Bu Blogda Ara

22 Haziran 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Ortaca 1966 - III

Haziran 1966’da Ortaca’da yaşanan olaylar, Türkiye’de inanç temelli gerilimlerin nasıl algılandığı ve kamuoyuna nasıl sunulduğu konusunda dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. 

Dönemin gazetelerine yansıyan haberler incelendiğinde, olayların niteliği konusunda birbirinden oldukça farklı anlatılarla karşılaşılıyor.

* * *

14 Haziran 1966 tarihli Milliyet gazetesi, “Ortaca’da alevî kadınlar silahlandı” başlığıyla verdiği Muğla’dan Ç. Esen Kaftan ile Teoman Doğu’nun bildirdiği haberinde, “Olaya bir kadının tecavüz edilmesi sebep oldu. CHP’liler meseleyi Meclise aksettirdi” diyor. 

Haberin devamına göre;

“Köyceğizin Ortaca bucağında mezhep ayrılığı yüzünden gerginlik devam ederken tarlada çalışan bir Alevî kadının kaçırılarak ırzına geçilmesi üzerine kadınlar da silâhlanmıştır.

Fevziye köyünde (...) adında bir kadın önceki gün kocasıyla beraber tarlada çalışırken (...) köyünün Sünnilerinden (...)’ın tecavüzüne uğramıştır. (...) bu tecavüz olayı Ortaca’da hemen duyulmuştur. Bu hâdise karşısında erkeklerden sonra Alevî kadınlar da silahlanmıştır. (...)” [Milliyet, 14 Haziran 1966, 1]

Haberde, ayrıca silahlı çatışma yaşandığı, Sünni bir kişinin öldüğü belirtiliyor. [ibid, 7]

Yine, aynı günlü gazetenin 7. sayfasında “Koç’un Suçlaması” başlığıyla Ankara’dan “Özel” olarak geçilen haberde, CHP Aydın milletvekili Şükrü Koç’un 11 Haziran 1966 günlü grup toplantısında söz alarak “Nurculuk ve mezhep çatışması olaylarına” yönelik konuştuğu; CHP Milletvekili Zeki Tulunay’ın da “Ortaca’da mezhep anlaşmazlığından doğan olayları Meclise” yansıttığı ve Başbakan tarafından bu olayın açıklığa kavuşturulmasını istediği görülüyor.

* * *

Olaylara ilişkin resmî makamların açıklamaları, farklı bir tablo çiziyor. 

Muğla Valisi Hasan Basa’nın 25 Haziran 1966 günlü Milliyet gazetesinin 7. sayfasında yayımlanan 15 Haziran 1966 günlü tekzibinde, Ortaca’da Alevî kadınların silahlandığı yönündeki haberlerin “yanlış ve yalan” olduğu belirtiliyor. Tekzipte olayların “mezhep çatışması” olarak sunulmasına itiraz ediliyor. Muğla Valisi Hasan Basa, tekzibinde “Ortaca’da alevî kadınlar silahlanmamıştır” diyor; “münferit bir adli vaka” olduğuna dikkat çekiyor, durumun sakin olduğuna değiniyor:

“Ortaca hadisesini bir sünni Alevi mücadelesi şekline getirmek gayereti içinde olan gazeteniz mahalli Muhabirlerin münferit beyanlarına dayanan maksatlı yayınınız yanlış ve yalandır. (...)” [Milliyet 25 Haziran 1966, s.7]

Benzer şekilde Başbakan Süleyman Demirel ve İçişleri Bakanı Faruk Sükan da olayların bir mezhep kavgası olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor. 

Özellikle Sükan’ın olayları “arazi ihtilafı” olarak nitelendirmesi, devletin meseleye güvenlik ve asayiş eksenli yaklaşımını gösteriyor.

Bu bağlamda, 16 Haziran 1966 günlü Millet gazetesinin ilk sayfasında yer bulan Ankara’dan geçilen “Demirel: ‘Bütün vatandaşlar eşittir’ dedi” başlıklı “Özel” habere göre;

“Sivaslı Alevilerin telgrafına cevap veren Demirel «Mezhep ihtilâflarına vatandaşların iltifat etmeyeceğini»” [Milliyet, 16 Haziran 1966, s.1]

beyan ediyor. Buradan, Sivas’taki Alevi yurttaşların Başbakan’a telgraf çektiklerini, Ortaca olaylarının ülkenin başka bölgelerinde de benzer gerilimlere yol açabileceği yönündeki endişeler dile getirdikleri anlaşıyor. Bu durum, olayların yalnızca yerel bir anlaşmazlık şeklinde algılanmadığını, Alevi toplumunda daha geniş çaplı bir kaygı yarattığını gösteriyor.

Değinilen haberde, 

“Sivaslı Aleviler adına” Başbakan’a telgraf çeken AP İl İdare Kurulu üyesi H. Y.’nın “tahrik tohumlarını ekenlerin şiddetle bertaraf edilmesini’ talep ettiği;

“Aksi takdirde memleketin diğer kçşelerinde de Ortaca bucağındaki müessif olayların tertip edileceğini hatırdan çıkarmayınız” [ibid, 1]

uyarısını yaptığı vurgulanıyor. 

Başbakan Demirel, buna karşın cevaben, her türlü tedbirin alındığını kaydederek;

“Hükûmet her meseleyi gayet titizlikle tâkip etmekte ve yurdun her köşesinde bilumum vatandaşlarımızın kanunlarla tâyin edilmiş hukukunu gerek vikayesi, gerek istismarı bakımından her türlü tedbiri almıştır.

Bütün vatandaşlarımızın asırlarca evvel sona ermiş ve bugün hiçbir kimseye faydası olmayacak, kısır, lüzumsuz, sebepsiz mezhep ve tarikat ihtilâflarına iltifat etmeyeceğine eminim. (...)”

şeklinde beyanatta bulunuyor. 

İçişleri Bakanı Sükan, olayların “mezhep kavgası olmadığını”n altını çiziyor; ona göre, “arazi ihtilâfından başka birşey değildir” [ibid, 7] 

Bu arada Muğla Valisi Hasan Basa’nın “Olay bir Sünnî – Alevî mücadelesi değildir, bu konuda çıkarılan haberler, maksatlı ve yalandır” [ibid, 7] açıklamasına da yer veriliyor.

* * *

Ortaca olaylarına ilişkin haberler ve sonrasında gelen tekzipler, tarih araştırmaları açısından önemli bir sorunu da ortaya koyuyor: 

Basında yer alan ilk bilgiler ile daha sonra yapılan resmî açıklamalar her zaman örtüşmüyor. O nedenle, olayların değerlendirilmesinde yalnızca gazete haberlerine değil, resmî belgeler, mahkeme kayıtları, tanıklıklar ve akademik araştırmalar gibi farklı kaynaklara birlikte başvurulması gerekiyor.

Ortaca olayları, bir yandan Türkiye’nin toplumsal hafızasında inanç ilişkileri açısından önemli bir yer tutarken, diğer yandan basının kriz dönemlerinde olayları nasıl çerçevelediği ve devletin bu çerçevelemeye nasıl karşılık verdiği konusunda dikkat çekici bir örnek oluyor. | @ismailenginhd [22.6.2026] [devam edecek]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder