Bu Blogda Ara

Sosyal / Kültürel Antropoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal / Kültürel Antropoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2025 Perşembe

İsmail Engin : Türkiye'de (Sosyal - Kültürel) Antropolojinin Kurumsal Tarihi (1925 – 1983) [Video]


İsmail Engin : Türkiye'de (Sosyal - Kültürel) Antropolojinin Kurumsal Tarihi (1925 – 1983), 2'55'' [04.10.2025]


→ Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi → Türk Antropoloji Mecmuası → Türk Antropoloji Enstitüsü → Antropoloji Bilimleri Araştırma Enstitüsü → DTCF Antropoloji Kürsüsü → Antropoloji Dergisi → İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Kürsüsü → Sosyal Antropoloji ve Etnoloji Dergisi → Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü → Fırat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü... * * * Şevket Aziz Kansu → Nermin Erdentuğ → Orhan Acıpayamlı Prof. Dr. Mümtaz Turhan → Prof. Dr. Charles William Merton Hart Bozkurt Güvenç

10 Eylül 2025 Çarşamba

İsmail Engin : Teknoloji - Geleceğin Dini? [Video]

İsmail Engin : Teknoloji - Geleceğin Dini? 2'55'' [10.09.2025]


Geleceğin dünyasına başka gözle bakıldığında renkler canlı, insan silik; ruhsuz, mekanik, yapayalnız... Her yer dijital ağlarla örülü.
Gerçeklik, algoritmalarla biçimlendirilmiş simülasyon. Bu evrende, yeni din: teknoloji. Tapılan şey, ekranın ışığı. Her yeni güncellemeyle kurulan bağlantılar, yankılanıyor veri bulutlarında. Botların eşliğindeki yapay zekâ, dünyayı, insanı yeniden tasarlayan tanrıya dönüşüyor. Ve duygu, dijitalleşirken iş artıyor. Zaman "online"; hayat bir parola kadar uzakta. Kodla başlıyor gün, şifreyle açılıyor hayat. Teknolojinin mabetleri: İbadete dönüşen “çalışma ofisleri.” Her köşe başı bir istasyon. Dakika, saat, gün başına kiralanıyor zaman. Bir kod geliyor, kapı açılıyor. Ve insan, o odada var olabilmek için bir süre çalışıyor. Köleleştirilen varlık hakkını, üretimle, daha doğrusu “tüketilmekle” kazanıyor. Hayat alanı daralırken, çalışma süresi genişliyor. Zamanını kendi eliyle başka cihaza sunuyor:

4 Temmuz 2020 Cumartesi

31 Mayıs 2020 Pazar

İsmail Engin : Coronavirus – Hayatın Gerçeği...

Coronavirus – Hayatın Gerçeği... / Çocuklar gibi şendiler... / coronavirus, kimi güzel şeylere vesile oluyor / Âşık Veysel / Hayaller Paris, gerçekler coronavirus / Saat bozulmuştu / “Asimilasyon” ve coronavirus
İsmail Engin : Coronavirus – Hayatın Gerçeği... 

24 Mart 2020 Salı

16 Kasım 2019 Cumartesi

İsmail Engin: Hayat Tarzları / Toplumsal Cinsiyet

Hayat Tarzları / Toplumsal Cinsiyet / Çatışan kültür mü? Uzlaşan kültür mü? / "Derneklerimizin ve Federasyonumuzun var oluş nedeni Alevi inancıdır." / “Bu sırra vakıfdır ehl-i tarikat / Tecelli eylerse Allah bir kula”

17 Aralık 2018 Pazartesi

Türkiye’de Antropoloji Bozkurt Güvenç’le Başlamadı...

Bozkurt Güvenç’in aramızdan ayrılması vesilesiyle Türkiye’de yeniden konuşulan bir bilim oldu antropoloji. Baştan belirteyim, Bozkurt Hoca, benim doktora danışmanımdı. 1989 – 1993 yılları arasında bu nedenle düzenli görüşlerine, önerilerine başvurduğum bilgi kaynağımdı. Doktoramın sonrasında Almanya’ya geldiğinde de zaman buldukça görüşüyorduk. Prof. Dr. Bozkurt Güvenç, bir entellektüeldi. Antropolojiye sonradan yönelmişti. “Uzlaşmacı”ydı, “uzlaştırmacı”ydı. Bu “ekol”ün temsilcisiydi: 

12 Aralık 2018 Çarşamba

Bozkurt Güvenç [1926 – 2018]

Bozkurt Güvenç, Hacettepe Üniversitesi’nin kuruluşunda görevler aldı. 1965’te doktorasını Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladı. Temel Bilimler Yüksek Okulu’nu, Nüfus Etütleri Enstitüsü’nü ve Sosyal Antropoloji Bölümü’nü kurdu. 1969’da doçent, 1977’de profesör, 1993’te emekli oldu. 1972 – 76’da Türk Sosyal Bilimler Derneği Başkanlığı; 1974’te Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı görevlerini üstlendi. 1979 – 81’de Tokyo Üniversitesi Asya Afrika Araştırmaları Enstitüsü’nde “Konuk Araştırma Profesörü”ydü. 1985 – 86’da Wilson Center Burslusu olarak Smithsonian Enstitüsü (Washington D.C. ABD)’de araştırmalar yaptı:  

22 Şubat 2017 Çarşamba

Yaşam Memnuniyeti Araştırması'na göre Türkiye halkı giderek daha mutluymuş...

[İsmail Engin - @kanalkulturTürkiye'de Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından gerçekleştirilen ve yıllık periyodlar halinde yürütülen "Yaşam Memnuniyeti Araştırması"nın 2016 yılına ait sonuçları açıklandı. TUİK'in verilere göre, Türkiye halkı giderek daha mutlu bir hayat sürüyor. Bireyler "mutlu", kadınlar daha "mutlu", gençler daha da "mutlu", en fazla evliler "mutlu", okulu bitirmeyen bireyler ise çok daha "mutlu"ymuş. Kadınlar ve erkekler, kısacası bireyler, geleceklerinden "umutlu"ymuş.

Bireyler "mutlu"

Türkiye'de mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı 2014 yılında % 56,3, 2015 yılında % 56,6 iken; 2016 yılında % 61,3 olmuş. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2014'te %  %11,7’den 2015'te % 11,4’e ve 2016'da % 10,4’e düşmüş.

Kadınlar daha "mutlu"

Kadınlarda mutluluk oranı, 2014 yılında % 60,4 iken 2015 yılında % 60,2’ye düşmüş; 2016'da % 64,5’e yükselmiş. Erkeklerde bu oran 2014'e % 52 iken 2015'te % 52,9’a; 2016'da % 58,1’e yükselmiş.

Gençler daha da "mutlu"

Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyine bakıldığında, en yüksek mutluluk oranı 2015'te % 63,8 ile 18-24 yaş grubunda, en düşük mutluluk oranı ise % 51,7 ile 45-54 yaş grubunda gerçekleşmiş. 2016'da ise, % 65,1 ile 18-24 yaş grubunda, en düşük mutluluk oranı ise % 58,2 ile 35-44 yaş grubunu içeriyormuş.

13 Mart 2014 Perşembe

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: 1970'te Adıyaman'da Bir Kürt Köyü - Rezip ya da Bugünkü Adıyla, Kayatepe

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

KanalKultur] - Adıyaman merkez ilçesi Kuyucak bucağına bağlı Sünni bir Kürt köyü Rezip [Koord: 38° 16' 53'' D, 37° 52' 21'' K]. Temecük tepesinin güneyine bakan eteğinde, yaklaşık 350 yıl önce kurulduğu tahmin ediliyor. Köylünün anadili Kürtçe, tali dili Türkçe. "Rez" = "Bağ", "Rezip" = "Bağlık yer" anlamına geliyormuş.

Bir yerleşim birimi olması, köyde anlatılan Hasan Çelebi söylencesiyle örtüşüyor. Suriye'de kurak bir yerleşim yerinde Çelebikköyü'nde hayvancılıkla uğraşan Hasan Çelebi ve onun etrafında örülen söylencesi, köyün kuruluşunu anlatıyor:

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Kuraklık ve susuzluk neticesinde göç eden Hasan Çelebi ve ailesinin yolu, önce Kuyucak  civarına düşer. Oradan Bağdat'a... Bağdat'tan tekrar Kuyucak yöresine dönen Hasan Çelebi, orada yeniden evlenir ve yeni eşinden beş çocuğu olur. Ailesiyle, bağlık bir yer olan Rezip köyünü kurar...

Kışları soğuk olan köy; Kır, Koda, Ömeran, Sıla ve Pir, Mumka, Cuma ve İrık mahallelerinden oluşuyor.

Sıcakpınar tepesinin eteğinde arada toprak kayması meydana geliyor...

Dağlık alandaki köy yerleşiminde evler, eski konutlar dışında genelde iki katlı. Konutlar ya birarada, bitişik ya da tek tek; ilk kat ahır, ikinci kat oturulacak alan şeklinde kullanılıyor.

Rezip Köyü'nün evlerinin dış duvarları tamamen taştan, iç duvarları kerpiçten yapılmış, yapılıyor...

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak, Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Tek katlı olarak inşa edilmiş eski konutlar, tek odalı ve penceresiz... Pencere yerine bırakılmış iki veya üç delik, pencerenin işlevini görüyor. Ocak odanın ortasında bulunuyor ve bacada tabii ki, damın ortasında. Yavaş yavaş bu konutlar terkedilmeye başlanmış... Zahire ve araç-gereçin konulduğu yerler haline dönüştürülmüş.

İki katlı evlerde demir kafeslerle örülmüş pencereler var... İkinci kat genelde iki odalı yapılmış. Onun yanı sıra üç, dört odalı evler de göze çarpıyor...

Rezip [Kayatepe Köyü] - Kuyucak,
Adıyaman (1970)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Konutların içinde hela nadiren görülüyor. Konuta bitişik bahçede helâ yer alıyor.

1955 yılından itibaren toprağın bölünmesi, kan davası gibi nedenlerle ova köylerine, Adıyaman, Adana ve Mersin'e göç veren köyün halkı rençberlikle yaşamını devam ettiriyor... Köyde ekime elverişli 350 dönüm toprak bulunuyor.

4 Mart 2014 Salı

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Filibe, Lofça, Eski Zağra ve Karlıova'dan Kırklareli'ye - "Dolhan Köyü"

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

KanalKultur] - Kırklareli, Merkez İnece bucağına bağlı bir köy Dolhan [Koord: 27° 1' 26'' D, 41° 44' 58'' K].

"93 Harbi" olarak anılan Osmanlı - Rus Savaşı'nın akabinde (1878'den sonra) Bulgaristan'dan Filibe [Област Пловдив], Lofça [Област Ловеч], Eski Zağra [Стара Загора] ve Karlıova'dan [Карлово]; Balkanlar'dan Ön-Asya'ya ricat eden Türkler, "eski" Bulgaristan Türkleri, köyü kurmuş.

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Kökenlerinin Oğuzların Kayı Boyu'ndan geldiğini belirtiyorlar ya da buna "inanıyorlar"... Sünni ve Hanefiler...

İlk köyü kuranlar arasında Filibeli Mahmut Ağa ile Lofçalı Raşit Ağa sayılıyor... Sonra (Eski) Zağralı Eyüp Ağa ile Karlıovalı İsmail Ağa onlara ekleniyor...

Köyün yerleşim yerinde, önceleri "Dul Kadın Hanı" varmış. Kırklareli'den Edirne'ye giden veya Edirne'den Kırklareli'ye gelen yolcular, buradaki handa konaklarmış. Han da sahibiyle anılıyormuş... Mahmut ve Raşit Ağalar, Dul Kadın Hanı mevkiini yerleşim yeri olarak mesken tutunca, kurulan yeni köyün adını oradaki han vermiş. Zamanla "Dul Karı Hanı", "Dulhan"a dönüşmüş...

