Bu Blogda Ara

2 Eylül 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevi Belleğine Format Atmak

[İsmail Engin] “Format atmak” deyimi, son zamanlarda siyaset ve Aleviler söz konusu olduğunda sıkça kullanılıyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu deyimi tuttum.

Zira, “format atmak” yahut “formatlamak”, bir bilgisayar işleminden aktarılıyor ve bugünün siyasetinde, geçmişi yeniden düzenlemenin, belleği biçimlendirmenin, bazı dosyaları açıp bazılarını kapatmanın, hatta kimi zaman bütünüyle silmeye çalışmanın da betimlemesi oluyor.

Lâkin “format atmak” deyimini tek başına bırakmamak gerekiyor.

Yanına şunları da eklemek, birlikte anmak lâzım.

Biri; aldatmayı, hileyi, kurnazlığı, stratejiyi, mücadeleyi ve iktidarı anlatan “Truva Atı”.

Diğeriyse; direnmenin, hakikatin, inancın ve zulme karşı duruşun simgesi olan “Pir Sultan Abdal”.

Homeros’un İlyada’sındaki anlatıya göre Troyalılar aldatılarak kent surlarının dışına bırakılan tahta at, barış hediyesi de sanılarak kentin içine alınır. Atın içine gizlenen Akalar, içeriden müdahale ederek ve kentin kapısını açarak Troya’nın düşmesini sağlar.

“Pir Sultan Abdal” anlatısında bunun tam tersi vardır.

31 Ağustos 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi Bağlamında İdeal İnsan - Grimm Masalları ile Bir Karşılaştırma

[İsmail Engin] Alevi antropolojisi perspektifinden ideal insan tasarımının; halk anlatıları, menkıbeler, şiirler, deyişler ve ritüeller aracılığıyla “nasıl kurulduğu” önemli bir sorun kümesidir. Jacob ve Wilhelm Grimm kardeşler tarafından derlenen Avrupa [Alman] halk masalları ile Alevi anlam dünyasında Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal ve Şah İsmail Hatâyî çevresinde şekillenen anlatılar arasında doğrudan bir köken veya aktarım ilişkisi kurmaktan ziyade, karşılaştırmalar yaparak, farklı kültürel sistemlerin insanı ahlâkî, toplumsal ve sembolik düzeylerde nasıl biçimlendirdiği sorusu üzerinde odaklanmak, ilgili sorun kümesini açabilmek ve bir model oluşturabilmek için ipuçları vermektedir.

İnsan, Alevi anlam dünyasında, bireysel bir varlık olmanın dışındadır; yol içerisinde öğrenen, toplulukla ilişki kuran, rızalık arayan, nefsini terbiye eden ve hakikate yönelen “ilişkisel bir özne” olarak ele alınmaktadır.

Dört Kapı - Kırk Makam, cem, musahiplik, ikrar ve görgü gibi kurum ve pratikler bu oluşumun başlıca alanlarını meydana getirmektedir. Hz. Ali’nin adalet ve yiğitlik imgesi, Hacı Bektaş Veli’nin erenlik ve rehberlik modeli, Pir Sultan Abdal’ın hakikat ve direniş söylemi ile Hatâyî’nin aşk, birlik ve Ehl-i Beyt merkezli şiir dünyası, bu idealin farklı boyutlarını görünür kılmaktadır.

Grimm masallarındaki orman, cadı, ejderha, sihirli obje ve kahramanın sınavı gibi motifler Alevi anlatılarıyla özdeşleştirilmemekte; eşik, sınav, dönüşüm ve toplumsal düzen kategorileri üzerinden karşılaştırılmaktadır.

Alevi anlam dünyasında ideal insan, bir kahraman figürü aracılığının “dışında”; anlatı, ritüel, bellek, topluluk ve gündelik pratiklerin kesişiminde sürekli olarak üretilmektedir.

* * *

Alevi antropolojisinin temel sorularından biri, insanın nasıl tanımlandığı ve hangi inanç odaklı kültürel süreçler aracılığıyla belirli bir insan idealine dönüştürüldüğüdür. Ve bu durum; inanç esaslarının ötesinde; gündelik hayat, topluluk ilişkileri, ritüel, ahlâk, sözlü kültür ve bellek bağlamında ele alınmaktadır.

27 Ağustos 2026 Perşembe

İsmail Engin : Altan Tan'ın Alevi Sorunu Yaklaşımı [2021]

[İsmail Engin] Altan Tan, 3 Eylül 2021'de The Independent Türkçe'de yayımlanan "Dünyaya ve siyasete yeni bir bakış" başlıklı "Yeni Anayasa" talep ettiği yazısında, Türkiye'nin "Alevi sorunu"na ilişkin dikkat çekici değerlendirmeler yapıyor. 

Tan, sorunun tarihsel köklerini, 1514 Çaldıran Savaşı'na kadar götürüyor ve Osmanlı-Safevi rekabetinin ardından Alevilerin Osmanlı coğrafyasında, Sünnilerin ise İran'da mezhepsel ayrımcılığa maruz kaldığını ileri sürüyor.

Tan'ın yaklaşımının merkezinde, eşit yurttaşlık fikri bulunuyor. 

Ona göre; demokratik bir Türkiye'de devlet, vatandaşın inancını kendisinin tanımlamasına saygı göstermeli; Alevilerin ibadet, eğitim ve kültür alanındaki özgünlükleri hukuken ve fiilen tanınmalıdır.  Tan, bu bağlamda, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, Alevi çocuklarının kendi inançlarını öğrenebilmeleri ve kamu hizmetlerinde mezhep temelli ayrımcılığın sona erdirilmesi gerektiğini savunuyor.

Ve Diyanet İşleri Teşkilatı'nın kaldırılmasını değil ama özerkleştirilmesini, farklı din ile mezheplere [muhtemelen Şafiiliğe de] ayrım gözetmeden kamu hizmeti sunmasını istiyor; devletin belirli bir mezhebin [muhtemelen Hanefilik] ihtiyaçlarıyla özdeşleşmesinin önüne geçilmesini öneriyor.

21 Ağustos 2026 Cuma

İsmail Engin : Kemalizm’in Tasfiyesi mi, Devletin Dönüşümü mü?

[İsmail Engin] Kuşku yok ki; meydanlarda kimin konuştuğu, hangi sözün büyütüldüğü kadar hangi sözün görmezden gelindiği de siyasetin bir parçası...

Günümüz Türkiye’sinde birbirinden farklı görünen bazı gelişmeler aynı siyasal zeminde buluşuyor: İmralı’dan gelen “demokratik entegrasyon” mesajları, kimlik ve örgütlenme özgürlüğüne yapılan vurgular, Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî üzerinden kurulan tarihsel anlatı ve Hacıbektaş’ta kimi Alevi kurumlarının yükselttiği itirazlar...

Her birini ayrı ayrı değerlendirmek mümkün. Lâkin, bu başlıkların birbirleriyle nasıl ilişkilendiği önem taşıyor.

Yeni bir çözüm sürecinin dilinin ötesinde; devlet-toplum ilişkisi, kimlik, inanç, yurttaşlık ve Türkiye’nin tarihsel belleğinin yeniden yorumlanması gibi daha geniş bir alandan söz ediyor; öncelikle, tarihin neden yeniden çağrıldığını düşünüyoruz.

Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî referansı bu nedenle önem taşıyor.

İmralı eksenindeki tartışmalarda bu tarihsel ittifak daha önce de gündeme geldi. İmralı’daki 2025 - 2026 değerlendirmelerinde, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisî ittifakına ilişkin ifadeler yer aldı. Fakat, burada dikkat edilmesi gereken nokta, tarihsel bir olayın bugüne taşınmasının kendisinin bir siyasal yorum olduğudur.

Çaldıran dönemindeki Osmanlı-Kürd ilişkilerini bugünün Türkiye’sine doğrudan tercüme etmek mümkün değil. O dönemin devlet yapısı, mezhep çatışmaları, bölgesel güç dengeleri ve yerel iktidar biçimleri bugünkünden tamamen farklıydı. Buna rağmen, tarihsel bir ittifakın bugün hatırlatılması da dikkat çekici. Zira, tarihin siyasette yeniden çağrılması, çoğu zaman bugünün geleceğini tarif etmek için yapılıyor.

O hâlde, geçmişin hangi tarafının bugüne taşındığı üzerinde düşünülmelidir.

16 Ağustos 2026 Pazar

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi ile Yaşlılığın ve Otoritenin Yeniden Düşünülmesi

[İsmail Engin] Yaşlılık; biyolojik yaşlanmanın sonucu ya da yaşam döngüsünün son aşaması olduğu gibi, toplumsal ilişkiler içerisinde şekillenen bir konum aynı zamanda ve kronolojik bir kategori olarak yaş; deneyim, bellek, bilgi, bakım, söz hakkı ve toplumsal tanınma ile anlam kazanıyor. Bununla birlikte, yaşlı olmak, her zaman bilgi sahibi olmak; bilgi sahibi olmak da otomatik olarak otorite sahibi olmak anlamına gelmiyor. Yaşlılığın toplumsal konumu, bireyin ait olduğu kültürel ve dini çevre içerisinde şekilleniyor.

Baştan ifade edilmelidir ki; Alevi antropolojisi, yaşlılığın anlamını kendi özgül toplumsal, tarihsel ve ritüel bağlamı içerisinde yeniden düşünmeyi mümkün kılıyor. Yaşlıların ne kadar yaşadıklarına değil; sahip oldukları deneyimlerin, bilgilerin ve ilişkilerin topluluk içerisinde nasıl bir değer kazandığına bakıyor.

Yine vurgulanmalıdır ki; Alevi antropolojisi, Alevi toplulukları homojen bir yapı olarak ele almıyor. Bölgesel farklılıklar, ocak ilişkileri, kentleşme, göç, eğitim, kuşak farklılıkları ve diaspora deneyimleri Alevi pratiklerinin ve kimliklerinin farklı biçimlerde yaşanmasına yol açıyor. O nedenle, yaşlılığı ve otoriteyi konu edinirken amacı, bütün Aleviler için geçerli tek bir yaşlılık modeli ortaya koymak değil, farklı Alevi bağlamlarında yaşlılığın nasıl anlamlandırıldığını ve deneyimlendiğini araştırmak oluyor.

Alevi antropolojisi açısından yaşlılık, toplumsal yaşamın dışında kalan pasif bir dönemin dışında;. Alevi belleğinin üretildiği, korunduğu ve yeni kuşaklara aktarıldığı bir alandır. Bu bağlamda, yaşlılar, geçmiş ile bugün arasında aracılık eden; yaşanmış deneyimleri, ritüel bilgileri ve topluluk değerlerini taşıyan aktörlerdir.

Ancak, Alevi antropolojisi, konuyu ele alırken, yaşlıların ne bildiğinden çok, bildikleri şeylerin hangi koşullarda geçerli bilgi olarak tanındığı ve ne zaman kültürel ve / veya dinî otoriteye dönüştüğü sorusundan hareket ediyor. Ona göre; bilmek, tanınmak ve otorite sahibi olmak farklı şeylerdir ve dernek idarecileri “henüz” “seçilmiş kültürel otorite” olarak değerlendirilebiliyor.

13 Ağustos 2026 Perşembe

İsmail Engin : Alevi Antropolojisinde Yeniden Düşünmek

[İsmail Engin] “Re-thinking”, yani yeniden düşünmek, Alevi antropolojisi açısından sadece geçmişe yeniden bakma anlamına gelmiyor; Aleviliği bilme, yorumlama ve temsil etme biçimlerini sorgulamayı ifade ediyor.

