Bu Blogda Ara

28 Mart 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Kültür Evi Bülteni [1994] - Basel ve Çevresi Alevi Bektaşi Tanıtma Kültür Evi Yayını

[İsmail Engin] 1994, İsviçre’de Alevi örgütlenmesinin görünür olduğu bir yıl. Kültür evleri kapsamında Aleviler kamusal alanla buluşmaya başlamışlar..

“Basel ve Çevresi Alevi Bektaşi Tanıtma Kültür Evi” bu bağlamda bir odak haline gelmiş. Nihayetinde 1 Ağustos 1994’te “Kültür Evi Bülteni”ni çıkarmışlar. 

İlk Bülten, 4 sayfalık A4 ebatında “Parasız” dağıtımdadır. 

Kapağında teslim taşı içinde 12 yıldız ve “Alevi Bektaşi Tanıtma Kültür Evi” yazısı, ortasında sembolleştirilmiş Hacı Bektaş Veli resmi ile dikkat çekmektedir. Hemen altında “Ulu Pir Hünkar Bektaşi Veliyi 700.Üncü Yılında Saygıyla Anıyoruz...” yazısı bulunmaktadır. 

Bültendeki tüm yazılar, bireysel imzasızdır; kurum adınadır.

“Kültür Evimizde...” başlıklı yazıda şu hususlar vurgulanmaktadır:

“Kültür evimizin değerli üyeleri, aziz canları. Açılışımızın altıncı ayını geride bırakırken, Alevi Bektaşi tanıtma kültür evimiz, inanç, özgürlük ve demokrasi taleplerinin öncülüğünü İsviçrede ve avrupanın diğer ülkelerinde üzerine düşen görevi başarıyla sürdürmektedir.

26 Mart 2026 Perşembe

İsmail Engin : İkrar - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Yayın Organı - II

[İsmail Engin] “Fransa Aleviler Birliği Federasyonu” adına “Fransa Aleviler Meclisi” tarafından yapılan 2 sayfalık 17 mayıs 1998 günlü “Basın Açıklaması”, 16 mayıs 1998’de Selestat kentinde toplanan adı geçen oluşumun aldığı 5 maddelik kararlarını içeriyordu.

Buna göre, Fransa’da faaliyet gösteren 13 derneğin yönetim, denetim ve disiplin kurullarından ibaret 120 kişinin katıldığı toplantıyı, ilgili federasyon başkanı Servet Demir açmış; toplantının ilerleyen süresinde Prof. Fuat Bozkurt, Esat Korkmaz ve Kasım Yeşilgül “Aleviliğin Kimi Sorunları” hakkında konuşmalar yapmıştı.

“Fransa Aleviler Meclisi” adına “oy çokluğu”yla alınan ilk karar şu şekildeydi: 

“(...) gençlik, kadın, kültür ve sanat kollarının tüm derneklerden seçilen temsilcilerle oluşturulması,

İbadet, yol ve ocaklarımızın devamı için dedeler kurulunun, dedeler kuruluna bağlı olarak cenaze vakfının oluşması (...)

Fransa alevilerinin çıkaracağı yayın organının ismini[n] «İkrar» olması”...

25 Mart 2026 Çarşamba

İsmail Engin : İkrar - Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Yayın Organı

[İsmail Engin] Fransa Anadolu Alevi Birlikleri Komitesi’nin düzenlediği “Fransa 1. Anadolu Alevi Kültür Şenlikleri”; 6 Aralık 1995’te Strasbourg’ta, 23 Aralık 1995’te Lyon’da, 6 Ocak 1996’da Narbonne ve 13/14 Ocak 1996’da Paris’te yapıldı. Şenliklere daveti içeren A5 ebatındaki el ilanında:

“Kültürümüzü yaşatmak ve özgürleştirmek için, içinde olduğumuz her alana renkli bir mozaik taşı olmak için, Fransa’da eşit hak ve özgürlükler için, hepinizi bu etkinliklere aktif katılmaya çağırıyoruz.”

deniyordu.

İki yıl sonra, 24 Ocak 1998 tarihinde Strasbourg’ta yapılan bir kongreyi; 14 Şubat 1998 günlü Milliyet, 14 Şubat 1998 günlü Sabah, 16 Şubat 1998 günlü Hürriyet gazeteleri 14 derneğin bir araya gelmesiyle “Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu”nun kurulduğu içeriğiyle haberleştiriyordu.

Söz konusu kongreye Türkiye, Almanya ile dışındaki değişik Alevi kuruluşlarından Ali Kılıç’ın, Murtaza Demir’in Attila Erden’in, Hollanda’dan Alevi kurumları temsilcilerinin yanı sıra Irène Mélikoff ve Kasım Yeşilgül’ün de katıldığı vurgulanıyordu.

“Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu”nun ilk başkanı Servet Demir olmuştu.

Ardından 12 sayfadan ibaret “Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Yayın Organı İkrar”, "Benim Kabem İnsandır" mottosu ve “Bülten” şeklinde A3 ebatında, gazete formatında “Ağustos 1998’de yayınlandı. Adı geçen Bülten’in “Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu” adına sahibi Servet Demir’di. Yayın Kurulu’nda; C. Suat Coşkun, Hasan Hüseyin Yılmaz, Mustafa Tuncel, Erdal Altun, Ali Rıza Erbay bulunuyordu.

Bülten, ilk sayfasında “Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Kuruluş Açıklaması: ‘Alevilik evrensel bir değerdir’” başlığıyla okurla buluşturulmuştu.

23 Mart 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Akademi Hâlleri

[İsmail Engin] Yeni olan pek bir şey yok!

Akademi keskin kutuplaşmalardan nasibini alıyor.

"Gelenek" adı altında birbirine benzetilmiş halk oyunları ekipleri gibi, tek tip düşünce kümeleri oluşuyor.

Herkes kendi mahallesinde "ilmî toplantılar" düzenliyor; aynı fikirler dönüp dolaşıp yeniden üretiliyor.

Taraftarları eşliğinde dijital ansiklopediler büyük bir iştahla hazırlanıyor:

Uzun, detaylı maddeler yazılıyor. Bazı başlıklar iki satırı buluyor [insaf gerçekten]. Ve oysa dijital dünyada bir içeriğe ayrılan süre 30 saniyeyi bile geçmiyor.

Yayınlar yapılıyor:

Ortaya çıkan metinler çoğu zaman kütüphanenin tozlu raflarında sessizce kalıyor. Dili ağır, üslûbu kapalı, derdi muğlak… sanki "yayımlandı" demek yeterliymiş gibi.

Tartışmalar sık sık bir güç gösterisine dönüşüyor:

"Benim görüşüm seninkini bastırır" tonunda konuşmalar… referanslar havada uçuşuyor: Foucault şöyle demiş, Gramsci böyle demiş… [tamam onlar öyle demiş de peki ya sen ne diyorsun?]

Eskiler hızla reddediliyor, yerlerine yenisi konulamıyor. Oysa, sadece eleştirmek yetmiyor; yerine yeni bir yöntem, yeni bir yaklaşım inşa etmek gerekiyor.

Bunun için köklü bir zihniyet değişimi şart. Bu da ideolojik kalıplarla mümkün görünmüyor.

İsmail Engin : Mr. Arbitrium'un seçimi..

[İsmail Engin] "Mr. Arbitrium", destekliyor mu yoksa itiyor mu? 

"Seçim"?

Emanuele Giannelli tarafından San Lorenzo Bazilikası'nı tüm kasları gerilmiş halde desteklemek veya cesurca itmek için tasarlanan 5,60 m. boyundaki "Mr. Arbitrium", sanatçının kendisine ve dolayısıyla bize dinin karşı karşıya olduğu ikilemi çözmek için doğru zaman olup olmadığı sorusunu sorarken, kararsızlığını somutlaştırıyor:

Giannelli, dünyanın nasıl olmasını istediğimiz konusunda harekete geçme zamanını mı işaret ediyor?

Veya kayıtsız kalmamızı mı?

Vicdanımıza ve yeteneklerimize göre mi hareket etmeliyiz?

Yoksa beklemeli miyiz?

"Mr. Arbitrium"da, karar eşiğindeki ana karakter, kolektif olarak insanlıktır...

Ve "Mr. Arbitrium", Bazilika'yı itiyor mu yoksa destekliyor mu? 

İleriye doğru hareket eden yenilik tutkusu mu? 

Engelleyen, köstek olan gelenek mi? 

Belki de sanatçı; gelenek ve tarihi hakkında farkındalığa sahip olmamız gerektiğini ifade ediyor?

Yahut geleceğe gelenekle / dinle karşı koyuşu? 

17 Mart 2026 Salı

İsmail Engin : Tarihçinin Popülerliğe Uzanan Yolculuğunda İlber Ortaylı [Video]


İsmail Engin : Tarihçinin Popülerliğe Uzanan Yolculuğunda İlber Ortaylı, 2'57'' [17 Mart 2026]

Onu basit bir polemik figürü gibi görmek zor. Farklı coğrafyaların kaynaklarını doğrudan inceleyebilen tarihçi olarak akademik ağırlığı inkâr edilemiyor. Muhalif çevreleri de az değil : Sol çevreler, etno - dinciler | micro - milliyetçiler [aşiretçiler], Kürd milliyetçileri, Arap Alevileri, gayri resmî tarihin - ideolojinin resmî tarihçileri - ideologları, kimi İslamcılar – tarikatçılar, sert eleştiriler yöneltiyor. Atatürkçü ve Türkçü çevrelerle bazı muhafazakâr milliyetçi gruplar arasındaysa sahipleniliyor. Fakat, Ortaylı’nın düşünsel konumu, bu kalıplara da kolayca sığmıyor; Atatürkçülüğü net bir ideolojik çerçeveye oturtulamıyor:

5 Mart 2026 Perşembe

İsmail Engin : Augsburg Yeniçeri Bandosu

[İsmail Engin] 19. yüzyılın sonlarında, askeri bandolar ve koroların örneğini takip ederek, postane sektöründe bandolar kuruldu.

Bu bandolar üniforma giydi, tüzükler benimsedi ve bazı durumlarda askeri isimler - "Yeniçeriler" - bile kullandı.

Postane bandoları, halka açık konserler verdi ve bazen ücret bile aldı. Ancak bu durum, "iyi maaş alan memurları" ciddi bir rekabet olarak gören profesyonel müzisyenlerin sık sık öfkesini çekti.

Ağustos 1905'te "Augsburg Postane Bandosu", "Yeniçeriler"le işbaşındaydı.

O "Yeniçeri Bandosu", 1910'da Augsburg'ta şehir parkındaki ormancı kulübesinin önünde konumlanmış, toplu fotoğraf çektiriyordu.

Ve bunu bir süre sonra "Waffenbrüderschaft" zamanı izliyordu...

1. Cihan Harbi esnasında Alman-Türk "silah arkadaşlığı" kurulmuştu.

1913'ten itibaren Mareşal Otto Liman von Sanders komutasındaki bir Alman askeri misyonu Osmanlı ordusunu yeniden yapılandırmakla görevlendirilmiş; 1914'te "Waffenbrüderschaft" gerçekleşmişti.

Tanınmış "Alamancı" Enver Paşaydı..

Ortak cepheleri, Alman askeri misyonlarını içeriyordu ve her iki imparatorluğun da çöküşüyle ​​sona erdi...

Albert Berger yönetimindeki "Augsburg Yeniçeri Bandosu" 30.06.1918'da "yardım konseri" veriyordu... | @ismailenginhd [04.3.2026]

27 Şubat 2026 Cuma

İsmail Engin : Sılada Almancı

[İsmail Engin] "Sılada Almancı, burada yabancı | şehir bizim değil, köy bizim değil | gayri yerim yoktur, gidin der hancı" dizeleri, göç hikâyesinin en yalın, en sarsıcı özetlerinden biri. ne tam burada ne tam orada olabilmenin, iki kültür - ülke arasında sıkışmış kimliğin, bavulla oradan buraya taşınan hayatların anlatısı.