Dolhan Köyü - İnece, Merkez, Kırklareli (1972)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Köy, "Milli Mücadele" esnasında Yunanlılar tarafından işgal edilince, Yunan çeteciler tarafından yakılmış. Bunun üzerine halkı veya ahalisi de köyü bir süre terketmiş; bir kısmı Anadolu'ya, Çanakkale'ye Biga kasabasının köylerine göçmüş... Kalan kısmı da ormanlık alanda geçici bir süre için barınmış; savaş sona erince yeniden köye dönmüş...

24 Şubat 2014 Pazartesi

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Diyarbakır'da Bugünkü Bir Kürt Köyü - Seren

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

KanalKultur] - Diyarbakır'ın Hani ilçesine bağlı, dağlık bir alanda kurulmuş bir köy Seren [Koord: 40° 30' 28'' D, 38° 24' 14'' K]. Bugün Sünnî - Şâfiî Kürtlerle meskûn… Seren'de konuşulan anadil "Kürtçe", tâlî dil "Türkçe"... Tâlî dil, okulda ve askerlik döneminde öğreniliyor...

Köy, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı'na etkin olarak katılımıyla dikkati çekmiş.

Eski adı "Serder"miş ["Serdê"]... 1964 yılına gelindiğinde ismi Hükümet tarafından değiştirilmiş, "Seren" olmuş.

Aslında bir Ermeni yerleşimi...

İlk yerleşimin ne zaman olduğu, nasıl olduğu ve yerleşim yerinin kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Bilinen şey; Ermenilerin köy halkını oluşturduğu; zamanla Sünnî - Şâfiî Kürtlerin de yerleşik nüfus arasına katıldığı.

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

"Büyük Felaket" sonucunda Ermeni nüfus azalmış. 1921 yılına gelindiğinde Sünnî - Şâfiî Kürtlerle Ermeniler arasındaki "çatışmalar"ın ardından köyde Ermeni nüfustan sadece kimi "coğrafi" isimler dışında eser bile kalmamış... "Garo", "Sarkis", "Mahle" gibi Ermenice isimler, artık "yeni sahipleri"nce, "tarlaları"nın coğrafi  sınırlarını ve yerlerini belirtir olmuş.

1925 Şeyh Said İsyanı, köyde yeni bir göç dalgasını getirmiş. Şeyh Said'e aktif destek veren köy halkı, bu desteğinin bedelini de bir şekilde ödemiş. Köyün mâkûs tâlihi bu kez Hükümet güçlerinin müdahalesine maruz kalmış. Köy 3 kez ard arda yakılmış.

Hükümetin gazabına uğrayanlar, köy mezarlığında ebedî istirahatla cezalandırılmış. Kaçabilenler dağa sığınmış. İsyan yatıştıktan sonra, dağa sığınanların bir kısmı; köyüne geri dönmüş; yıkılan - yakılan konutlar yeniden yapılmış... Dağa sığınanlardan geriye dönmeyenleri de 1928'de Suriye'de ve Irak'ta soluğu almışlar. Günümüzde köyün Suriye ve Irak'taki birinci dereceden akrabaları da bu şekilde oluşmuş...

21 Şubat 2014 Cuma

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Dobruca'dan Ankara'ya, Eski Bir Tatar Köyü - Ballıkpınar

Ballıkpınar [Köyü] - Gölbaşı, Ankara (1968)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

KanalKultur] - Kökenleri Kırım'a uzanan; Romanya'nın Dobruca [(Rumence: Dobrogea; Bulgarca: Dobrudja, Добруджа] yöresinden sökün edip Türkiye'ye İç Anadolu'ya, Ankara yöresine ulaşan Müslüman Tatarların oluşturduğu bir yerleşim birimi Ballıkpınar.

Kuzey Dobruca, 93 Harbi'nin akabinde; 1878'de imzalanan Berlin antlaşmasından sonra oluşan Romanya idaresine bağlandı. Burada azınlıkta kalan ve Türk unsurları olarak görülen / nitelenen Müslüman Tatarlar siyasi haklarından yoksun kaldı; Rumenceyi öğrenmede büyük sıkıntılar yaşadı.

