[İsmail Engin] Kuşku yok ki; meydanlarda kimin konuştuğu, hangi sözün büyütüldüğü kadar hangi sözün görmezden gelindiği de siyasetin bir parçası...
Günümüz Türkiye’sinde birbirinden farklı görünen bazı
gelişmeler aynı siyasal zeminde buluşuyor: İmralı’dan gelen “demokratik
entegrasyon” mesajları, kimlik ve örgütlenme özgürlüğüne yapılan vurgular,
Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî üzerinden kurulan tarihsel anlatı ve
Hacıbektaş’ta kimi Alevi kurumlarının yükselttiği itirazlar...
Her birini ayrı ayrı değerlendirmek mümkün. Lâkin, bu
başlıkların birbirleriyle nasıl ilişkilendiği önem taşıyor.
Yeni bir çözüm sürecinin dilinin ötesinde; devlet-toplum
ilişkisi, kimlik, inanç, yurttaşlık ve Türkiye’nin tarihsel belleğinin yeniden
yorumlanması gibi daha geniş bir alandan söz ediyor; öncelikle, tarihin neden
yeniden çağrıldığını düşünüyoruz.
Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî referansı bu
nedenle önem taşıyor.
İmralı eksenindeki tartışmalarda bu tarihsel ittifak daha
önce de gündeme geldi. İmralı’daki 2025 - 2026 değerlendirmelerinde, Yavuz Sultan
Selim ile İdris-i Bitlisî ittifakına ilişkin ifadeler yer aldı. Fakat, burada
dikkat edilmesi gereken nokta, tarihsel bir olayın bugüne taşınmasının
kendisinin bir siyasal yorum olduğudur.
Çaldıran dönemindeki Osmanlı-Kürd ilişkilerini bugünün
Türkiye’sine doğrudan tercüme etmek mümkün değil. O dönemin devlet yapısı,
mezhep çatışmaları, bölgesel güç dengeleri ve yerel iktidar biçimleri
bugünkünden tamamen farklıydı. Buna rağmen, tarihsel bir ittifakın bugün
hatırlatılması da dikkat çekici. Zira, tarihin siyasette yeniden çağrılması,
çoğu zaman bugünün geleceğini tarif etmek için yapılıyor.
O hâlde, geçmişin hangi tarafının bugüne taşındığı üzerinde
düşünülmelidir.