“Siyaset günleri gelip çatmadan / Açılın kapılar Şah’a gidelim”
[İsmail Engin] Aleviliğin siyasallaştırılması tartışmaları günümüzde yeni bir aşamaya ulaşıyor. Farklı siyasal ve ideolojik ayrımlar üzerinden Alevi kimliğinin yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir süreç yaşanıyor.
Özelciler – Pirocular ayrımı, MHP ile DEM Parti ve CHP eksenli yaklaşımlar, Dersim merkezli tartışmalar, Abdülhamidçiler ile İttihatçılar arasındaki tarihsel kamplaşmalar, Meşrutiyetçilik ve Cumhuriyetçilik eksenindeki görüş ayrılıkları, etno – dinci özerklik ve ulusalcılık – Seyit Rıza ve Kemalizm –; etnisitede Türklük – Kürdlük tartışmaları ... tüm bunlar, Alevilik başlığı altında yeniden siyasal gündeme taşınıyor, orada taraftar buluyor. Söz konusu görüşlere, Alevi kimliğini önceleyen çevrelerde kemikleşmiş şekilde rastlanıyor.
Öte yandan, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Alevileri arasındaki farklılıklar örtük şekilde siyasal tartışmaların konusu haline gelirken, dinî yapıların kendi içindeki ayrışmaları yeniden görünür oluyor.
Bir başka ifadeyle, İç Anadolu ve Doğu Anadolu Alevileri siyasetle harmanlanıyor; “pençeliler” ve “tarikliler” yeniden bariyerlerle ayrışıyor.
Demem o ki, siyasetin giderek belirleyici olduğu bir döneme girilirken, Aleviliğin de siyasal rekabetin unsurlarından biri haline geldiği gözleniyor.
Elbette bireysel düzeyde siyaset yapmak herkesin en temel demokratik – vatandaşlık hakkıdır.
Ancak, tartışmanın merkezinde yer alan soru şu:
Dinî ve inançsal kimlikler, siyasal aidiyetlerle ne ölçüde iç içe geçirilebilir; Alevilerin laiklik talepleriyle ne ölçüde uyuşabilir?