Kuzey Dobruca'daki Müslüman Tatarların bir kısmı, gemilerle Köstence [Rumence: Constanța], Varna [Bulgarca: Варна], Balçık [Bulgarca: Балчик] ve Kavarna'ya [Bulgarca:  Каварна]; bir kısmı İstanbul, Sinop, Sansun, Zonguldak iskelelerine ulaştı.... Zaten sürekli göçler, Dobruca'nın yazgısı.

Ruslarla Osmanlılar arasındaki savaşlarda Dobruca'nın çoklukla el değiştirmesi; 15. yüzyıldan beri ahalisinin büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman Tatarların yağma, kundaklama ve baskınlar neticesinde sık sık Osmanlı ordusuyla birlikte güneye çekilmelerine yol açmış. Onların bir kısmı barış dönemlerinde tekrar Dobruca'nın kuzeyine dönmüş; dönmeyenler ise Rumeli'de ve orada kalmayanlar Anadolu içlerinde yerleşmiş. Tabii ki bunlar; tifo, tifüs, dizenteri ve uyuz gibi hastalıklardan da sağ kalanlarmış...

Dobruca'da henüz yok olmamış harabeler veya daha kırıl(a)mamış mezar taşları, tarihin ve göçlerin; ora(lar)da kimlerin yaşadıklarının ve göçlerin yol güzargahlarının tanıkları; savaşlardan, mübadelelerden, yangınlardan, yıkımlardan nasibini almış "göçmenlerin" abideleri olarak duruyor...

25 Temmuz 2013 Perşembe

Kültür-Kişilik İlişkisi

[İsmail Engin] - Günlük yaşamda bir insan, nitelik ve nicelik açısından çoğunlukla "kültürlü" ya da "kültürsüz", "kişilikli" veya "kişiliksiz" olarak tanımlanır ve yorumlanır. Bu arada "karakter" ile "mizaç" işin içine girer ve "sağlam karakterli", "iyi mizaçlı'" gibi ifadeler de yer alır ya da bunların tam tersi.

Kimi zaman ise "kültür" ve "kişilik" kavramları birlikte kullanılır; "kültürlü; ama kişiliksiz", "kişilikli; fakat kültürsüz" vb. denir. Kavram kargaşası, her alanda olduğu gibi, burada da sürüp gider. Sanki, "kültür" ile "kişilik" kavramları birbirinden bağımsızmış gibi...

Okuduğunuz bu yazıda, kültür ile kişilik kavramları arasındaki işlevsel ilişki açıklanmaya çalışılacaktır. Bunun için, öncelikle "kültür" ile "kişilik" kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:

A. İlgili Kavramlar

1. Kültür

Yapılan birçok tanımlama olmasına rağmen, bu tanımlamalar, iki genel kategoride toplanmaktadır:

a) Bütüncü tanımlar kategorisi,
b) Düşünceler sistemi kategorisi,

Birinci kategoriye göre kültür, kazanılan bir davranış kalıbı olarak nitelenir ve insanın yaptığı-yarattığı her şeyi içeren bir yaşam biçimidir.

Kültür, böyle bir yaşam biçimi niteliğiyle gelenekten → töreye; konuşmadan → müziğe; yiyecekten → içeceğe; konuttan → giyeceğe kadar tüm insanî davranış kalıplarını içeren karmaşık bir oluşum, bir bütündür.

Diğer kategoriye göre ise kültür, bir şifre türüdür; zihinsel bir oluşumdur. Bu anlamda davranış, önce zihinde biçimlenir, sonra eylem olur. Madem ki davranışı oluşturan düşüncedir, o halde kültür, "düşünceler sistemi"dir. Çünkü, tek tek kültür unsurları, düşüncenin dışarıya yansımasından başka bir şey değildir.[1]

Bize gelince, burada açıklamaya çalıştığımız kültür konusundaki düşüncelerimiz, ikinci kategori ile özdeştir ve bu çalışmanın hareket noktasını oluşturmaktadır.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Din Antropolojisi Üzerine Kısa Bilgiler

