– ve zalim ve inanmış ve Kerbela [Bekir Yıldız] –
[İsmail Engin] Şayet Kerbelâ kolektif bellekten silinirse :
“Yezid”, bir isim olarak kalır; zulmün, zorbalığın ve iktidar hırsının simgesi olmaktan çıkar; zulmün yüzü silinir, zorbalığın adı unutulur, tarihin karanlığı sıradanlaşır.
“Hüseyin”, tarihî bir şahsiyete dönüşür; hakikat uğruna bedel ödemenin, onurun ve direnişin anlamı silikleşir; eğilmeyen başın, teslim olmayan vicdanın ve susmayan hakikatin sesi kısılır.
“Emevî iktidarı” denildiğinde, salt bir hanedan hatırlanır; baskının, tahakkümün ve adaletsizliğin tarihsel karşılığı görünmez olur; adaleti boğan, hakkı susturan ve gücü hakikatin önüne koyan düzen, belleğin karanlığına gömülür.
“Hüseynî duruş” anıldığında, zulüm karşısında baş eğmemenin, hakikatin yanında saf tutmanın, bedeli ne olursa olsun direnmenin ne demek olduğu anlaşılamaz; yalnız kalsa da hakikatten ayrılmamanın anlamı kaybolur.
“Evlâd-ı Kerbelâ’yık, bî-hata’yık” sözü, dillerde yaşamaya devam eder ve fakat o sözün ardındaki ateş, gözyaşı, [zorunlu] göç ve asırları aşan aidiyet hissedilmez olur.
“Biz korkuyu Kerbelâ’da bıraktık” denir ve fakat o korkunun hangi çölde toprağa verildiği, hangi iradenin onu yendiği bilinmez; eğilmemenin, insan onurunu her şeyin üstünde tutmanın ve korkuya rağmen yürüyebilmenin anlamı yitip gider.
“Saka suyu” dağıtılır; ancak susuz bırakılanların anısı unutulduğunda ne hizmet eski anlamını koruyabilir ne de sembol ruhunu muhafaza edebilir.
“Horasan”, yalnızca bir coğrafya adına dönüşür; bir irfanın, bir yolun ve bir tarihsel yürüyüşün menzili olmaktan çıkar. Yolların taşıdığı sır, göçlerin taşıdığı hikmet ve gönüllerin taşıdığı emanet silikleşir.
“Ocaklar” varlığını sürdürür ve fakat onları birbirine bağlayan tarihsel bellek çözülür, anlam haritası dağılır.
Ve zamanla, usul usul:
Matem kalır ve fakat hatırlanan unutulur.
Mersiyeler söylenir ve fakat kimin için yakıldığı bilinmez.
Nefesler okunur ve fakat ruhu çekilmiş bir bedene dönüşür.
Meydanlar kurulur ve fakat hangi hakikatin etrafında toplandığı anlamını yitirir.
Semboller yaşar ve fakat anlamları ölür.
* * *
Kerbelâ :
Geçmişte yaşanmış bir vak'anın adı değildir. Çölde susuz bırakılan bedenlerden çok daha fazlasıdır. Zulmün karşısında adaletin, zorbalığın karşısında haysiyetin, kör itaatin karşısında vicdanın, korkunun karşısında cesaretin adıdır.
* * *
Kerbelâ unutulursa :
Sadece bir tarih unutulmuş olmaz!
Zalimi zalim, mazlumu mazlum yapan ölçü; adaleti adalet, zulmü zulüm yapan vicdan; direnmeyi anlamlı kılan bellek unutulur.
Adaletin terazisi şaşar, vicdanın pusulası yönünü kaybeder. Zulüm sıradanlaşır, sessizlik erdem sanılır, direniş anlamsızlaşır.
* * *
Geriye ne kalır?
İsimler kalır ve fakat öyküleri kaybolur.
Ritüeller kalır ve fakat anlasızlaşır, ruhları söner.
Mekânlar kalır ve fakat hatıralar dağılır.
Belagat kalır ve fakat anlamından koparılmış, özünden uzaklaştırılmış ve belleğinden mahrum bırakılmış bir miras gibi kalır.
* * *
Kerbelâ :
Geçmişte kalmış bir hadise değil, yaşayan bir vicdan; hatırlanan bir olaydan öte, bir inancın belleği; zulüm karşısında insanlık onurunun ayağa kalkışıdır.
Yaşandığı andan itibaren her çağda zalimin karşısına dikilen vicdanın, her devirde mazlumun elinden tutan umudun ve karanlık zamanlarda insana kendi insanlığını hatırlatan hakikatin adıdır.
Sadece bir yas değil; bellek, vicdan, bitmeyen bir adalet arayışıdır ve bunlardan biri eksildiğinde, diğerleri de yetim kalır.
* * *
Kerbelâsız bir Alevilik olur mu? Yahut Alevi belleğinden Kerbelâ silinir veya anlamsızlaştırılır – değersizleştirilirse ne olur? | @ismailenginhd [25.6.2026]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder