[İsmail Engin] Alevilik, antropolojik açıdan yalnızca belirli inanç unsurlarının toplamı şeklinde açıklanamaz, O, aksine; insan, toplum, kutsal, bellek ve etik arasındaki ilişkileri düzenleyen bir anlam dünyasıdır. Ve Aleviliğin temel kavramları yol, ocak, ikrar, rızalık, musahiplik, cem .. dini kurumlar; toplumsal varoluşu kuran ilişkisel pratikler olarak değerlendirilmelidir.
Aleviliği anlamak, teolojik unsurlarını incelemekten öte,
“yol” olarak ifade edilen pratiğini, bu pratiğin hangi toplumsal kurumlar
aracılığıyla sürdürüldüğünü ve değişen tarihsel koşullarda nasıl yeniden
üretildiğini analiz etmeyi gerektirir.
Bu özellikleri nedeniyle dijitalleşme, Alevilik açısından
yalnızca yeni iletişim araçlarının kullanılması olarak değerlendirilemez.
Dijital platformlar; Aleviliğin bilgi üretme biçimini, Alevi bilgisinin
dolaşımını, ritüel deneyimini, dinî otoritenin kuruluş biçimini ve kolektif belleğin
aktarım yollarını dönüştüren yeni bir antropolojik alan yaratmaktadır.
Dijitalleşme, Aleviliğin görünürlüğünü arttıran
teknolojik gelişme; Alevilik açısından yeni iletişim teknolojilerinin
kullanılması; dinî bilginin dolaşımı, ritüellerin icrası, otoritenin meşruiyeti
ve kolektif kimliğin yeniden üretilmesi anlamına gelen antropolojik bir
dönüşümdür.
Dijital platformlar; kutsalın deneyimlenme biçimini, dinî
bilginin dolaşımını, ritüellerin
icrasını ve topluluğun kendisini yeniden üretme süreçlerini dönüştürmektedir.
Alevi antropolojisi, “Aleviliğin dijital ortamda nasıl
temsil edildiği değil; dijitalleşmenin Alevi ritüel ontolojisini ve toplumsal
ilişkilerini nasıl yeniden yapılandırdığı” üzerine çalışmaktadır.
Buradan hareketle, Alevi antropolojisi; “Alevilikte insan, topluluk ve kutsal arasındaki ilişki nasıl kurulmaktadır?” sorusu üzerine yoğulaşırken, örneğin, “cem yalnızca bir ritüel midir, yoksa farklı varlıkların (insan, kutsal, geçmiş, topluluk, mekân) ilişkisel olarak üretildiği bir ontoloji midir?”, “rızalık yalnızca etik bir ilke midir, yoksa toplumsal varoluşun temel mekanizması mıdır?”, “Yol kavramı yalnızca gelenek midir, yoksa bilgi, davranış ve tutum ile ahlâkın birleştiği yaşam biçimi midir?” sorularını da açıklamaya çabalamaktadır.
Alevi antropolojisi, dijital platformları nötr iletişim
araçları olarak görmemekte; kültürel pratiklerin üretildiği ve iktidar
ilişkilerinin kurulduğu sosyal alanlar olarak ele alan antropolojik
yaklaşımlara dayanmaktadır.
O hâlde, dijital platformlar, bilgi aktaran araçlar ve Aleviliğin
sembolik evrenini yeniden kuran kültürel mekânlardır. Dijital alan, yeni bir “dinî
alan” oluşturarak farklı aktörlerin (dedeler, akademisyenler, kanaat önderleri,
genç içerik üreticileri ve yapay zekâ sistemleri) dinî sermaye üretmek için
rekabet ettiği yeni bir toplumsal uzam yaratmaktadır.
Alevilikte dinî otorite, ocak sistemi içinde şekillenen
tarihsel meşruiyet, sözlü bilgi ve ritüel deneyim üzerinden kurulurken, dijital
ortamda görünürlük, takipçi sayısı, içerik üretimi ve algoritmik dolaşım yeni
sembolik dinî “sermaye” biçimlerine dönüşmekte, dijital platformlar içerik paylaşım alanları; farklı aktörlerin dinî meşruiyet üretmek için
rekabet ettiği yeni dinî alanlar hâline gelmektedir.
Dijital platformlar, hangi bilginin görünür olacağını
belirleyen algoritmik düzenekler aracılığıyla “yeni iktidar biçimleri”
üretmektedir. “Dinî otorite”, dedeler ile talipler arasındaki ilişkiler, platformların teknik mimarisi ve “algoritmik görünürlük
rejimleri” üzerinden de yeniden şekillenmektedir.
“Din”, bireysel inanç alanı dışında; iktidar ilişkileri,
kurumlar, davranış ve tutumlar ile disiplinler aracılığıyla şekillenmektedir. Aleviliğin
dışarıdan temsil edildiği bir alan olarak dijitalleşme; “Alevi geleneği”nin
kendi anlam dünyasını yeniden “müzakere” ettiği yeni bir pratik alanıdır. Bu
bağlamda, “dijital alan”, Alevi yolunun yerine geçen alternatif bir yapı olarak
nitelenemez; o, yolun yeni tarihsel koşullar altında yeniden “müzakere”
edildiği karşılaşma alanıdır.
“Alevi yapı”sında dinî bilgi ve otorite büyük ölçüde ocak
ilişkileri, dedelik kurumu ve sözlü aktarım üzerinden şekillenir. Dijital
ortamda görünürlük, takipçi ağı, içerik üretme kapasitesi ve algoritmik dolaşım,
dinî alanın genişlediği yeni sembolik biçimler üretmekte; burada dedeler,
araştırmacılar, içerik üreticileri ve dijital platformlar aynı sembolik
mücadele alanı içinde yer almaktadır.
Süreç, Aleviliğin temel kurumsal yapılarının ortadan kalktığı
bir süreç değildir. Daha çok bu yapıların yeni koşullar altında yeniden
yorumlanması anlamına gelir. Ocak ilişkileri fiziksel mekâna ve yüz yüze
aktarıma dayanırken, dijital ortamlar bu ilişkileri yeni ağlar içerisinde
yeniden kurmaktadır. Alevi antropolojisi için dijitalleşme, Alevi
toplumsallığını yok etmeyen; onu farklı biçimlerde yeniden örgütleyen bir
süreçtir.
Dijitalleşme, Aleviliğin dışına eklenen teknolojik bir
katman olmanın aksine, Aleviliğin kendi temel meselelerini (ritüel, otorite,
bellek ve topluluk olma biçimini) yeniden düşünmeye zorlayan antropolojik bir
dönüşümdür.
Dijital Alevilik, gelenek ile modernlik arasındaki basit
bir karşıtlık üzerinden değil; “süreklilik ve dönüşüm” arasındaki “yaratıcı
gerilim” üzerinden anlaşılmalıdır. Ocak, cem, rızalık ve sözlü aktarım gibi
temel unsurlar, tamamen ortadan kalkmamakta; yeni medya ortamları içinde farklı
biçimlerde yeniden üretilmektedir.
Dijitalleşme, Alevi antropolojisi için yeni bir
araştırma konusu; ritüelin, topluluğun ve dinî otoritenin nasıl
kurulduğunu yeniden düşünmeye imkân veren kuramsal bir laboratuvar hâline gelirken;
Alevilikte “ritüel pratiklerin ve dinî bilginin kim tarafından üretildiği,
nasıl aktarıldığı ve hangi aktörler aracılığıyla meşrulaştırıldığı” sorularını
da yeniden gündeme getirmektedir.
“Alevi yapı”sında bilgi, büyük ölçüde ocak sistemi,
dede-talip ilişkisi ve sözlü aktarım yoluyla dolaşıma girmektedir. Dede, sadece
dinî bilgi aktarmaz; yol bilgisini taşıyan, toplumsal sorunlarda rehberlik eden
ve cem ritüelinin meşruiyetini sağlayan bir “otorite”dir. O nedenle, dedelik
kurumu, dinî bir makam olarak, Alevi toplumsallığının kurucu ilişkilerini sağlamaktadır.
Ancak, dijitalleşmeyle birlikte, dinî otoritenin dolaşım
biçimleri değişmektedir. YouTube sohbetleri, podcastler, sosyal medya yayınları
ve yapay zekâ tabanlı bilgi sistemleri, Alevilik hakkında bilgi üreten,
dolaşıma sokan yeni aktörler ortaya çıkarmaktadır. Bu dönüşüm, geleneksel
otoritenin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmemekle birlikte otoritenin
üretildiği alanın genişlemesine neden olmaktadır.
Çağdaş Alevi bilgi alanında geleneksel otorite (dede,
ocak, cem), akademik otorite (araştırmacılar, yayınlar), algoritmik otorite
(platformlar ve yapay zekâ sistemleri) olmak üzere üç farklı otorite biçimi
karşı karşıyadır. Bu durum, Alevi dinî alanının genişlediğini, ve fakat aynı zamanda daha karmaşık hâle
geldiğini göstermektedir.
Dijital ortamda görünürlük, erişilebilirlik ve bilgi
üretme kapasitesi, yeni meşruiyet biçimleri oluşturmaktadır. Bu süreci yalnızca
geleneksel otorite ile modern otoritenin karşılaşması olarak görmek, yeterli
değildir.
“Dijital alan”, bilginin dolaşımını düzenleyen yeni
iktidar mekanizmaları üretmektedir. Algoritmalar, hangi bilginin görünür
olacağını, hangi anlatıların daha fazla dolaşıma gireceğini ve hangi aktörlerin
daha fazla temsil edileceğini belirleyen yeni düzenleyici güçler “algoritmik
otorite”ler hâline gelmektedir. Burada sorun, algoritmanın “görünürlüğü” belirleyip
belirlemediği; bunun dışında, bilgi üretip üretmediği, dinî yorumları
sınıflandırıp sınıflandırmadığı; normatif bir Alevilik biçimi yaratıp
yaratmadığı; seçici, sıralayıcı, ölçülebilir, veri temelli olup olmadığı; kolektif
belleği korurken anlamı değiştirip değiştirmediğidir. Zira, aynı zamanda, “dijital
bellek”, unutma ve yeniden yazma mekanizmasıdır.
“Algoritmik otorite”, dinî otoritenin algoritmalar
tarafından tamamen ele geçirildiğine işaret etmez; dinî bilginin görünürlük
koşullarının artık teknik sistemler tarafından da şekillendirildiğini ifade etmektedir.
Örneğin bir Alevilik videosunun binlerce kişiye ulaşması, içeriğin niteliğinin
yanı sıra platformların öneri sistemlerine, etkileşim oranlarına ve “dijital
dolaşım mantığı”na da bağlıdır. Böylece dinî alanın sınırları insanlar, insan-teknoloji ilişkileri tarafından da belirlenmektedir.
* * *
Ritüeller değişmez formlardır; tarihsel ve toplumsal
koşullara göre, yeniden biçimlenen pratiklerdir. Çevrimiçi cemler, ritüelin
basit kopyası veya eksik bir versiyonu olarak görülmemelidir; onlar, yeni ritüelleşme
biçimleridir. Dijital cemler, Alevi antropolojisine ilişkin önemli bir soruyu da gündeme getirmektedir: “Alevi
ritüelinin temel unsurlarından biri olan davranış ve tutumu içeren birliktelik,
lokma paylaşımı ve yüz yüze rızalık dijital ortamda nasıl yeniden kurulabilir?”
Bu noktada, davranış ve tutum ile mekân sorunu önem kazanmaktadır.
Alevi ritüeli, sözlerle birlikte davranış ve tutumların aynı mekânda kodlanması,
bulunması, buluşması, ses, hareket, nefes ve ortak deneyim yoluyla gerçekleşir.
Kutsal, zihinsel inanç olmanın ötesinde davranış ve tutumlar, objeler, sesler
ve duyular aracılığıyla deneyimlenir ve dijitalleşme, kutsalı ortadan
kaldırmaz; ancak kutsal deneyimin maddî koşullarını dönüştürür.
