[İsmail Engin] Ali Kenanoğlu’nun, Ortaca’daki şiddet olaylarının sonucuyla ilgili “katliam” söylemine ve betimlemesine Hasan Hüseyin Dönmez ile Nami Temeltaş destek veriyor.
Kenanoğlu’nun 5 Haziran 2016’da Alevinet’te başladığı
konuyu içeren değerlendirmelerinin, 10 Haziran 2016’da Evrensel’de tamamlandığı
gün, Hasan Hüseyin Dönmez’in kaleme aldığı “Yakın Tarihin İlk Yarası:
Unutturulan Ortaca Katliamı” başlıklı yazısı da “Datça Dayanışma – dayanışma-
datca. org” portalında yayımlanıyor.
Hasan Hüseyin Dönmez, yazısında Ortaca olaylarını
“devletin gizlediği ve Alevilerin dahi büyük ölçüde unuttuğu bir katliam”
olarak tanımlıyor. Haziran 1966’da Muğla’nın Ortaca ilçesi ile Fevziye köyünde
yaşanan gerilimin, resmî kayıtlarda arazi anlaşmazlığı olarak yer aldığını,
ancak gerçekte kadınların çığlıklarını, yakılan köyleri, gasp edilen toprakları
ve kayıpları barındıran bir trajedi olduğunu ileri sürüyor.
Dönmez ayrıca, ilgili literatürde olayların çok partili
dönemin “ilk sivil Alevi katliamı” olarak değerlendirildiğini savunuyor:
Hasan Hüseyin Dönmez’in ileri sürdüğüne göre;
5“Devletin gizlediği çoğu alevilerin bile unuttuğu tarihi bir katliam var. (...) Haziran 1966 yılında yaşanan Muğla Ortaca’yı neredeyse hiç duymadık, resmi raporlarda basit bir arazi kavgası denilen ama arkasında kadınların çığlıklarını, yakılan köyleri, gasp edilen toprakları ve kayıpları barındıran bu trajedinin mağdurları tahtacı alevileri idi. 1966 Ortaca Olayları, Haziran ayının ilk haftasında Muğla’nın Ortaca ilçesinde ve Ortaca’ya bağlı Fevziye köyünde yaşanır. İlgili literatürde çok partili dönemin “ilk sivil Alevi katliamı” olarak geçer.” [Hasan Hüseyin Dönmez]
Bu değerlendirmeden üç gün sonra Nami Temeltaş 13 Haziran
2016’da Bianet’te yayımlanan “Ortaca Alevi Katliamı'nın 50. Yıldönümü” başlıklı
yazısında benzer görüşler dile getiriyor.
Temeltaş, “12 gün süren çatışmalarda kaç kişinin hayatını
kaybettiğinin tam olarak bilinmediğini” belirterek, şiddet ve sonucunu “dönemin
karanlıkta kalmış ya da karanlıkta bırakılmış Alevi katliamlarından biri”
olarak nitelendiriyor ve ekliyor:
“Bir sohbet sırasında 1966 yılında Ortaca'da bir katliam yaşandığını öğrendim. Yaşananların detaylarını Ortaca'da öğrenemedim. 50 yıl önce yaşananlar nedeniyle hala bir tedirginlik var. Dönüşümde Ortaca vakası hakkında bulabildiklerimi okudum.” [Nami Temeltaş]
* * *
Öte yandan, Hüseyin İzmir’in Ankara Üniversitesi Sosyal
Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. Müzeyyen Aytül
Kasapoğlu danışmanlığında hazırladığı ve Haziran 2016’da tamamlanan “Türkiye’de
Etnik Çatışmalar ve Toplumsal Hafıza: 1966 Ortaca Olayları” başlıklı yüksek
lisans tezi, olaylara ilişkin tanık anlatımlarını ayrıntılı biçimde ele alıyor.
İzmir’in tezindeki tanıklık, olayların tırmanmasıyla
birlikte sinema salonu ve bazı Alevi esnafa ait işyerleri taşlanıdığını;
gerilimin Alevi-Sünni çatışmasına dönüştüğünü beyan ediyor.
Yine söz konusu tezde yer alan bir tanık ifadesine göre,
olaylar sırasında jandarmanın açtığı ateş sonucu bir Sünni genç hayatını
kaybediyor:
“Jandarmanın açtığı bir kurşunla Sünni bir genç ölüyor.” [ibid, 59 ve ayrıca detaylı olarak, 59-60]:
“Kışkırtmalar sonucunda gelişen olaylar Ortaca’ da sinemanın ve Alevi esnafların dükkanlarının taşlanmasına ve iki etnik grubun çatışmasına dönüşmektedir. Sinemada olayların gelişimini anlatan bir Alevi katılımcı olayları yaşanan olayı şu şekilde anlatmaktadır: “Akşam olmak üzereydi, insanlar daha sinemaya gelmemişti. Aleviler camiye saldıracak diye organize edilmişler civarda, dağ köylerinden. 11 yaşında çocuğum o zaman. Küçük olduğumuzdan kaçamadık. Gittik bir evin çatısına çıktık, mahsur kaldık” (K16). Sünni bir katılımcı olayların Alevi Sünni çatışmasına döndürülmesini kendi deneyimleri ile şöyle anlatmaktadır: “Bende o zaman benzin istasyonunda çalışıyorum. Tahtacılar basıldı, yıkıp kırıyorlar dükkanları. Her yerden silah sesleri geliyor. Jandarmanın açtığı bir kurşunla Sünni bir genç ölüyor (...). Benzinlik Cumhuriyet mahallesi ile tam sınırda, orada nöbet tutuldu bir süre. Ben de hep beraberim Alevilerle. Şimdi gece bir sularında motora benzin alacağız diye geldi iki kişi. Benzini doldurmak için yöneldim. Aralarında konuşmaya başladılar ver silahı bana diye, silahı aldı arkasındaki eleman bana doğrulttu. Ben fırladım benzin saatine çarptı kurşun. O sırada Aleviler koştu bunların üzerine doğru, motora atlayıp kaçtılar”(K1). Alevi ve Sünnileri kışkırtarak bir toplumsal çatışma ortamı yaratmak isteyen çıkar grupları, 'kumarcı, eşkıya kişileri para ile tutmuşlar ortalığı karıştırmak için. Bana bir şey olsa Aleviler yaptı olacak'” [ibid, 59-60]
* * *
Dönemin basını da bölgede yaşanan gerilime geniş yer
veriyor:
Örneğin, Cumhuriyet gazetesinin 12 Haziran 1966 tarihli nüshasında, “Sünnî–Alevî Çekişmesi: Muğla’da Gerginlik Artıyor” başlığıyla Muğla kaynaklı yayımlanan haberde, 5 Haziran’da arazi anlaşmazlığı olarak başlayan olayların mezhepsel bir çatışma niteliği kazandığı ve Ortaca’da günlük yaşamın büyük ölçüde durma noktasına geldiği aktarılıyor.
Haberde, ayrıca
Alevilerin, kendilerine baskı uygulandığını ve dükkânlarını açamadıklarını öne
sürdükleri kaydediliyor:
“5 Haziran’da, bir arazi ihtilâfının Sünnî – Alevî çekişmesi haline geldiği Köyceğiz’in Ortaca Bucağında hayat, felce uğramıştır. (...)
Alevîlerin ifadesine göre, kendilerini baskı altında tutmak için Sünniler tarafından 90 kişilik bir «Birlik Kuvveti» kurulmuştur. Bu kuvvet, Sünnîlere ait evlerde oturan Alevîleri tehditle dışarı çıkartmaktadır. (...)
(...) Ayrıca, hiç bir Alevî, Ortaca Bucağındaki dükkânlarını açamamakta; Sünnîler ise, güneşin batmasiyle birlikte dükkânlarını kapatmaktadırlar.” [Cumhuriyet, 12 Haziran 1966, s. 1]
Yerel basında yayımlanan haberlerde can kaybına dikkat
çekiliyor.
“Sahibi”nin “Erman Şahin”, “Sorumlu Müdür”ün “H. Nuri
Öncüer”in olduğu “Günlük Siyasi Sabah Gazetesi” mottosuyla Muğla’da yayımlanan
“Devrim – Halkın Sesidir” gazetesi, 14 Haziran 1966 tarihli sayısında “Ortaca
olayları ilk kurbanı verdi” manşetiyle, 5 Haziran gecesindeki çatışmada
yaralanan bir kişinin hastanede yaşamını yitirdiğini duyuruyor:
“Ortaca olayları ilk kurbanı verdi – 5 Haziran gecesindeki çatışmada H[...]. S[...] dün hastanede öldü.” [Devrim – Halkın Sesidir, 14 Haziran 1966, s. 1]
* * *
Neticede Ortaca’daki gelişmeler siyasi gündeme de
taşınıyor ve gergin durum, parlamentoya yansıyor. Meclis’te değişik tarihlerde
ele alınıyor; bu arada Ankara Milletvekili Hüseyin Balan Hükümet hakkında
“gensoru” veriyor. | @ismailenginhd [20.6.2026] [devam edecek]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder