Bu Blogda Ara

23 Mayıs 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Ismael Sophy Rex Pers

[İsmail Engin] Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in (1487–1524), bugün en yaygın biçimde tanınan portresi, İtalyan ressam Cristofano dell’Altissimo tarafından 1552–1568 yılları arasında yapılmıştır. 

“Ismael Sophy Rex Pers” adıyla bilinen bu eser, günümüzde Floransa’daki Galleria degli Uffizi’dedir.

Dünyaca tanınmış devlet adamları, düşünürler ve sanatçılardan oluşan evrensel bir portre galerisi oluşturma fikri, Medici hanedanının en önemli temsilcilerinden Cosimo I de’ Medici’ye (1519–1574) aitti.

Cosimo, 1537–1569 yılları arasında II. Floransa Dükü, 1569’dan ölümüne kadar ise Toscana’nın ilk Büyük Dükü olarak hüküm sürdü.

Livorno kentini kurduran Cosimo, buraya yerleşen topluluklara din özgürlüğü tanımış; sanatçıları destekleyerek Rönesans kültürünün gelişmesinde önemli rol oynadı. Himaye ettiği sanatçılar arasında, özellikle portre kopyalarıyla ün kazanan Cristofano dell’Altissimo (1525–1605) da bulunuyordu.

Pontormo ve Bronzino’nun öğrencisi olan Cristofano, 1552 yılında Cosimo’nun emriyle Como’ya gönderildi. Görevi, tarihçi ve koleksiyoncu Paolo Giovio’nun ünlü portre koleksiyonundaki eserleri kopyalamaktı. Ressam burada, daha sonra “Gioviana Serisi” adıyla tanınacak yaklaşık 280 portre gerçekleştirdi. Bugün bu eserlerin büyük bölümü Floransa’daki Uffizi Galerisi’nde korunmaktadır.

22 Mayıs 2026 Cuma

İsmail Engin : FUAF – Muhabbet Özel Sayısı [1999]

[İsmail Engin] Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından yayın tarihi konulmayan ancak 1999’da yayımlanan FUAF – Muhabbet Özel Sayısı, kapaklar dâhil toplam 28 sayfadan oluşan A4 boyutunda bir dergidir. Mavi zeminli ön kapağında, 12 sarı yıldız arasında uçan bir güvercin figürü yer almaktadır. Sol üst köşeye FUAF logosu konulmuş, logonun altına ise “Muhabbet Özel Sayısı” ibaresi eklenmiştir. Kapakta büyük puntolarla “Aleviler Avrupa Parlamentosu’nda” başlığı kullanılmıştır. 

İç kapak boş bırakılmış; künyeye ve “İçindekiler” bölümüne ise üçüncü sayfada yer verilmiştir.

Paris merkezli yayımlanan derginin künyesinde, yayımcı kuruluşun Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu olduğu belirtilmektedir. Federasyon adına derginin sahibi ve genel yayın yönetmeni Servet Demir, yazı işleri müdürü ise Cemil Coşkun’dur. Baskısının Köln’de gerçekleştirildiği de künyede ifade edilmektedir. [ibid, 3]

Dergide; Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Cemil Coşkun’un “Avrupa Parlamentosu’nda Alevi Sempozyumu Yapıldı...” başlıklı yazısı [ibid, 4], FUAF Başkanı Servet Demir’in “Avrupa’da Alevi Örgütlenmeleri Neden İhtiyaçtır?” başlıklı değerlendirmesi [ibid, 7-9], Prof. Irène Mélikoff’un “Anadolu Aleviliği ve Bektaşilik” başlıklı konuşması [ibid, 10-12], AABF Başkanı Turgut Öker’in “AABF’nin Tarihi” başlıklı yazısı [ibid, 13-16], Avrupa Parlamentosu Yeşiller Partisi milletvekili Ozan Ceyhun’un “Aleviler Avrupa Parlamentosu’nda Bir Gerçeği Dile Getirdi: Türkiye ve Avrupa Birliği İlişkilerinde Karşılıklı Dürüstlüğe İhtiyaç Var!” başlıklı değerlendirmesi [ibid, 17-18], CHP Tokat Milletvekili Şahin Ulusoy’un “Türkiye’de Alevilik ve Kimi Sorunları” başlıklı yazısı [ibid, 19-20], Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Necati Yılmaz’ın “Türkiye’de Alevilerin Durumu ve İstemleri” başlıklı metni [ibid, 21-23] ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ali Doğan’ın “Türkiye’deki Alevilerin Konumu ve Laiklik Üzerine” başlıklı yazısı [ibid, 24-25] yer almaktadır. 

19 Mayıs 2026 Salı

İsmail Engin : 19 Mayıs - ve tartışmaları -

[İsmail Engin] Bir zamanlar adına dergi yayımlandı: “19 Mayıs Samsun Halkevi Dergisi” olarak :

Samsun Halkevi’nin Dil, Tarih, Edebiyat Şubesi tarafından ilk sayısı 1 Kasım 1935'de, son sayısı da Nisan 1950’de çıkarıldı... 

Toplam 114 sayıydı. 

1950’de dergi yayın hayatına son verdi, ama "19 Mayıs" hep devam etti, 

Ne var ki, toplumun belleğinde, bir dönem bir derginin adı olduğu pek hatırlanmadı... 

* * *

Resmî bir bayram olmamasına rağmen, ilk kez ulusal düzeyde 1935 yılında kutlandı, 19 Mayıs. 

Ve Atatürk’ün ölümünden yaklaşık beş ay önce çıkarılan bir kanunla resmî bir bayram olarak kabul edildi. 

* * *

Bugün 19 Mayıs, bazı kesimler tarafından bir süredir farklı gerekçelerle sahiplenilmiyor ya da kutlanmıyor :

17 Mayıs 2026 Pazar

İsmail Engin : Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

[İsmail Engin] Geçmişiyle, hatta ne olduğuyla bile, kendisiyle uzlaşamayan, birbirini reddeden – kavgalı; bütün değerleri bilinçli – bilinçsiz değersizleştirilmiş, hükümsüz bırakılmış bir yapının…

Önceki gün söylediğini dün, dün söylediğini bugün “geçersiz” ilan eden bir zihniyetin…

Kendine özgü bir “geleneği” ve “geleceği” olabilir mi?

Veyahut kendi dinamikleriyle işleyen nasıl bir gelecek ve hangi gelenek – ne üzerine inşa edilebilir?

Hele bir de ezelden ebede, kadimden postmoderniteye kadar her şey tarumar edilmişse; akıl tutulmuş, kolektif bellek felce – dumura uğratılmışsa…

Etnisiteyle, sosyal ve tarihsel kırılmalarla, ekonomik bağlamla, dille; kısacası kolektif bilinç ve bellekte giderek daha fazla ayrış[tırıl]an Aleviler, bugün tam da bunu tartışıyor; neyi :

“Alevilerin ve Aleviliğin geleceğini.”

Üstelik tartışırken bile, kolektif bellekte yeni ve etnisiteye ve inanca bakışı – ve şayet kaldıysa değerlerin kırıntılarını – içeren derin fay hatları oluşturarak…

Bir umud var geriye kalan, dijital çağda : Ansiklopediler..

“Hacı” mıydı, “Hace” miydi?

15 Mayıs 2026 Cuma

İsmail Engin : Âşıklar Şenliği [1963] - Fikret Otyam'dan Ahmet Yürür'e, Şinasi Koç'a -

[İsmail Engin] Ankara'da 6 Temmuz 1963'te Büyük Sinema'da, 7 Temmuz 1963'te de Safa Sineması'nda "Gençliğe Müzik Derneği"nin himayesinde "Âşıklar Şenliği" düzenlenir. 

Şenliğe katılan âşıklar arasında Ali İzzet Özkan, İhsanî ve Güllüşah, Dursun Cevlanî, Şinasi Koç, Kamer Baba, Nesimî, Aladeli, Mahzunî, Mahrumî, Maksudî, Ali Gürbüz, Kul Hasan ve çocukları, Hüseyin Çırakman, Hasan Demirbaş, Aziz Üstün, Hasan Kırma vardır. 

Âşıkları tanıtan ve deyişler okuyanlar da Nihat Özer, Cemalettin Aykın, Hüseyin Korkmazgil, İhsan Biçici, Ali Taygan, Yalçın Cerit'tir.

Âşıklar Şenliği'nde Hasan Dede'den, Dertli'den, Hakî'den, Pir Sultan'dan, İbretî'den, Âşık Hasan'dan, Derviş Ali'den deyişler okunur. 

Programı Fikret Otyam yönetir. Açılışı "Dernek Başkanı" Ahmet Yürür yapar. Hüseyin Korkmazgil "Halk edebiyatı üzerine" konuşur. 

İsmail Engin : Yesevîlikten Nakşibendîliğe ve Mâtürîdîliğe Giden Süreçte : Alevîlik, Bektaşîlik – Cumhuriyet’ten Günümüze İdeolojik Hatlar

[İsmail Engin] Cumhuriyet döneminde Türkiye’de dinî yapı ve kimlikler köklü dönüşümler geçirdi. Dönüşüm yalnızca Alevîlikle sınırlı değildi; Sünni çevreler de aynı tarihsel sürecin etkisi altında yeniden şekillendi. 

Tekkelerin kapatılmasıyla birlikte birçok dinî yapı kamusal görünürlüğünü kaybederek flu alana çekildi; ancak bu durum, söz konusu yapıların etkisini azaltmak yerine kimi zaman daha örgütlü ve yaygın hâle gelmelerine zemin hazırladı.

Süreçte özellikle Nakşibendîlik dikkat çekici bir yükseliş yaşadı. Sessiz fakat güçlü biçimde genişleyen bu yapı, Doğu Anadolu’dan başlayarak Ege ve Marmara bölgelerine kadar uzanan toplumsal ve siyasal bir etki alanı oluşturdu. Böylece Cumhuriyet’in ilerleyen dönemlerinde Türkiye’nin dinî ve siyasal dengelerinde – başat – belirleyici unsurlardan biri hâline geldi.

Aynı dönemde iki farklı ideolojik-dinî sentez de belirginleşmeye başladı. Bir tarafta açık, güçlü ve resmî biçimde dile getirilen “Türk İslâm Sentezi”, diğer tarafta ise daha örtük biçimde gelişen ve “Kürd İslâm Sentezi” olarak tanımlanabilecek eğilimler ortaya çıkıyordu. 

Öte yandan, günümüzde “Türk İslâm Sentezi” olarak anılan düşünsel hattın oluşumunda Kürd kökenli dinî çevrelerin de önemli etkileri bulunmaktaydı. 

Keza, Doğu Anadolu merkezli gelişen İslâmî damar, zamanla adı konmamış bir “Kürd İslâmı” görünümü kazanmış; hem iktidar çevrelerinde hem de bölgesel muhalefet içinde etkili bir konuma yerleşmişti. 

Nakşibendîliğin taşıyıcı omurgası da büyük ölçüde bu sosyolojik zemin üzerinde şekilleniyordu.

14 Mayıs 2026 Perşembe

İsmail Engin : Emek – İlk Alevi[lik] Dergisi [1962] – IV

[İsmail Engin] “Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan, adı sol üst köşede kırmızı renkle yazılmış, “Emek Basım Yayımevi”nde “Kültür Dergisi” mottosuyla ve “Şimdilik aydabir çıkar” ibaresiyle basılan Ankara merkezli “Emek Dergisi”nin 6 sayfadan ibaret 4. sayısı, 20 Ağustos 1962’de çıkmıştır.

Derginin 4. sayısının ilk sayfasında 4. sayfada da devam eden, Sefer Aytekin’in “Halk Aldanmaz” [ibid, 1, 4] ve Bedri Noyan’ın “Yepyeni Ol ǀ Nûşirevan”ının [ibid, 1] yanı sıra sağ alt köşede “Koca Kurt” [ibid, 1] başlıklı imzasız yazı vardır.

İkinci sayfada, ilk sayıdan devamla, imzasız “Kur’an’dan”, “İncil’den”, “Tevrat’tan” ve “Zebur’dan” örneklerin sunulan “Dört Kitap – IV” başlıklı yazının [ibid, 2] dışında; Avukat Cemal Özbey’in “Mevlânaya Göre Hz. Âli” [ibid, 2] adlı uzun yazısı bulunmaktadır.

Üçüncü sayfada, “Muaviye Hayranlarına Cevap – Muaviye Kimdir?” başlıklı ilk sayıda başlayan dizi yazının üçüncüsüne [ibid, 3] ve ayrıca Âşık Hüseyin Çırakman’ın “Birlik” [ibid, 3] şiirine yer verilmektedir.

13 Mayıs 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Emek – İlk Alevi[lik] Dergisi [1962] – III

“Bu yolda gidenler ağlar dediler” ǀ Kul Ahmet 

[İsmail Engin] “Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan, adı sol üst köşede kırmızı rengle yazılmış, “Emek Basım Yayımevi”nde “Kültür Dergisi” mottosuyla ve “Şimdilik ayda bir çıkar” ibaresiyle basılan Ankara merkezli “Emek Dergisi”nin 6 sayfadan ibaret 3. sayısı, 17 Temmuz 1962’de çıkmıştır.

Derginin 3. sayısının ilk sayfasında 4. sayfada da devam eden, Sefer Aytekin’in “Emeğin Dostu Atatürk” [ibid, 1, 4] ve Cafer Can’ın “Vaatler ve Hakikatler” [ibid, 1, 4] başlıklı yazılarının yanı sıra Bedri Noyan’ın “İlim Yolu” [ibid, 1] konulu yazısı ile Âşık Dursun Cevlâni’nin “Ağaç” [ibid, 1] şiiri vardır. 