Dijital cemler, ritüellerin toplumsal koşullara göre,
yeniden biçimlenen pratikler olduğunu göstermektedir. Bu açıdan, çevrimiçi
cemler, geleneksel ritüelin bozulmuş biçimi olarak değil, dijital bağlamda
yeniden ritüelleştirilen yeni pratikler olarak görülebilir. Cem,
katılımcıları yalnızca ortak ibadet deneyiminde buluşturmaz; topluluk olma
duygusunu da yeniden üretir.
Çevrimiçi cemler, ritüelin bu topluluk oluşturucu
niteliğini, biçimini, ontolojik temelini dijital bağlamda yeniden tartışmaya
açmaktadır. “Fiziksel birliktelik olmadan gerçekleştirilen bir cem, aynı
düzeyde ritüel otoritesi üretebilir mi?”, “Lokmanın paylaşılmadığı, bedenlerin
aynı mekânda bulunmadığı ve yüz yüze rızalığın gerçekleşmediği çevrimiçi
ortamlarda ritüelin meşruiyeti hangi unsurlara dayanmaktadır?” gibi.
Temsil olarak dijital ortamda dolaşıma giren semah
videoları, nefes kayıtları ve Kerbelâ anmaları; kutsal anlamın yeniden
üretildiği sembolik pratiklerdir. Ve fakat, dijital kimlik, semboller
aracılığıyla ve sürekli tekrar edilen performanslarla inşa edilir.
Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformlar dönüşümün
önemli alanlarıdır. Bu platformlarda semah görüntüleri, nefesler, cem kayıtları
ve Alevi sembolleri dolaşıma girerek bireylerin tercihleriyle sınırlı olmayan yeni
kimlik performansları ve eylemleri oluşturur. İçerikler görsel materyalle;
Alevi anlam dünyasının yeniden üretildiği sembolik pratiklerdir. Ve algoritmalar,
hangi sembollerin, hangi ritüellerin ve hangi yorumların dolaşıma gireceğini
belirleyerek kimlik üretiminin teknik koşullarını da şekillendirmektedir.
Bir başka ifadeyle, “dijital görünürlük”, aynı zamanda dijitalleşmenin
imkân ve yeni güç ilişkileri üreten bir süreç olduğunu gösteren yeni soru
kümeleri ortaya çıkarmaktadır:
“Hangi Alevilik görünür olmaktadır?”, “Hangi anlatılar
algoritmalar tarafından öne çıkarılmaktadır?”, “Kısa video formatları karmaşık
ritüel ve tarihsel bağlamları nasıl dönüştürmektedir?”..
* * *
Alevilik, tarihsel olarak güçlü bir sözlü kültür sözlü
aktarımı üzerine kurulmuştur. Nefesler, deyişler, menkıbeler ve ocak anlatıları
kuşaktan kuşağa aktarılırken yalnızca bilgi taşımamış; aynı zamanda topluluğun
kimliğini ve tarihsel sürekliliğini koruyan toplumsal belleğin taşıyıcılarıdır.
Dijital nefes arşivleri, YouTube kayıtları ve podcastler
sayesinde bu bellek korunmakta ve küresel ölçekte dolaşıma girmektedir. Burada
yeni olan, dijital kayıtın ötesinde; belleğin hangi parçalarının görünür
olacağı, hangi nefeslerin önerileceği ve hangi anlatıların öne çıkarılacağı
algoritmalar tarafından belirlendiğidir. O nedenle, günümüzde Alevi belleği topluluk, platformların öneri sistemleri tarafından
da biçimlendirilmektedir. Ve bu durum, “algoritmik bellek” olarak
adlandırılabilecek yeni bir kültürel süreç ortaya çıkarmaktadır.
“Algoritmik bellek”, geçmişin hatırlanması, saklanması;
dijital platformların teknik mantıkları aracılığıyla yeniden düzenlenmesi; dijital
sistemler tarafından seçilmesi, sıralanması ve yeniden dolaşıma sürülmesi sürecidir.
Bu süreçte, genç kuşaklar, kültürel mirasa ulaşırken, bazı unutulmaya yüz
tutmuş nefesler, anlatılar veya tarihsel yorumlar korunur, daha fazla görünür
olurken; bazıları dijital dolaşımın dışında kalabilir. Böylece, belleğin
korunması ile “belleğin standartlaştırılması” arasında, yeni bir gerilim ortaya
çıkar. Ancak, diaspora toplulukları onunla bağ kurar ve bazı anlatılar daha
görünür olurken; yerel farklılıklar kaybolabilir; karmaşık gelenekler kısa
dijital içeriklere indirgenebilir.
Öte yandan, dijital nefes arşivleri, YouTube kayıtları,
podcastler ve çevrimiçi kütüphaneler Alevi kültürel belleğinin yeni
taşıyıcıları hâline gelirken; daha önce belirli bölgelerde, ailelerde veya ocak
çevrelerinde yaşayan birçok anlatı, küresel dolaşıma açılmaktadır. Özellikle,
Avrupa diasporasında yaşayan Aleviler için, dijital arşivler, coğrafi uzaklığı
aşan yeni bir kültürel bağ kurma aracı olmaktadır.
“Dijital bellek” yalnızca koruma işlevi görmez; aynı
zamanda seçer, düzenler ve yeniden biçimlendirir. Dijital platformların
algoritmik yapısı, hangi içeriklerin daha görünür olacağını belirler. O nedenle,
günümüz Alevi belleği, topluluk tarafından oluşturulan ve algoritmalar
tarafından sıralanan, önerilen, dolaşıma sokulan bir bellektir.
* * *
Dijital Aleviliğin gelişimi, Avrupa diasporasından
bağımsız düşünülemez. Alevi topluluklarının artık belirli
coğrafyalarda; çok merkezli dijital ağlar içinde örgütlendiğini
göstermektedir.
Bu bağlamda, ocak sistemi de yeni biçimler kazanmaktadır.
Belirli mekânlar ve soy ilişkileri etrafında örgütlenen ocak yapıları, dijital
iletişimle ulusötesi ağlar içinde yeniden işlev kazanmaktadır. Bu dönüşüm, “ağsal
ocak” kavramıyla açıklanabilir. “Ağsal ocak”, fiziksel yakınlığın dışında; dijital
etkileşim, ortak ritüel deneyimi ve sürekli iletişim ağlarına dayanan yeni bir dinî
örgütlenme biçimini ifade eder.
* * *
Yapay zekâ sistemleri, Alevilik hakkında bilgiye erişimde,
giderek daha görünür aktörler hâline gelmektedir. Yapay zekâ, pasif bir araç
olmanın çok ötesinde; dinî bilgi üretim ağının etkin bir bileşenidir. Ve veri tabanları,
algoritmalar, platformlar ve kültürel kaynaklar birlikte, yeni bilgi ağları
oluşmaktadır. Yapay zekâ algoritmaları tarafsız bilgi üretmemektedir, bilakis
o, belirli veri kümeleri ve güç ilişkileri içinde çalışmaktadır.
Diğer bir anlatımla, yapay zekânın yaygınlaşması, dinî bilgi
üretiminde yeni bir dönemi başlatmaktadır. Kullanıcılar, artık Alevilik
hakkında bilgi almak için, kitapların, dedelerin veya akademik kaynakların yanı
sıra yapay zekâ sistemlerine de başvurmaktadır. Bu gelişme, dinî bilginin
üretim biçimlerini, otorite ilişkilerini yeniden düşünmeyi gerektirmektedir.
Yapay zekânın bilgi üretimi, geleneksel Alevi bilgi
aktarımından farklıdır. Dede-talip ilişkisinde bilgi yalnızca aktarılmaz;
ilişki, bağlam, deneyim ve ahlâkî sorumluluk içinde öğrenilir. Yapay zekâ,
büyük veri kümeleri üzerinden cevap üretir; Aleviliğin kavramsal bilgisini
aktarabilir; ancak yol bilgisinin yaşantı, ilişki ve etik boyutlarını aynı
biçimde yeniden üretemeyebilir.
“Algoritmik dedelik”, yapay zekânın dedenin yerini
alacağına işaret etmez; dinî bilgiye yeni bir aracılık biçiminin ortaya çıktığını
ifade eder. Nasıl ki, tarihsel süreçte yazılı kaynaklar ve akademik çalışmalar
sözlü aktarımın yanına eklenmişse, yapay zekâ da günümüzde sınırları, doğruluk
ölçütleri ve kültürel temsil kapasitesi eleştirel biçimde incelenmesi gereken yeni
bir bilgi aracısı olarak ortaya çıkmaktadır.
“Algoritmik dedelik” kavramı, dedelik kurumunun ortadan
kaldırmaz; dinî bilginin dolaşımında, ona erişim süreçlerinde yeni aracılık
biçimlerinin ortaya çıktığını ifade etmektedir. Burada sorun, teknolojinin dinî
bilgi üzerindeki etkisinın dışında; otoritenin insan ve algoritmalar arasında nasıl
yeniden dağıldığıdır.
* * *
Instagram, Alevi kimliğinin dijital ortamda görünürlük
kazandığı önemli platformlardandır. Alevi kimliklerini fotoğraflar, semah
görüntüleri, Kerbelâ anmaları, Muharrem orucu paylaşımları ve deyişlerle
kamusal olarak performe etmektedir. Kimlik sabit bir özellik olmanın dışında; sürekli
yeniden üretilen kültürel bir performansa dönüşmektedir.
Instagram, Alevi belleğinin “dijital arşivi”ni
oluşturmaktadır. Geçmişte yalnızca aile, ocak veya cem topluluğu içerisinde
aktarılan semboller bugün dijital dolaşıma girerek kolektif belleğin yeni
taşıyıcıları hâline gelmektedir.
* * *
Alevilik, tarih boyunca sözlü performans kültürü üzerine
kurulmuştur. Nefesler, deyişler, semahlar ve menkıbeler hem bilgi aktarmak hem
de topluluğu yeniden üretmek için icra edilir. TikTok videoları yeni performans
alanları oluştururken, ritüelin ortak deneyim üretme özelliği, kısa ve bireysel
dijital içeriklerde zayıflayabilmektedir. Böylece ritüelin toplumsal boyutu
bireysel gösteriye dönüşme riski taşımaktadır.
* * *
“Alevi geleneği”nde dinî bilgi, büyük ölçüde yüz yüze
ilişkilere ve dede-talip bağlarına dayanmaktadır. YouTube yayınları, bu
ilişkiyi mekândan bağımsız hâle getirmektedir. Orada geleneksel karizmatik ve
soy temelli dinî otorite, dijital görünürlük ve takipçi sayısıyla desteklenen
yeni otorite biçimleriyle karşılaşmakta; dinî meşruiyet, ocak mensubiyeti;
dijital erişilebilirliğe, görünürlüğe ve bilgi üretme kapasitesiyle de ilintilendirilmektedir.
Bu durum çevrimiçi ve çevrimdışı dinî yaşamın içiçe geçtiği “hibrit dinî alanların”
oluştuğunu göstermektedir.
* * *
Alevi antropolojisinin merkezinde cem bulunmaktadır. Cem ibadet; rızalık, musahiplik, dayanışma ve toplumsal düzenin
yeniden üretildiği ritüel bir kurumdur.
Lâkin, ritüeller değişir; toplumsal koşullara
göre yeniden şekillenir. Bu açıdan çevrimiçi cemler, ritüelin kaybından çok
yeni bir ritüelleşme biçimi olarak okunabilir.
* * *
Dijital nefes arşivleri, Alevilikle ilgili sözlü mirası
kalıcı dijital kayıtlara dönüştürmektedir. Bellek, bireysel değil toplumsaldır.
Dijital arşivler, bu toplumsal belleğin yeni taşıyıcıları olmakla birlikte,
belleğin dijitalleşmesi, bilgiyi yerel bağlamından kopararak evrensel dolaşıma
açmaktadır. Böylece bilgi korunurken, bağlamı değişmektedir.
* * *
İkincil sözlü kültür örneği Podcastler, Alevi anlatı
geleneğinin çağdaş biçimi olarak değerlendirilebilir. Dijital teknoloji
aracılığıyla yeniden sözlüleşen bilgi, diaspora toplulukları arasında kültürel
sürekliliği desteklemektedir. Bu süreç, sözlü kültürün ortadan kalkması değil;
teknolojik araçlarla yeniden yapılandırılması anlamına gelmektedir.
* * *
Yapay zekâ sistemleri, dinî bilgiye erişimde yeni bir
aracı aktör olarak ortaya çıkmaktadır. Antropolojik açıdan bu durum, dinî bilginin
üretim ve dolaşım süreçlerini değiştirmektedir.
Yapay zekâ, pasif bir teknoloji olarak algılanmamalıdır. Burada,
insanlar, dijital platformlar, algoritmalar, veri tabanları ve dinî aktörlerle
birlikte bilgi üretim ağının bir parçasıdır. Böylece, dinî otorite insan
aktörlere ait olmaktan çıkmakta, insan ve teknoloji arasındaki ilişkiler içinde
yeniden şekillenmektedir.
Ve lâkin, algoritmalar, Aleviliğin yerel ocak
geleneklerini, bölgesel farklılıklarını ve sözlü aktarımın bağlamsal niteliğini
tam olarak temsil edemeyebilir; yapay zekâ, dinî bilginin standartlaşmasını
teşvik ederken, Aleviliğin çoğul yapısını yeterince yansıtmayabilir.
* * *
Alevi antropolojisi açısından dijitalleşme, iletişim
teknolojilerinin yaygınlaştırmakla birlikte iletişim biçimlerini değiştirmenin
dışında, ritüelin ontolojisini, dinî otoritenin meşruiyetini, kolektif belleğin
üretimini ve topluluğun örgütlenme biçimlerini dönüştürmektedir.
Bu süreç; ritüelin yeniden biçimlenmesi, dinî otoritenin
dönüşmesi, kültürel belleğin dijitalleşmesi, kimliğin performatif olarak
yeniden kurulması ve dinî pratiklerin yeni toplumsal alanlarda yeniden
üretilmesi olarak okunmalıdır.
Yapay zekâ ve dijital platformlar, “Alevi geleneği”nin
yerine geçen yapılar olarak düşünülmemelidir; onun yeni koşullar altında
müzakere edildiği, dönüştüğü ve yeniden anlam kazandığı antropolojik alanları
oluşturmaktadır.
Dijital Alevilik, çevrimiçi dinin karmaşık bir örneği;
ritüel, otorite, bellek ve ağ ilişkilerinin yeniden kurulduğu özgün bir
antropolojik alan olarak ele alınmalıdır.
Dijitalleşme, Aleviliği geleneksel yapısından koparan
dışsal bir etki, geleneksel yapıların tamamen yerini alan bir süreç olarak
değerlendirilmemelidir. O, Aleviliğin temel kurumlarının yeni tarihsel koşullar
altında yeniden şekillendiği bir dönüşüm sürecidir.
Ritüeller dijital ortamlarda yeniden icra edilmekte, dinî
otorite yeni aktörlerle paylaşılmakta, kültürel bellek algoritmik süreçlerle
yeniden düzenlenmekte, bilgi üretimi insan-teknoloji ilişkileri içinde yeniden
kurulmaktadır. Onun aracılığıyla, daha çok fiziksel cem ile dijital cem, sözlü
aktarım ile dijital arşiv, dede otoritesi ile algoritmik aracılık arasında yeni
bir ilişki biçimi üretmektedir.
Dijital Alevilik, yalnızca sosyal medya kullanımı veya
çevrimiçi dinî pratikler üzerinden anlaşılmamalıdır. O, Alevi yolunun temel
unsurlarının dijital çağda nasıl yeniden anlam kazandığıdır. Bu dönüşümü açıklamak
için “algoritmik otorite”, “algoritmik bellek” ve “algoritmik dedelik” gibi
kavramlar, Alevi antropolojisi ile dijital antropoloji arasında yeni tartışma
alanları açabilecek analitik araçlar olarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte dijitalleşme, dijital Alevilik, kaybolan
bir geleneğin hikâyesine odaklanmayan; değişen toplumsal koşullar içinde kendinî
yeniden kuran yaşayan bir kültürün antropolojik inceleme alanıdır.
Ve Alevi antropolojisi açısından dijitalleşme, teknolojik
bir yenilikten çok daha fazlasıdır. Bu süreç, kutsalın deneyimlenme
biçimlerini, topluluğun örgütlenme yollarını, Aleviliğin sosyo-kültürel yapısını
yeni koşullar içinde yeniden görünür hâle getiren bir dönüşümdür.
Alevi antropolojisi, dijitalleşme bağlamında “ritüelin
kutsallığı fiziksel birliktelikten mi kaynaklanır, yoksa ilişkisel bağlardan
mı?” soruna yönelir. Bu bağlamda, örneğin, “çevrimiçi cem gerçekten cem midir?”,
“bir nefesi YouTube’dan dinlemek ile cem içinde dinlemek arasındaki fark nedir?”,
“dijital katılım ‘hazır bulunma’ kavramını değiştirir mi?” sorularını da
gözetir.
Dijital ortamlar; cem pratiğini yeniden şekillendirmekte,
dinî otorite biçimlerini çoğullaştırmakta, kültürel belleği algoritmik
süreçlerle dönüştürmekte, bilgi üretiminde yeni aktörler ortaya çıkarmaktadır.
Bu nedenle dijital Alevilik, teknolojinin gelenek
üzerindeki etkisinden ziyade; Alevi yolunun dijital çağda “yeniden müzakere
edilmesi” olarak anlaşılmalıdır.
Dijital platformlar, Aleviliğin bilgi üretme biçimini, Alevi
bilgisinin dolaşımını, ritüel deneyimini, dinî otoritenin kuruluş biçimini ve
kolektif belleğin aktarım yollarını dönüştürürken temel soru artık “Alevilik
dijital ortamda nasıl temsil edilmektedir?” olmanın dışındadır.
Alevi antropolojisi, “dijital ortam, Aleviliğin toplumsal
ve ritüel yapısını nasıl yeniden kurmaktadır?”, “yapay zekâ, hangi Aleviliği
öğreniyor?”, “veri kaynakları, kim tarafından oluşturuluyor?”, “azınlık dinî gelenekler,
büyük veri içinde nasıl temsil ediliyor?”, “standartlaştırılmış bilgi,
Aleviliğin çoğulluğunu azaltır mı?” “Aleviler, yapay zekâya hangi soruları
soruyor?” ve “verdikleri cevaplara, güveniyorlar mı?”, “yapay zekâyı dede
yerine koyuyorlar mı?”, “yanlış veya eksik bilgi fark edildiğinde, ne oluyor?” sorularını
açıklamaya çalışmaktadır.
Alevi antropolojisi, ayni şekilde “bir dedenin YouTube
kullanım deneyimi”, “genç Alevilerin TikTok üzerinden kimlik kurması”, “Avrupa’daki
çevrimiçi cem katılımcılarının deneyimleri” ve “yapay zekâdan Alevilik bilgisi
alan kullanıcıların algıları” ile “dijitalleşme ne yapıyor?”, “otorite nasıl
değişiyor?” , “bellek nasıl dönüşüyor?”, “yapay zekâ ne yapıyor?”; “dijital
platformlar, Aleviliğin ilişkisel bilgi ve ritüel düzenini hangi yeni otorite,
bellek ve topluluk biçimleri aracılığıyla nasıl yeniden üretmektedir?”, “dijital
algoritmada Alevilik, Türkiye’deki Alevilik ile Avrupa diasporasındaki
Aleviliği aynı şekilde mi dönüştürüyor?” üzerinde durmaktadır. | @ismailenginhd [31.7.2026]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder