[İsmail Engin] Cumhuriyet döneminde Türkiye’de dinî yapı ve kimlikler köklü dönüşümler geçirdi. Dönüşüm yalnızca Alevîlikle sınırlı değildi; Sünni çevreler de aynı tarihsel sürecin etkisi altında yeniden şekillendi.
Tekkelerin kapatılmasıyla birlikte birçok dinî yapı kamusal görünürlüğünü kaybederek flu alana çekildi; ancak bu durum, söz konusu yapıların etkisini azaltmak yerine kimi zaman daha örgütlü ve yaygın hâle gelmelerine zemin hazırladı.
Süreçte özellikle Nakşibendîlik dikkat çekici bir yükseliş yaşadı. Sessiz fakat güçlü biçimde genişleyen bu yapı, Doğu Anadolu’dan başlayarak Ege ve Marmara bölgelerine kadar uzanan toplumsal ve siyasal bir etki alanı oluşturdu. Böylece Cumhuriyet’in ilerleyen dönemlerinde Türkiye’nin dinî ve siyasal dengelerinde – başat – belirleyici unsurlardan biri hâline geldi.
Aynı dönemde iki farklı ideolojik-dinî sentez de belirginleşmeye başladı. Bir tarafta açık, güçlü ve resmî biçimde dile getirilen “Türk İslâm Sentezi”, diğer tarafta ise daha örtük biçimde gelişen ve “Kürd İslâm Sentezi” olarak tanımlanabilecek eğilimler ortaya çıkıyordu.
Öte yandan, günümüzde “Türk İslâm Sentezi” olarak anılan düşünsel hattın oluşumunda Kürd kökenli dinî çevrelerin de önemli etkileri bulunmaktaydı. Özellikle Doğu Anadolu merkezli gelişen İslâmî damar, zamanla adı konmamış bir “Kürd İslâmı” görünümü kazanmış; hem iktidar çevrelerinde hem de bölgesel muhalefet içinde etkili bir konuma yerleşmişti.
Nakşibendîliğin taşıyıcı omurgası da büyük ölçüde bu sosyolojik zemin üzerinde şekilleniyordu.