[İsmail Engin] “Gelenek taşındığında ne olur?” ve / veya, “geleneksel bir inanç dünyası başka bir coğrafyaya taşındığında, başka dinî ve kültürel sistemlerle karşılaştığında ve modern dünyaya girdiğinde ona ne olur?” Kimi unsurlar kaybolur. Kimileri biçim değiştirir. Kimileri yeni bir dinî anlam kazanır. Kimileri geçmişteki biçiminden çok farklı olarak yeniden ortaya çıkar...
Yukarıdaki soru, Alevi antropolojisi açısından geçmişin
izlerini sürmek anlamını taşımamaktadır.
Bir topluluğun kutsallığı, toplumsal ilişkileri, belleği,
tutum - davranışı, doğayı, ölümü, şifayı ve kimliği nasıl örgütlediğini
anlamaktır.
Alevilik ile Şamanizm arasındaki ilişkiyi araştırırken
temel soru, “Alevilik Şamanizmin devamı mıdır?” olmamalıdır!
Daha anlamlı soru,
“Orta Asya ve bozkır dünyalarından gelen çeşitli kültürel ve ritüel unsurlar, İslamlaşma, göç, Anadolu’daki kültürel karşılaşmalar ve Alevi topluluklarının kendi tarihsel deneyimleri içerisinde nasıl dönüşmüş, yeniden yorumlanmış ve toplumsal bir sisteme dönüştürülmüştür?”
şeklindedir.
Ve, bu soru bizi doğrudan Alevi antropolojisinin
merkezine taşımaktadır. Zira, Alevilik hem bir inançlar bütünü hem bir topluluk
örgütlenmesi, bir ahlâk sistemi, ritüel bir dünya, bir bellek biçimi, akrabalık ve dayanışma ağı, kutsal mekânlar
sistemi, sözlü kültür, tutum - davranış ve müzik pratiği, tarihsel deneyimlerin
kuşaktan kuşağa aktarılma biçimi olarak bir “inanç sistemi”nden daha fazlasıdır.
Aleviliği sadece inançlar üzerinden okumak önemli bir
eksikliktir. Alevilik, insanın neye inandığından çok daha fazlasını içermektedir.
Bir Alevinin dünyası; cemde, ocakta, dede-talip
ilişkisinde, musahiplikte, rızalıkta, lokmada, semahda, nefeste, ziyarette, yas
ve ölüm pratiklerinde, gündelik dayanışmada ve topluluk belleğinde somutlaşmaktadır.
O nedenle, Alevi antropolojisi, “Aleviler neye inanır?” sorusuyla
sınırlı kalamaz. Bunun yanında; “Aleviler topluluklarını nasıl kurarlar?”, “kutsallığı
nasıl üretirler?”, “toplumsal ilişkileri nasıl düzenlerler?”, “geçmişlerini
nasıl hatırlarlar?”, “ritüeller aracılığıyla kimliklerini nasıl yeniden
üretirler?” sorularının da sorulması ve bunlar üzerinde odaklaşılması gerekir.
Ve, “Şamanik miras” da ancak bu toplumsal bağlam içerisinde
anlamlandırılabilir.