Bu Blogda Ara

23 Mart 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Akademi Hâlleri

[İsmail Engin] Yeni olan pek bir şey yok!

Akademi keskin kutuplaşmalardan nasibini alıyor.

"Gelenek" adı altında birbirine benzetilmiş halk oyunları ekipleri gibi, tek tip düşünce kümeleri oluşuyor.

Herkes kendi mahallesinde "ilmî toplantılar" düzenliyor; aynı fikirler dönüp dolaşıp yeniden üretiliyor.

Taraftarları eşliğinde dijital ansiklopediler büyük bir iştahla hazırlanıyor:

Uzun, detaylı maddeler yazılıyor. Bazı başlıklar iki satırı buluyor [insaf gerçekten]. Ve oysa dijital dünyada bir içeriğe ayrılan süre 30 saniyeyi bile geçmiyor.

Yayınlar yapılıyor:

Ortaya çıkan metinler çoğu zaman kütüphanenin tozlu raflarında sessizce kalıyor. Dili ağır, üslûbu kapalı, derdi muğlak… sanki "yayımlandı" demek yeterliymiş gibi.

Tartışmalar sık sık bir güç gösterisine dönüşüyor:

"Benim görüşüm seninkini bastırır" tonunda konuşmalar… referanslar havada uçuşuyor: Foucault şöyle demiş, Gramsci böyle demiş… [tamam onlar öyle demiş de peki ya sen ne diyorsun?]

Eskiler hızla reddediliyor, yerlerine yenisi konulamıyor. Oysa, sadece eleştirmek yetmiyor; yerine yeni bir yöntem, yeni bir yaklaşım inşa etmek gerekiyor.

Bunun için köklü bir zihniyet değişimi şart. Bu da ideolojik kalıplarla mümkün görünmüyor.

İsmail Engin : Mr. Arbitrium'un seçimi..

[İsmail Engin] "Mr. Arbitrium", destekliyor mu yoksa itiyor mu? 

"Seçim"?

Emanuele Giannelli tarafından San Lorenzo Bazilikası'nı tüm kasları gerilmiş halde desteklemek veya cesurca itmek için tasarlanan 5,60 m. boyundaki "Mr. Arbitrium", sanatçının kendisine ve dolayısıyla bize dinin karşı karşıya olduğu ikilemi çözmek için doğru zaman olup olmadığı sorusunu sorarken, kararsızlığını somutlaştırıyor:

Giannelli, dünyanın nasıl olmasını istediğimiz konusunda harekete geçme zamanını mı işaret ediyor?

Veya kayıtsız kalmamızı mı?

Vicdanımıza ve yeteneklerimize göre mi hareket etmeliyiz?

Yoksa beklemeli miyiz?

"Mr. Arbitrium"da, karar eşiğindeki ana karakter, kolektif olarak insanlıktır...

Ve "Mr. Arbitrium", Bazilika'yı itiyor mu yoksa destekliyor mu? 

İleriye doğru hareket eden yenilik tutkusu mu? 

Engelleyen, köstek olan gelenek mi? 

Belki de sanatçı; gelenek ve tarihi hakkında farkındalığa sahip olmamız gerektiğini ifade ediyor?

Yahut geleceğe gelenekle / dinle karşı koyuşu? 

17 Mart 2026 Salı

İsmail Engin : Tarihçinin Popülerliğe Uzanan Yolculuğunda İlber Ortaylı [Video]


İsmail Engin : Tarihçinin Popülerliğe Uzanan Yolculuğunda İlber Ortaylı, 2'57'' [17 Mart 2026]

Onu basit bir polemik figürü gibi görmek zor. Farklı coğrafyaların kaynaklarını doğrudan inceleyebilen tarihçi olarak akademik ağırlığı inkâr edilemiyor. Muhalif çevreleri de az değil : Sol çevreler, etno - dinciler | micro - milliyetçiler [aşiretçiler], Kürd milliyetçileri, Arap Alevileri, gayri resmî tarihin - ideolojinin resmî tarihçileri - ideologları, kimi İslamcılar – tarikatçılar, sert eleştiriler yöneltiyor. Atatürkçü ve Türkçü çevrelerle bazı muhafazakâr milliyetçi gruplar arasındaysa sahipleniliyor. Fakat, Ortaylı’nın düşünsel konumu, bu kalıplara da kolayca sığmıyor; Atatürkçülüğü net bir ideolojik çerçeveye oturtulamıyor:

5 Mart 2026 Perşembe

İsmail Engin : Augsburg Yeniçeri Bandosu

[İsmail Engin] 19. yüzyılın sonlarında, askeri bandolar ve koroların örneğini takip ederek, postane sektöründe bandolar kuruldu.

Bu bandolar üniforma giydi, tüzükler benimsedi ve bazı durumlarda askeri isimler - "Yeniçeriler" - bile kullandı.

Postane bandoları, halka açık konserler verdi ve bazen ücret bile aldı. Ancak bu durum, "iyi maaş alan memurları" ciddi bir rekabet olarak gören profesyonel müzisyenlerin sık sık öfkesini çekti.