Metin Türköz'ün "Almanya Destanı" ile kayda geçen gurbet hafızası; 1982'de Cem Karaca'nın "Alamanya Berbadı"nda isyana, 1986'da Akbaba İkilisi'nin "Sılada Almancı" yorumunda hüzünlü bir kabullenişe dönüştü: işçi yurtlarından fabrika bantlarına, tren garlarından köy kahvelerine uzanan o parçalı - bulanık aidiyetin sesi oldu.
İlk kuşak için Almanya "ekmek kapısı"ydı; ama gönül "sıla"daydı. Ne var ki, sıla da değişmişti. Dönüldüğünde "Almancı", kalındığında "yabancı" olunuyordu.
Bu ikili yabancılık hâli, zamanla müziğin sınırlarını aşıp Türkçeden Almancaya edebiyata taşındı.
İkinci ve üçüncü nesil göçmenler, ailelerini - kendilerini, göçmenlerin hayatlarını, zorluklarını anlatmaya başladılar.
"Nettetal"li Dinçer Güçyeter [dint͡ʃɐ gʏt͡ʃeːtɐ] "Unser Deutschlandmärchen"le (2022) yazarlıkta ustalaştı; "Viyana"lı Kemal Kulaksız [Kemoi Kulåksiz] "Der Deutschländer" (2025) ile başarılı bir çıkış yaptı. | @ismailenginhd [26.02.2026]

24 Şubat 2026 Salı

İsmail Engin : Dün Dündür, Bugün Bugündür

[İsmail Engin] Dün dündür, bugün bugündür anlayışı siyaset literatüründe pragmatizmin ifadesi şeklinde kullanılıyor. 

Ancak : 

İnanç ve kimlik bağlamında bu yaklaşım, kamuoyunda ciddi soru işaretleri doğuruyor. 

Programında İslam'ı Sünni yorumun dışında ele alan bir perspektif sunuluyor; kurum temsilcileri farklı zamanlarda "milenyum dini", "Müslüman değiliz" gibi kavramlarla - betimlemelerle dinî anlayışın değiştiğini ima ediyor. 

O halde :

Söylem ve uygulamalar bir bütünün parçası mı, yoksa birbirinden kopuk bireysel beyanlar mı? 

Temsil edilen kurumun DİK üyeliği gibi resmî statüsü varken, kamuoyuna yansıyan "Müslüman değiliz" söylemleri ile kurum programındaki İslamî referanslı yorumlar arasında nasıl bir tutarlılık kurulabilir? 

Geçmiş beyanların kısa süre içinde inkâr edilmesi, "öyle dememiştim" savunmaları, güven sorununun bizatihi kendisi değil mi? 

İnanç ve kimlik betimlemeleri - vurgulamaları, günübirlik siyasi reflekslerle yönetilebilecek başlıklar mı?

37 yılda inancın içeriği - teolojisi -, kimliğin vurgusu, aynı kişiler tarafından birbirine tam zıt bir şekilde değiştirilebilir mi? Bu mümkün mü?

"İnanç Kurulu" mu? Onun konusu değil! | @ismailenginhd [24.02.2026]

20 Şubat 2026 Cuma

İsmail Engin : 49 Sayfada Bir Kez Anılmak, Hiç Konuşulmamak - Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nda Aleviler

[İsmail Engin] 18 Şubat 2026 tarihli "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu", ekleri hariç 49, ekleriyle birlikte 107 sayfa.

Başlığındaki iddia büyük:

Millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi!

Metnin satır aralarına bakıldığındaysa, bu iddialı çerçevenin Türkiye'nin inançsal ve kültürel çoğulluğunu ne ölçüde kapsadığı ciddi bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Raporda "Alevi" sözcüğü, ekler hariç bölümde yalnızca bir kez geçiyor. O da "Türk-Kürt Kardeşliğinin Tarihi Kökleri ve Kardeşlik Hukuku" başlığı altında, 28. sayfada:

"Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri, on yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir."

Bu ifade, Alevileri bir özne olarak değil; Türk, Kürt, Arap gibi etnik kimliklerle aynı düzlemde, fakat inanç kimliği olarak anmakla birlikte, Alevilerin tarihsel deneyimlerine, taleplerine, hak arayışlarına ya da kamusal alandaki yapısal sorunlarına dair tek değerlendirme içermiyor.

49 sayfalık ana metinde Alevilik, bir toplumsal-siyasal başlık olarak ele alınmıyor.

Ekler bölümünde de durum farklı değil.