[İsmail Engin] Çeyrek asırdan da fazla zaman geçmiş...
Unutamadığımız bir yolculuğun sonunda Pendik’e yolumuz
düşmüştü, Ayhan Aydın’la birlikte. Henüz Seyit Seyfi Cemevi’nin yeni yapıldığı
günlerdi.
Birileri inşaattan çıktı. Ameleye, “Dede nerede?” diye
sordum. Hafif gülümseyen Ayhan sesini çıkarmadı.
“Bekleyin, geliyorum,” cevabını aldık.
Biraz sonra, az önce inşaatta çalışan amele, üstünü
değiştirip yeni urbalarını giymiş; karşımıza “Dede” olarak çıkmıştı.
Henüz bir odası tamamlanmış Cemevi inşaatına davet etti
bizi. Birlikte gezdik. O sırada çimentoya ihtiyaçları varmış. Birine selamını
ileterek haber gönderdi. Çok geçmeden haberci yeniden çıkageldi: Bir kamyon
çimento geliyormuş... Lokma olarak...
Sohbetimize orada devam edemedik. Çocuklar doluştu
içeriye; cıvıl cıvıl...
Dede, çocukların ücretsiz İngilizce dersine geldiklerini
söyledi. Dünyayı tanımaları, öğrenmeleri gerekiyormuş. Derken öğretmen de
göründü. İngiliz’di.
Dede, kendisini takip etmemizi istedi. Yola koyulduk.