[İsmail Engin] Alevi antropolojisi açısından Aleviliği anlamak için, öncelikle din, dini inanç, inanç ve gelenek kavramları arasındaki ayrım olup olmadığıan bakmak gerekmektedir.
Bu kavramlar, “günlük alışkanlık”la çoğu zaman birbirinin
yerine kullanılsa da antropolojik analiz açısından farklı toplumsal
gerçekliklere karşılık gelmektedir.
Günümüzde Alevilik çoğunlukla iki “indirgemeci yaklaşım”
arasında değerlendirilmektedir: İlki Aleviliği “dinî inanç sistemi” olarak ele
alırken, ikincisi onu “kültürel gelenek” olarak nitelemektedir. Oysa,
antropolojik yaklaşım, toplumsal olguların tek boyutlu olmadığını kabul
etmektedir. Dolayısıyla, bir topluluk aynı anda kutsal anlam sistemlerine,
toplumsal kurumlara, ritüellere ve geleneklere sahip olabilir.
Aleviliği anlamak için “din”, “dinî inanç”, “inanç” ve “gelenek” olmak üzere dört analitik düzey birbirinden ayrılmalıdır.
Din, kutsal olanla ilişkiyi, sembolleri, ritüelleri, ahlâkî düzeni ve toplumsal kurumları kapsayan bütünsel anlam sistemidir. Dinî inanç, dinî sistemin kutsal, aşkın ve hakikat boyutudur. Topluluğun neyi kutsal kabul ettiğini ve varoluşu nasıl anlamlandırdığını açıklamaktadır. İnanç, daha geniş bir anlamlandırma biçimidir. İnsanların dünya, toplum, ahlâk ve kimlik hakkında sahip oldukları kabulleri kapsamaktadır. Dinî inanç, inanç olmakla birlikte, her inanç dinî inanç değildir. Gelenek, kabul gören anlam sistemlerinin tarih içinde aktarılması, uygulanması ve yeniden üretilmesi sürecidir.