[İsmail Engin] Mürşid dergisi, “Almanya Alevi Cemaatleri Federasyonu
Aylık Merkez Yayın Organı | Vereinigung der Aleviten Gemeinden e. V.”
ibaresiyle, Gustavsburg merkezli ve Frankfurt’da basılan, 15 Ağustos 1991
tarihinde çıkarılan “Kerbela Özel Sayısı” aracılığıyla yayın hayatına başladı.
Ekim 1993 tarihine kadar, düzensiz aralıklarla ve zamanla
federasyon yönetiminde meydana gelen değişiklikler de yayın ekibine yansıyarak,
belirtilen özel sayı hariç 15 sayı daha yayımlandı.
Yayın hayatındaki yerini, ilk sayısı “Almanya Alevi
Birlikleri Federasyonu (ABF)“ tarafından Şubat 1994’te yayımlanmaya başlanan
Köln merkezli “Alevi Birlikleri Federasyonu Merkez Yayın Organı” “Alevilerin
Sesi”ne bıraktı..
* * *
Mürşid dergisinin 15 Ağustos 1991’de yayınlanan “Kerbela
özel sayısı ön ve arka kapakları dahil 24 sayfadır.
“Aylık Merkez Yayın Organı” mottosuyla yayımlanan
derginin ön kapağının sol üst köşesinde sarı harflerle “Mürşid” yazılıdır; sağ
üst köşesindeyse “Herausgeber Almanya Alevi Cemaatleri Federasyonu Aylık Merkez
Yayın Organı Vereinigung der Aleviten Gemeinden e.V“ ve adresi ile “Federasyon
adına Sorumlu Yazı İşleri Müdürü 2.nci Başkan Ilhan Aksoy Yazı Kurulu: Musa
Bakır, Ali Rıza Ova, Ali Aklıbaşında” ibareleri kutu içinde kayıtlıdır.
Ön kapağı tam sayfa miyatürdür. Minyatürün açıklaması sağ alt köşesinde kutu içinde verilmektedir:
“Türk Tarih Kurumu’nun Matrakçı Nasuh Seyahatnâmesinden minyatür. Makâm-ı Hz. Hüseyin’i (Kerbela’da) temsil etmekte olup 16.ncı yüzyılda yapılmıştır.”
“Mürşid Yazı İşleri Kurulu” imzalı “Çıkarken” [ibid, 2];
Alevi Cemaatleri Federasyonu Yönetim Kurulu imzalı “Birliğe Çağrı” [ibid, 3];
Dergi Yazı Kurulu imzalı “Kerbela Olayı ve Hz. Hüseyin” [ibid, 4-5] başlıklı
yazıların dışında; İlhan Aksoy’un “Yeryüzünde Adaletin Sarsılmaz Temelleri
Atılmadıkça Kerbela’lar Bitmez” [ibid, 5-6]; Sabit Yıldız’ın “22 Temmuz 1990
Pazartesi günü Kerbela Olayı’nın anısını Anadolu’da yaşatmaya çalıştığımız
ilçemiz, ve Hacı Bektaş Veli’miz üzerine...” [ibid, 7-8]; İsmail Kaplan’ın
“Avrupa’da Göçmen Alevi’lik ve sorunları üzerine” [ibid, 9-11, 20]; Hergül
Özüdoğru’nun “Alevi Dernekleri ve Alevi Kadınlar” [ibid, 12]; Musa Bakır’ın
“Alevi Gençlük ve Kültürel Yaşamından – Bu günün Küçüğü Yarının Büyüğü” [ibid,
13-14];; Hamdi Tanses’in “Pir Sultan Abdal’ın Yaşadığı Çağ ve bize kalan kültür
mirası...” [ibid, 21-22] başlıklı yazıları vardır.
“Basın ve Biz, Aleviler” kısmında [ibid, 14], Ali
Aklıbaşında’nın “Oyun içinde oyun: ‘Mükemmeliyet’cilik” başlığıyla kısaltılarak
[ibid, 15, 23] “Basın’dan iki görüş ve Bir Tepki” [ibid, 15, 23]; 6 Temmuz 1991
günlü Milliyet gazetesinde yayımlanan Deniz Kavukçuoğlu’nun Derviş Tur ile
söyleşisi: “Almanya Alevi-Bektaşi Cemaatleri Federasyonu Başkanı Derviş Tur:
Aleviliğin özündedemokrasi ve eşitlik yatar” [ibid, 16-19] başlıklarıyla
yeniden alıntılanmaktadır..
Derginin özel sayısında bunların yanı sıra, Abdal Pir
Hünkar’ın “Şah Hüseyin’e” [ibid, 6]; Fethi Savaşçı’nın “Birşeyler Yapmak Gerek”
[ibid, 14]; Setit Abdal Pir Hünkar’ın “Elhamdülillah” [ibid, 20]; Nail Yıldırım’ın
“Mürşid” adlı şiirleri ile “Almanya Alevi Cemaatleri Federasyon’u Amblem
Yarışması” şartnamesi [ibid, 23] de bulunmaktadır.