[İsmail Engin - @kanalkulturBu makale, sosyal/kültürel antropolojinin önemli bir disiplini haline gelen din antropolojisinin tarihini vermekten ziyade, ilgi alanlarını, aydınlatmaya çalıştığı temel sorunları ve konu üzerine yapılan, konuya katkı sağlayan belli başlı çalışmaları-araştırmaları tanıtmak amacıyla kaleme alınmıştır.[1] Okuyucu, konuyla ilgili değinilen bilim adamları ve ana hatlarıyla sunulan çalışmalarda-araştırmalarda, Türk bilim adamlarının ve onların çalışmalarının-araştırmalarının genelde yer almadığını ilk bakışta farkedecektir. Bu durum, antropolojinin Türkiye'de geliş(eme)mesiyle (doğru) orantılı olduğu kadar, Türkiye'de yapılan çalışmaların-araştırmaların veya Türkiye'ye yönelik sınırlı sayıdaki örneklerin bir başka makale konusu olmasından da kaynaklanmaktadır.

Makalede birbiriyle bağlantılı üç antropolojik disiplin üzerinde durulacaktır. Öncelikle sosyal/kültürel antropoloji üzerine kısa bir bilgi verildikten sonra, onun bir alt dalı haline gelen din antropolojisi, yukarıda belirtilen ve sınırları çizilen amaç doğrultusunda ele alınacak ve son olarak da köken olarak Hıristiyan dünyasının yabancıya ve yabancı kültürlere-dinlere bakışını içeren antropolojiye (Müslüman bir) tepki olarak ortaya çıkan veya oluş(turul)an İslami ve İslam antropolojisi, ana hatlarıyla kısaca tanıtılacaktır.

1. Sosyal/Kültürel Antropoloji: Genel

Sosyal/kültürel antropoloji, sosyal/kültürel sistemi oluşturan kurum ve değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkilerini, karşılıklı etki ve etkileşimlerini araştırmaktadır.[2] Bu bilim dalında, araştırma alanı olarak seçilen kültürel sistemi ve yapıyı tanımak için, özellikle evlilik ve akrabalık üzerinde[3] yoğunlaşılmıştır. Bu bağlamda, sosyal/kültürel antropolojinin sosyal bilimler alanına yaptığı en önemli katkıları arasında, belirtilen konu kümeleriyle ilgili bulgularının yer aldığı söylenebilir. Yine o, kapalı topluluklar üzerine[4] -ki kapalı toplulukların neden kapalı halde bulundukları, önemli bir sorundur- ya da etnik gruplar[5] ve dini cemaatler üzerine içerdiği derinlemesine çalışmalarla[6] da sosyal bilimler alanında bir yer edinmiştir.[7]

2. Din Antropolojisi

2.1 Din Antropolojisine Doğru

Din adını verdiğimiz kurum, aynı zamanda sosyal/kültürel sistemin bir parçasıdır.[8] Sosyal/kültürel antropolojide,

a) dinin ve dini yapının ekonomi, hukuk, aile-akrabalık gibi sosyal örgütlerle uzaktan yakından ilişkili olması nedeniyle sosyal/kültürel sistem içindeki etkisinin ve fonksiyonunun araştırılması;

b) değişik kültürlerdeki dinlerle ve dini yapılarla karşılaştırılması;

c) sistemleştirilmesi,

kültürü bütüncül anlamda din bağlamında da ele alan ve dinin muhtevasını "ruhsal varlıklara inanç" şeklinde belirleyen Edward Burnett Tylor'dan[9] (1832-1917) bu yana önemli bir sorundur.[10] Nitekim bu sorun, özellikle 20. yy.'ın ikinci yarısından itibaren, giderek artan bir hızda Amerikan sosyal/kültürel antropoloji geleneğinin ya da Alman etnoloji geleneğinin giderek önemli bir uzmanlık alanı haline gelen din antropolojisinin veya din etnolojisinin bilimsel bir disiplin haline gelmesine yol açmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, din etnolojisi kavramı, Almanca konuşan ülkelere 20. yy'ın ikinci yarısından itibaren yavaş yavaş girmiş olmakla birlikte[11], bu ülkeler, özellikle Almanya, konuyla ilgili kuramsal tartışmaların en ciddi yapıldığı yerler haline gelmiştir.[12]