köşesindeyse “Herausgeber Almanya Alevi Cemaatleri Federasyonu Aylık Merkez Yayın Organı Vereinigung der Aleviten Gemeinden e.V“ ve adresi ile “Federasyon adına Sorumlu Yazı İşleri Müdürü 2.nci Başkan Ilhan Aksoy Yazı Kurulu: Musa Bakır, Ali Rıza Ova, Ali Aklıbaşında” ibareleri kutu içinde kayıtlıdır.

16 Haziran 2026 Salı

İsmail Engin : Tahtacı - Türkmen Bülteni [2021 – 3]

[İsmail Engin] Ege Tahtacı Kültür Eğitim Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği tarafından Nisan 2021’de yayımlanan Tahtacı – Türkmen Bülteni’nin üçüncü sayısı, ön ve arka kapaklar ile Musa Güneş’in kaleme aldığı “Merhaba” başlıklı editör yazısı [ibid, i] dışında 17 sayfadan oluşuyor. 

Bültenin yayın yönetmenliğini Musa Güneş üstlenirken, yayın kurulunda İsmail Gacar, Musa Güneş ve Halil Sulu da yer alıyor. 

Tam sayfa ön kapak fotoğrafı, kepeziyle “Tahtacı Türkmen Gelini”dir. Tam sayfa arka kapak fotoğrafının konusu devrilmiş ağacın kabuğunu ayıran Tahtacı kadınıdır.

Ön kapakta geleneksel kıyafetleriyle bir Tahtacı Türkmen gelininin, arka kapakta ise devrilmiş bir ağacın kabuğunu ayıran Tahtacı kadınının fotoğrafının tercih edilmesi, Tahtacı yaşamının hem kültürel hem de üretim odaklı yönlerini simgesel biçimde yansıtmaktadır.

Bülten’in 3. sayısına Filiz Kahya “Neden Devr-i Daim Olsun Diyoruz?” [ibid, 1]; İbrahim Kızıler “Tahtacı Türkmenler” [ibid, 2-3]; Sinan Kahyaoğlu “Türkmenlikte Geyik Mitosu” [ibid, 4-8]; Yolcu Bilginç “Dernek Nasıl Kuruldu?” [ibid, 10-11], Oğuz Kaplan “Balıkesir Savaştepe Kongurca Köyünde Gençlerin Cuma Akşamları” [ibid, 12] başlıklı yazılarıyla; Fatma Kırmaç Kılıç da “Saksıda Bir Avuç Toprak” öyküsüyle [ibid, 9] katkı sunmaktadır.

Ayrıca Musa Güneş’in Akçaenişli kadın şair, “Şair Soner Can ile Söyleşi”si [ibid, 13] bulunmaktadır.

Keza, okura; Musa Güneş’in hazırladığı Bergama Yerlitahtacı ve Kapukaya Köylerini içeren “Sultannevruz Kutlandı” – ki ilgili yerleşim yerlerinde “Sultannevruz eski Martın 10. günü (23 Mart) kutlanır” ,[ibid, 14] ve  Hasan Kulakoğlu’nun “Alamutlu Veli Ağa” isimli kitabını içeren “Alamutlu Veli Ağa” adlı kitap tanıtımı [ibid, 15]; Hüseyin Cılız’ın hazırladığı “Doğu Akdeniz Tahtacılar Derneği Genel Kurul Toplantısını Yaptı” [ibid, 16]; “Ayten Kaplan’ın Yayını” [ibid, 16]; “Kapukahya Mahallesinin Yeni Muhtarı” [ibid, 16]; “Kızılcapınar’da Sultannevruz Kutlandı” [ibid, 17]; “Turan Köyünde Çiçek Üretimi” [ibid, 17] başlıklı haberler verilmektedir.

15 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Karahöyük Dergisi [1964-2] : Hacı Bektaş Veli Etrafında İnşa Edilen Kimlik Söylemi - “Hakikî Millî Müslüman”

“2. Sayımız : 16 Ağustos 1964 tarihinde Hacı Bektaş-ı Velî türbesinin açılış merasimi dolayısıyla özel olarak hazırlanmıştır.” [Karahöyük]

[İsmail Engin] “Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan ilk Alevi[lik] dergisi “Emek”, 6 Ocak 1964’te yayımlanan 12. sayısından sonra yayın hayatına devam edemedi. 

Öte yandan, “Hacı Bektaş Kültür, Kalkınma ve Yardım Derneği Yayın Organıdır” ibaresi ve “En Kutsal İbâdet, Çalışmak, Doğruluk ve İnsan Sevgisidir” mottosuyla ilk sayısı 1 Temmuz 1964’te okura sunulan Ankara merkezli Karahöyük dergisinin 2. sayısı 1 Ağustos 1964’te yayımlandı. 

“Karahöyük”ün “Hacıbektaş Kültür, Kalkınma ve Yardım Derneği” adına “Sahibi ve Mes’ul Müdür” Hüsrev Şir Ulusoy’dur [ibid, 32] ve dergi ön ve arka kapakları hariç 32 sayfadır.

Sol üst köşesinde güvercin logosuyla çıkarılan derginin ön kapaktaki adı küçük harflerle “karahöyük”tür ve ön kapağının ortasına doğrudan Hünkâr Hacı Bektaş-ı Velî tekkesinin fotoğrafı konulmuştur. Fotoğrafın altına 

“Devamı bâisi sırr-ı Muhammed’le Ali’dir bu. 

Makamı Hazret-i  Hünkâr Hacı Bektaş Velî’dir bu.”

yazılıdır.