* * *
“Mürşid Yazı İşleri Kurulu” imzalı “Çıkarken” [ibid, 2]
başlıklı yazıda;
“Dergimiz "Mürşid", Almanya Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun Merkez Yayın Organıdır. (…)
Bu yayında bizler, 1400 yıllık Alevi kültürünü, Alevi diliyle ve Anadolu halkının özelinde, Anadolu Aleviliğini ve kültürünü țanıtmaya çalışacağız. (…)
Bu güne kadar Alevilik konusu binlerce kimseye bir kazanç malzemesi, ya da ekmek kapısı olmuştur. Yahutta siyasi malzeme ve siyasi istismar konusu olmuştur. Mürşid, Aleviliğin bir siyasi sömürü malzemesi yapılmasına karşı mücadele verecektir.
Mürşid, suya da dokunacaktır, sabuna da...
Mürşid, bir halk dergisidir. Halkın sesi, halkın kulağı ve nefesi olacaktir. Halk yazacak, halk okuyacaktır.“ [ibid, 2]
vurgusu yapılmaktadır.
Alevi Cemaatleri Federasyonu Yönetim Kurulu imzalı
“Birliğe Çağrı”da [ibid, 3] Alevi derneklerine seslenilmekte ve
“Hiçbir parti veya siyasi kuruluşa taviz verilmemelidir. Bugüne kadar siyasi partiler bizleri sadece bir oy deposu olarak görmüşler, fakat derde deva olacak hiçbir somut eylemde bulunmamışlardır.
Bizim tek kurtuluşumuz ilimle ve tarihi gerçekleri öğrenmekle olacaktır. (…)“ [ibid, 3]
denmekte; “Alevi / Bektaşi Araştırma Enstitüsü”nün kurulmasının
ve “Alevi halk ozanlarının eserleri”nin “derlenerek” arşivlenmesinin gerekliliği
üzerinde durulmaktadır.
İsmail Kaplan, “Avrupa’da Göçmen Alevi’lik ve sorunları
üzerine” [ibid, 9-11, 20] başlıklı yazısında “Menzil Bir, Yol Ayrı” [ibid, 9]
vurgusuyla,
“Hıristiyan kültürünün hakim olduğu Avrupa’da, yaklaşık 2,5 milyon Türkiye’den gelmiş ve İslam kültüründe yetişmiş insan yaşıyor. İslam kültürünün tek tip homojen bir yapısı yok. Diğer kültürler gibi farklılıkları içinde barındırıyor. Türkiye’de kendilerini Alevi olarak tanımlayan 20 milyon insan yaşıyor. (…)” [ibid, 9]
“Alevilik: dini yaşam koşullarına uyarlayan, İslam inancını esas alan anlayışın oluşturduğu bir öğreti..
Bu anlayış İslamın Sünni ögretisine de yansımıştır. Örneğin, suyun olmadığı yerde kumla abdest almak (teyemmüm), kaza namazı ve hamilelere getirilen kolaylıklar gibi.” [ibid, 10]
görüşlerini ifade etmektedir.
6 Temmuz 1991 günlü Milliyet gazetesinde yayımlanan Deniz
Kavukçuoğlu’nun Derviş Tur ile söyleşisi, “Almanya Alevi-Bektaşi Cemaatleri
Federasyonu Başkanı Derviş Tur: Aleviliğin özündedemokrasi ve eşitlik yatar”
başlığıyla [ibid, 16-19] yeniden okurun ilgisine sunulurken, Derviş Tur’un söyleşide
dillendirdiği şu husus dikkat çekmektedir:
“(...) Alevilik, ana babadan gelir. Sonradan, sadece Bektaşi olunur. Fakat, herşeyden önce müslüman olmak, Kelime-i Şahadet getirmek, Kur’an-ı Kerim’e inanmak gerekir. Alevilik, Hz. Muhammet’in, Hz. Ali’nin, Ehlibeyt’in yoludur... (…)” [ibid, 17]
“(…) bugün Federal Almanya’da kurulmuş 34 Alevi-Bektaşi derneği var. Bunlardan 14’ü federasyonumuza üye. Diğerleriyle de ilişkilerimiz sürüyor. Almanya’ya göçün tarihi tam 30 yıl. Sünni kardeşlerimiz, gelenekleri gereği, daha önce örgütlenip cami ve ibadet yerlerini kurdular. Hatta, yıllar önce Dillenburg’ da açılan ilk camiyi ben kurmuştum. Bizler Alevi olarak örgütlenmekte geç kaldık. Baktık ki gençlerimiz Hristiyanlık ve Sünnilik arasında eriyip gidiyorlar, birinci kuşak insanları olarak geçtiğimiz yıllarda biraraya gelerek, ilk örgütsel temelleri attık. Kurucularından olduğum Mainz-Wiesbaden-Rüsselsheim Derneği, 1987 yılında faaliyete geçti. Bu yıl başında da federasyonumuzu kurduk. (…)” [ibid, 19]
* * *
Almanya’daki Alevi örgütlenme tarihine bakıldığında,
bugün pek hatırlanmayan ancak dönemin düşünsel ve kurumsal yapılanmasını
anlamak açısından önemli bir yere sahip olan ilk federasyon yayını, Mürşid
dergisidir.
Almanya Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun (AABF) merkez
yayın organı olarak 15 Ağustos 1991 tarihinde yayımlanan “Kerbela Özel Sayısı”,
yalnızca bir derginin başlangıcı değil, aynı zamanda Avrupa’daki Alevi
kimliğinin kendi sesiyle konuşma arayışının da bir ifadesi olarak
değerlendirilebilir.
Derginin dikkat çeken yönlerinden biri, kuruluş
dönemindeki Alevi hareketinin temel kaygılarını ve hedeflerini açık biçimde
yansıtmasıdır. Bu bağlamda, “Çıkarken” başlıklı sunuş yazısında, Aleviliğin
siyasi istismar konusu yapılmasına karşı çıkılırken, Alevi kültürünün
Alevilerin kendi diliyle anlatılması gerektiği vurgulanmaktadır. Dergi,
kendisini yalnızca bir yayın organı değil, aynı zamanda halkın sesi olmayı
hedefleyen bir platform olarak tanımlamaktadır.
Federasyon yönetiminin kaleme aldığı “Birliğe Çağrı”
yazısı ise dönemin örgütlenme anlayışını ortaya koymaktadır. Metinde Alevi
kurumlarının siyasi partiler karşısında bağımsız durması gerektiği
savunulurken, kalıcı çözümün bilimsel araştırma, tarih bilinci ve kültürel
mirasın korunmasından geçtiği belirtilmektedir. Özellikle bir Alevi-Bektaşi
Araştırma Enstitüsü kurulması ve halk ozanlarının eserlerinin arşivlenmesi
çağrıları, bugün dahi güncelliğini koruyan öneriler olarak dikkat çekmektedir.
Dergide yer alan yazılar incelendiğinde, Avrupa’daki
göçmen Aleviliğinin kimlik arayışları açık biçimde görülmektedir. İsmail Kaplan’ın
“Avrupa’da Göçmen Alevilik ve Sorunları Üzerine” başlıklı yazısı bunun en
belirgin örneklerinden biridir. Kaplan, Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türkiye
kökenli insanın kültürel ve inançsal çeşitliliğine dikkat çekerken, Aleviliği
İslam inancını temel alan bir öğreti olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, 1990’lı
yılların başında Alevilik tartışmalarında hâkim olan yorumlardan birini
yansıtmaktadır.
Özel sayının bir başka dikkat çekici bölümü ise Milliyet
gazetesinde yayımlanan Deniz Kavukçuoğlu–Derviş Tur söyleşisinin yeniden
basılmasıdır. Dillenburg’ da açılan ilk camiyi de kurduğunun altını çizen Federasyon
Başkanı Derviş Tur’un röportajdaki değerlendirmeleri, o dönemde Avrupa’daki
Alevi örgütlenmesinin nasıl şekillendiğini göstermektedir. Tur, Aleviliğin Hz.
Muhammed, Hz. Ali ve Ehlibeyt yolu olduğuna işaret ederken, Almanya’daki Alevi
derneklerinin geç başlayan örgütlenme sürecine de dikkat çekmektedir. Söyleşide,
genç kuşakların asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya olduğu düşüncesi,
federasyonun kuruluş gerekçelerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Mürşid’in ilk sayısı yalnızca siyasi ve kültürel
değerlendirmelerden oluşmamaktadır. Şiirler, halk ozanlarının eserleri,
kadınların örgütlenmedeki rolü, gençlik çalışmaları ve Pir Sultan Abdal üzerine
yazılar da derginin içeriğinde önemli yer tutmaktadır.
Geriye dönüp bakıldığında, Mürşid dergisi yalnızca unutulmuş bir yayın değil; Almanya’daki Alevi hareketinin ilk kurumsal hafıza belgelerinden biri olarak görülmelidir. Sayfalarında yer alan tartışmalar, örgütlenme çağrıları ve kimlik tanımlamaları, 1990’ların başındaki Alevi diasporasının önceliklerini ve gelecek tasavvurunu anlamak açısından önemli ipuçları sunmaktadır. | @ismailenginhd [18.06.2026]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder