[İsmail Engin] 2004 Türkiye yerel seçimleri, CHP açısından yalnızca bir seçim yenilgisi değil, aynı zamanda parti içinde yeni bir siyasi tartışma döneminin başlangıcı oluyordu. Beklenen başarıyı elde edemeyen CHP’de gözler Deniz Baykal yönetimine çevrilirken, seçim sonuçları parti içindeki değişim taleplerini de güçlendiriyordu.
Kısa süre içerisinde örgütlenen muhalif kanat, CHP’nin mevcut yönetim anlayışıyla iktidar alternatifi olamayacağını savunarak kapsamlı bir dönüşüm çağrısında bulundu.
Kamuoyunda “30’lar Hareketi” ya da “İktidar Yürüyüşü Hareketi” olarak anılan oluşum, CHP tarihinde önemli kırılma noktalarından biri olarak kayıtlara geçti.
Hareket, yalnızca bir liderlik tartışması yürütmüyor; partinin örgütsel yapısının, tüzüğünün ve siyasal dilinin yeniden şekillendirilmesini ve iktidar alternatifi haline gelmesini talep ediyordu.
21 Mayıs 2004 günlü Hürriyet gazetesindeki “CHP’li 30’lar: Muhalefet değiliz” başlıklı habere göre, 30 CHP milletvekili parti yönetimine yönelik eleştirilerini kamuoyuyla paylaşırken, birkaç gün sonra, Hürriyet gazetesinin 27 Mayıs 2004 günlü “30’lar Hareketi: CHP bütünüyle yenileşmeli” başlıklı haberinde “örgüt değişim istiyor” vurgusuyla “CHP örgütünün partide değişim istediği” belirtiliyordu.
Hareketteki, muhalif milletvekillerine göre, “yönetimin yapısının ve anlayışının baştan sona bütünüyle değiştirilmesi gerekmekte”ydi. Bu bağlamda, Hareketin “olağanüstü kurultay” talebleri de yenileniyordu. Delegelerden imza toplandığı Yeni Şafak gazetesinin 18 Mayıs 2004’te yayınlanan ve 9 Haziran 2004’te güncellenen “CHP’de 30’lar hareketi” başlıklı haberinde konu oluyordu.
Delegelerden imza toplanması yönündeki girişimler, hareketin yalnızca Meclis grubuyla sınırlı kalmadığını, örgüt tabanında da karşılık bulmaya çalıştığını gösteriyordu.
Adı geçen hareketin dikkat çeken isimlerinden biri de İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’ydu.
Kılıçdaroğlu, değişim çağrısının yer aldığı bildiriyi imzalayan milletvekilleri arasında bulunmasına rağmen, Hareketin en sert çıkışlarından biri olan Ankara’daki basın açıklamasında yer almadı, ön saflarda görünmemeyi tercih etti.
Bu tutum, onun parti içindeki güç dengelerini gözeten ve doğrudan cepheleşmekten kaçınan siyaset tarzının erken örneklerinden biri olarak değerlendirildi.
Parti içi eleştirileri desteklemekle birlikte, doğrudan çatışmanın parçası olmamaya özen gösteren Kılıçdaroğlu, hem değişim talepleriyle ilişkisini korudu hem de parti yönetimiyle köprüleri tamamen atmadı.
30’lar Hareketi, CHP yönetiminin baskılarına ve parti içindeki yoğun siyasi mücadeleye rağmen bir süre etkisini sürdürdü, kısa vadede hedeflediği dönüşümü gerçekleştiremedi. Zamanla birçok ismi siyasal etkisini kaybetti veya parti yönetimi tarafından tasfiye edildi.
Kemal Kılıçdaroğlu’ysa, değişim taleplerine yakın dururken kurumsal yapı içerisindeki konumunu muhafaza etti.
2007 Genel Seçimleri’nde yeniden milletvekili seçilen Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyerindeki asıl sıçrama, Deniz Baykal’ın desteğiyle Grup Başkanvekilliği görevine getirilmesiyle başladı.
Meclis kürsüsünü ve medya görünürlüğünü etkili kullanan Kılıçdaroğlu, özellikle yolsuzluk iddiaları üzerine yürüttüğü muhalefetle kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Almanya merkezli Deniz Feneri soruşturmasını yakından takip ederek kamuoyunu bilgilendirmesi, muhalefetin etkili isimlerinden biri olarak öne çıkmasını sağladı.
Bu dönemde AK Parti’nin önde gelen isimlerine yönelik eleştirileriyle sık sık gündeme geldi. Şaban Dişli, Dengir Mir Mehmet Fırat ve Melih Gökçek gibi isimlerle yaşadığı siyasi polemiklerle dikkat çekti.
Melih Gökçek ile canlı yayında gerçekleştirdiği tartışma programı, onun siyasi kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Sert siyasi atmosfer içinde sakinliğini ve kontrollü tavrını koruyan Kılıçdaroğlu, performansıyla “Sakin Güç” olarak anılmaya başlandı.
Artan popülaritesi, CHP yönetiminin 2009 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için onu aday göstermesinin önünü açtı. Seçimi kazanamasa da AK Parti’nin güçlü adayı Kadir Topbaş karşısında elde ettiği sonuç, CHP açısından moral üstünlük sağlayan bir başarı olarak yorumlandı. Daha da önemlisi, bu seçim Kılıçdaroğlu’nu yalnızca İstanbul’un değil, Türkiye siyasetinin en önemli aktörlerinden biri haline getirdi.
Aynı kampanya döneminde ortaya çıkan “Gandi Kemal” benzetmesi, siyasi kimliğinin şekillenmesinde etkili oldu. Mütevazı yaşam tarzı, sakin üslubu ve yolsuzluk karşıtı söylemleriyle özdeşleşen bu imaj, Kılıçdaroğlu’nun geniş toplum kesimleri tarafından tanınmasını sağladı.
2004 yılında CHP içinde başlayan değişim hareketi kısa vadede Baykal yönetimini sarsmaya yetmese de partinin geleceğini belirleyecek yeni bir liderlik hikâyesinin temelini attı. | @ismailenginhd [05.06.2026] [devam edecek]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder