[İsmail Engin] Geçmişiyle, hatta ne olduğuyla bile, kendisiyle uzlaşamayan, birbirini reddeden – kavgalı; bütün değerleri bilinçli – bilinçsiz değersizleştirilmiş, hükümsüz bırakılmış bir yapının…
Önceki gün söylediğini dün, dün söylediğini bugün “geçersiz” ilan eden bir zihniyetin…
Kendine özgü bir “geleneği” ve “geleceği” olabilir mi?
Veyahut kendi dinamikleriyle işleyen nasıl bir gelecek ve hangi gelenek – ne üzerine inşa edilebilir?
Hele bir de ezelden ebede, kadimden postmoderniteye kadar her şey tarumar edilmişse; akıl tutulmuş, kolektif bellek felce – dumura uğratılmışsa…
Etnisiteyle, sosyal ve tarihsel kırılmalarla, ekonomik bağlamla, dille; kısacası kolektif bilinç ve bellekte giderek daha fazla ayrış[tırıl]an Aleviler, bugün tam da bunu tartışıyor; neyi :
“Alevilerin ve Aleviliğin geleceğini.”
Üstelik tartışırken bile, kolektif bellekte yeni ve etnisiteye ve inanca bakışı – ve şayet kaldıysa değerlerin kırıntılarını – içeren derin fay hatları oluşturarak…
Bir umud var geriye kalan, dijital çağda : Ansiklopediler..
“Hacı” mıydı, “Hace” miydi?