Ağustos 1905'te "Augsburg Postane Bandosu", "Yeniçeriler"le işbaşındaydı.

O "Yeniçeri Bandosu", 1910'da Augsburg'ta şehir parkındaki ormancı kulübesinin önünde konumlanmış, toplu fotoğraf çektiriyordu.

Ve bunu bir süre sonra "Waffenbrüderschaft" zamanı izliyordu...

1. Cihan Harbi esnasında Alman-Türk "silah arkadaşlığı" kurulmuştu.

1913'ten itibaren Mareşal Otto Liman von Sanders komutasındaki bir Alman askeri misyonu Osmanlı ordusunu yeniden yapılandırmakla görevlendirilmiş; 1914'te "Waffenbrüderschaft" gerçekleşmişti.

Tanınmış "Alamancı" Enver Paşaydı..

Ortak cepheleri, Alman askeri misyonlarını içeriyordu ve her iki imparatorluğun da çöküşüyle ​​sona erdi...

Albert Berger yönetimindeki "Augsburg Yeniçeri Bandosu" 30.06.1918'da "yardım konseri" veriyordu... | @ismailenginhd [04.3.2026]

27 Şubat 2026 Cuma

İsmail Engin : Sılada Almancı

[İsmail Engin] "Sılada Almancı, burada yabancı | şehir bizim değil, köy bizim değil | gayri yerim yoktur, gidin der hancı" dizeleri, göç hikâyesinin en yalın, en sarsıcı özetlerinden biri. ne tam burada ne tam orada olabilmenin, iki kültür - ülke arasında sıkışmış kimliğin, bavulla oradan buraya taşınan hayatların anlatısı.

Metin Türköz'ün "Almanya Destanı" ile kayda geçen gurbet hafızası; 1982'de Cem Karaca'nın "Alamanya Berbadı"nda isyana, 1986'da Akbaba İkilisi'nin "Sılada Almancı" yorumunda hüzünlü bir kabullenişe dönüştü: işçi yurtlarından fabrika bantlarına, tren garlarından köy kahvelerine uzanan o parçalı - bulanık aidiyetin sesi oldu.
İlk kuşak için Almanya "ekmek kapısı"ydı; ama gönül "sıla"daydı. Ne var ki, sıla da değişmişti. Dönüldüğünde "Almancı", kalındığında "yabancı" olunuyordu.
Bu ikili yabancılık hâli, zamanla müziğin sınırlarını aşıp Türkçeden Almancaya edebiyata taşındı.
İkinci ve üçüncü nesil göçmenler, ailelerini - kendilerini, göçmenlerin hayatlarını, zorluklarını anlatmaya başladılar.
"Nettetal"li Dinçer Güçyeter [dint͡ʃɐ gʏt͡ʃeːtɐ] "Unser Deutschlandmärchen"le (2022) yazarlıkta ustalaştı; "Viyana"lı Kemal Kulaksız [Kemoi Kulåksiz] "Der Deutschländer" (2025) ile başarılı bir çıkış yaptı. | @ismailenginhd [26.02.2026]

24 Şubat 2026 Salı

İsmail Engin : Dün Dündür, Bugün Bugündür

[İsmail Engin] Dün dündür, bugün bugündür anlayışı siyaset literatüründe pragmatizmin ifadesi şeklinde kullanılıyor. 

Ancak : 

İnanç ve kimlik bağlamında bu yaklaşım, kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğuruyor. 

Programında İslam'ı Sünni yorumun dışında ele alan bir perspektif sunuluyor; kurum temsilcileri farklı zamanlarda "milenyum dini", "Müslüman değiliz" gibi kavramlarla - betimlemelerle dinî anlayışın değiştiğini ima ediyor. 

O halde :

Söylem ve uygulamalar bir bütünün parçası mı, yoksa birbirinden kopuk bireysel beyanlar mı? 

Temsil edilen kurumun DİK üyeliği gibi resmî statüsü varken, kamuoyuna yansıyan "Müslüman değiliz" söylemleri ile kurum programındaki İslamî referanslı yorumlar arasında nasıl bir tutarlılık kurulabilir? 

Geçmiş beyanların kısa süre içinde inkâr edilmesi, "öyle dememiştim" savunmaları, güven sorununun bizatihi kendisi değil mi? 

İnanç ve kimlik betimlemeleri - vurgulamaları, günübirlik siyasi reflekslerle yönetilebilecek başlıklar mı?

37 yılda inancın içeriği - teolojisi -, kimliğin vurgusu, aynı kişiler tarafından birbirine tam zıt bir şekilde değiştirilebilir mi? Bu mümkün mü?

"İnanç Kurulu" mu? Onun konusu değil! | @ismailenginhd [24.02.2026]

20 Şubat 2026 Cuma

İsmail Engin : 49 Sayfada Bir Kez Anılmak, Hiç Konuşulmamak - Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nda Aleviler

[İsmail Engin] 18 Şubat 2026 tarihli "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu", ekleri hariç 49, ekleriyle birlikte 107 sayfa.

Başlığındaki iddia büyük:

Millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi!

Metnin satır aralarına bakıldığındaysa, bu iddialı çerçevenin Türkiye'nin inançsal ve kültürel çoğulluğunu ne ölçüde kapsadığı ciddi bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Raporda "Alevi" sözcüğü, ekler hariç bölümde yalnızca bir kez geçiyor. O da "Türk-Kürt Kardeşliğinin Tarihi Kökleri ve Kardeşlik Hukuku" başlığı altında, 28. sayfada:

"Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri, on yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir."

Bu ifade, Alevileri bir özne olarak değil; Türk, Kürt, Arap gibi etnik kimliklerle aynı düzlemde, fakat inanç kimliği olarak anmakla birlikte, Alevilerin tarihsel deneyimlerine, taleplerine, hak arayışlarına ya da kamusal alandaki yapısal sorunlarına dair tek değerlendirme içermiyor.

49 sayfalık ana metinde Alevilik, bir toplumsal-siyasal başlık olarak ele alınmıyor.

Ekler bölümünde de durum farklı değil.

18 Şubat 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Mektup


[İsmail Engin] Biz, buradayız. gelen gider. giden tekrar gelir ve gider.. Oysa ve bazan burasını bilmeyen - tanımayan onlara rağmen, sorunlarla biz uğraşır, onlar için çözümler üretiriz..

1983 - 1985 tarihleri arasında Berlin'deki Türk öğretmenler, Türkiye'den gelen veliler için A4 ebatında herbiri 8 sayfa "Mektup" adlı 8 sayıdan ibaret son derece önemli bilgilendirme broşürü - mektup formatında - hazırlamışlar.
Karikatür ve fotoğraflarla desteklenen "Mektup"ta okul hukuku ve sistemi, eğitim - öğretim sorunları, Alman halk kültürü - gelenekleri ve görenekleri -, Türk halk kültürü, okul hayatı, geri dönen çocukların okula kaydolması... üzerine Türkçe bilgiler verilmiş.. [ibid, 36 - 57]
Bunlar arasında oturma hakkı, karne günü, Almanlar noeli nasıl kutluyor, karnaval - faşing ne demektir... gibi konular da var..
Bu bilgileri Hartwig Berger'in 1989'da yayınlanan "Wer tanzt nach wessen Pfeife? Zusammenarbeit mit ausländischen Eltern" adlı 89 sayfalık eserinden öğreniyoruz.
Kitap; Ünal Akpınar, Halime Bayam, Nurhayat Kopar, Sigrid Masuch, Ahmet Öztürk, Meryem Sevinç, Hamza Ünal, Ulrike Zimmermann'ın katkısıyla hazırlanmış. Beltz Verlag basmış.
Mete Aksu arşivi' nden çıkan adı geçen yayın sayesinde "Mektup"tan haberdar olduk. şimdi sıra "Mektup"a ve sayılarına ulaşmakta... | @ismailenginhd [17.02.2026]

17 Şubat 2026 Salı

İsmail Engin : Bana, Sana, Ona..

“Bugün bana ise, yarın sana.” [Atasözü]

[İsmail Engin] Belki de kapı kapı dolaşan bir misafir yazgı.
Dün banaydı rüzgârın sertliği; bugün senin alnına vuruyor, saçlarını dağıtıyor; yarınsa onun penceresini çarpacak, bacasından ses verip girecek içeriye aynı uğultu.
Bana, sana, ona…
Sırayla konan bir kuş, baykuş gibi omzumuza.
Sesleniyor durmadan : bana, sana, ona...
Veya :
Dün omzuma çöken ağır gölge; kalktı yerinden usulca, dinleniyor bugün kapında; yarın, evet yarın uzun bir akşamı bekleyerek, ay ışığında onun eşiğinde giderek büyüyecek..
Belki yazgıyı kardeşçe bölüşmek bu demek:
Ne sızıyı tek başına taşımak, ne sevinci gizlemek heybimizde..
Dün sen yuttun, bugün ben yuttum sözümü; yarın o haykırdığında, birlikte omuzlayacağız aynı sessizliği : İçimizde beraber böyle büyüttük onulmaz kırığı, onun da yardımıyla.
Bana, sana, ona… dün, bugün, yarın..
Dün banaydı, bugün sana, yarın ona...
Geçmiş, bugün, gelecek bütünleşecek inkâr ederek birbirini : sırayla.. | @ismailenginhd [17.02.2026]

16 Şubat 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Alevilerin Diplomasisi, AB Süreci ve Lozan [Video]

İsmail Engin : Alevilerin Diplomasisi, AB Süreci ve Lozan, 2'59'' [14 Şubat 2026]


"AB İlerleme Raporları’nda Alevilerle ilgili başlıklar; cemevlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri, kimliklerde din hanesi, AİHM kararlarının uygulanması ile din ve ifade özgürlüğü alanlarında yoğunlaştı. Uluslararası çerçevenin de etkisiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Lakin Alevilerin bir kısmı bundan da hoşnut değil. Son yıllarda Avrupa’daki Alevi kurumlarının ve Türkiye’deki örgütlerin AB raporlarına ilgisinin azaldığı görülüyor." :