[İsmail Engin] Alevi antropolojisi, Aleviliği tarihsel süreçler içerisinde şekillenen; toplumsal ilişkiler, ritüel pratikler, sözlü anlatılar, kolektif bellek ve sembolik temsil biçimleri aracılığıyla sürekli yeniden üretilen yaşayan bir inanç ve buna dayalı sosyo-kültürel sistem olarak ele almaktadır.
Ona göre; Aleviliği anlamak, yalnızca inanç esaslarını, ibadet biçimlerini veya kurumsal yapılarını incelemekle sınırlı tutulamaz.
Alevi topluluklarının kendilerini nasıl tanımladığı, geçmişlerini nasıl hatırladığı, kutsalla nasıl ilişki kurduğu, toplumsal düzenlerini hangi değerler üzerinden inşa ettiği ve değişen koşullar karşısında kimliklerini nasıl ve yeniden oluşturduğu, Alevi antropolojisinin temel araştırma alanları arasında yer almaktadır.
Onun perspektifinden hareket eden bir çalışma, “Alevi
dinî otoritesi”nin kuruluşunu, meşruiyet kaynaklarını ve toplumsal dönüşümler
karşısındaki yeniden yapılanma süreçlerini incelemektedir.
Burada, “dinî otorite”, tek bir kurumun veya kişinin değişmez
statüsünün dışında; tarihsel bellek, bilgi aktarımı, ritüel yeterlilik,
toplumsal kabul ve sembolik temsil ilişkileri içerisinde sürekli kurulan “dinamik
süreç” olarak değerlendirilmektedir.
O nedenle, Alevi antropolojisinin temel sorusu, “Aleviler
neye inanır?”dan öte “Alevi toplulukları kimliklerini, belleklerini ve otorite
biçimlerini hangi toplumsal pratikler, ritüeller ve ilişkiler aracılığıyla nasıl ve yeniden üretmektedir?” sorusudur.
* * *
Alevilikte önemli bir otorite biçimi olan dedelik kurumu,
sadece soy ilişkileri veya ocak bağlantısı üzerinden açıklanamaz.
Dedelik; tarihsel süreklilik, erkân bilgisi, ritüel
yetkinlik, ahlâkî temsil, toplulukla kurulan ilişki ve kabul süreçleri
üzerinden meşruiyet kazanan çok boyutlu bir otorite biçimidir.