Noyan, söz konusu yazısına;

“Erkeklerin kaburğa kemiği kadınlardan bir tâne fazladır, demektense bunu bir röntgen’le bakarak gözle görmek böyle olmadığını anlamak daha emin bir yoldur. Görmeden bilmeden söylemek, biliyormuş gibi görünmek bizi yanlışlığa saptırır.” [ibid, 1]

ibareleriyle başlamaktadır.,

12 Mayıs 2026 Salı

İsmail Engin : Emek - İlk Alevi[lik] Dergisi [1962] – II

“Pîrim Hatâyîmi gördüm düşümde” “Ali’nin nışanı vardır başımda” ǀ Tiri Ebe

[İsmail Engin] “Sahibi ve yazı işleri Müdürü” Sefer Aytekin olan, adı sol üst köşede kırmızı rengle yazılmış, “Emek Basım Yayımevi”nde “Kültür Dergisi” mottosuyla ve “Şimdilik ayda bir çıkar” ibaresiyle basılan Ankara merkezli “Emek Dergisi”nin 6 sayfadan ibaret 2. sayısı, 30 Mayıs 1962’de çıkmıştır. Derginin 3. sayfasında “Yakında 15 günlük sonra haftalık olacaktır” kaydına rastlanılmaktadır.

İkinci sayısının ilk sayfasında ikisi dördüncü sayfada da devam eden üç yazı vardır: Sefer Aytekin’in “Lâiklik : Evet” [ibid, 1, 4], imzasız “Nasıl Paryalaştık?” [ibid, 1, 4] ve Cafer Can’ın “Suçlu Kim?” [ibid, 1]

İkinci sayfada “ilk sayıdan devamla, imzasız “Kur’an’dan”, “İncil’den”, “Tevrat’tan” ve “Zebur’dan” örnekler sunulan “Dört Kitap – II” başlıklı yazının [ibid, 2] dışında; Avukat Cemal Özbey’in dirlik, birlik ve beraberliğe davet ettiği “Birlik” [ibid, 2] adlı kısa yazısı ile Âşık Hüseyin Çırakman’ın “Ayda İnsan” başlıklı şiiri [ibid, 2] bulunmaktadır.

Üçüncü sayfada “Muaviye Hayranlarına Cevap – Muaviye Kimdir?” başlıklı ilk sayıda başlayan dizi yazının ikincisine [ibid, 3] yer verilmektedir. Sayfaya ayrıca Afyon Akçaşar Köyünden 1950’de Hakk’a yürüyen “Pîrim Hatâyîmi gördüm düşümde” “Ali’nin nışanı vardır başımda” diyen “Tiri Ebe”den “Neyin Kaldı” şiiri [ibid, 3] de eklenmiştir.

7 Mayıs 2026 Perşembe

İsmail Engin : Devlet ve Alevilik -

[İsmail Engin] Türkiye'de devlet, yaklaşık her on yılda bir Aleviler ve Alevilik konusundaki "kurumsal belleği"ni güncelleyen bir mekanizma işletiyor. 

Süreç, bazen açık biçimde, bazen de daha örtülü yöntemlerle; toplantılar, çalıştaylar, sempozyumlar ve çeşitli organizasyonlar aracılığıyla yürütülüyor. 

Söz konusu etkinliklerin finansal ve idari desteği çoğu zaman doğrudan devlet tarafından sağlanıyor; vakıf ya da dernek yapıları söz konusu olduğunda ise hem "denetim" hem de "yasaya uygunluk" çerçevesi devletin kontrolünde şekilleniyor.

Diğer bir ifadeyle, Alevi örgütlenmeleri ve etkinlikleri düzenli biçimde hukuki açıdan gözden geçiriliyor. 

Aslında bunun kökleri çok daha eskiye, Osmanlı dönemine kadar uzanıyor: 

Osmanlı'dan itibaren Alevi topluluklarına ilişkin bir denetim mekanizması ve kurumsallaşmış kayıt sistemi varlığını sürdürmüş durumda.

Örneğin, Osmanlı'da şecereleri denetleyen yapılar bulunuyor; bu şecerelerin onaylanmasıyla birlikte bazı imtiyazlar tanımlanıyor - tanınıyor ve geliştiriliyordu. 

Tekke ve zaviyelerin toprak kullanımı, vergilendirilmesi ve vergi muafiyetleri de bu çerçevede düzenleniyordu.