Yeniden düşünmenin konusu, Alevilik ile onun hakkında üretilen bilgi, kullanılan kavramlar, temsil biçimleri ve araştırmacının bu süreçteki konumu da sorgulamanın parçası oluyor : “Re-thinking” ile değişmez ve “gerçek Alevilik” tanımı bulmakla uğraşılmıyor; Aleviliğin farklı tarihsel, toplumsal ve mekânsal bağlamlarda nasıl anlamlandırıldığı, yaşandığı, aktarıldığı, tartışıldığı ve yeniden kurulduğunu ortaya koymak amaçlıyor...

Bu yaklaşım, Aleviliği donmuş bir gelenek, tamamlanmış bir inanç sistemi veya homojen bir kimlik olmanın ötesinde; bellek, ritüel, söz, mekân, aidiyet, toplumsal ilişkiler ve iktidar içerisinde sürekli yeniden oluşan çoğul bir yaşam dünyası olarak ele alıyor.

“Alevilik nedir?” sorusuyla sınırlı kalmıyor; Aleviliğin kimler tarafından, hangi tarihsel koşullarda, hangi kavramlarla ve hangi anlamlar üzerinden tanımlandığı üzerinde duruyor.

Alevi antropolojisi de Aleviliği; onun nasıl bilindiği ve nasıl temsil edildiğini ele alıyor.

Bu noktada, anlamın nasıl anlaşılabileceğini ve yorumlanabileceğini sorgulayan bir düşünce geleneği olan hermenötik önemli bir teorik zemin sunuyor. Zira, insanın dünyası, yalnızca dışarıdan gözlemlenebilen davranışlardan oluşmuyor; insanlar, dünyalarını anlamlandırıyor ve bu anlamlar içerisinde yaşıyorlar. O nedenle, toplumsal gerçekliği anlamak, “ne oluyor?” ve beraberinde “bu, onu yaşayan insanlar açısından ne ifade ediyor?” sorularına cevap aramakla mümkün gözüküyor.

Alevi antropolojisi açısından bu ayrım özellikle önemlidir.

12 Ağustos 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevilerin Bölünmüşlüğü ile Biz ve Onlar..

[İsmail Engin] Herkesin kendine göre bir töreni, kendine göre bir “biz”i ve doğal olarak bir de “onlar”ı var. Alevi-Bektaşi dünyasındaki tartışmaların belki de en temel sorunu tam burada düğümleniyor.

İnanç tanımından etnik kimliğe, siyasetten örgütlenmeye, dinî yapılardan anma törenlerine kadar hemen her başlıkta farklı kamplar, farklı temsil iddiaları ve farklı “biz”ler [ve “onlar”] bulunuyor.

İnanç açısından Aleviliği İslam içinde görenler de var, İslam dışında tanımlayanlar da. Şamanist, Zerdüşt, kadimci veya gelenekçi referanslarla açıklayan yaklaşımlar cabası. Etnik kimlik söz konusu olduğunda Türk[men], Kürt, Arap ve başka kimlikler öne çıkıyor. Siyasette farklı partiler ve siyasi çizgiler üzerinden ayrışmalar belirginleşiyor.

Dinî yapıların çeşitliliğini ise birkaç başlıkla anlatmak neredeyse mümkün değil.

Örgütlenme alanındaki tablo da bundan farklı değil.

Kimi Belediyeler, dernek ve federasyonlar ile vakıflar bir tarafta; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilişkili yapılar ve başka dernek, federasyon ve vakıflar diğer tarafta. Etkinlik afişlerinde destekçiler belirtilirken, kiminin Belediye logosu, kiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı logosu bulunuyor. Belediyenin de devletin bir aygıtı olduğu unutulup yüksek sese “devlet Alevisi değiliz, olmayacağız” diyenler görülüyor.

11 Ağustos 2026 Salı

İsmail Engin : Musa Küçük Dede’nin Ardından

[İsmail Engin] Çeyrek asırdan da fazla zaman geçmiş...

Unutamadığımız bir yolculuğun sonunda Pendik’e yolumuz düşmüştü, Ayhan Aydın’la birlikte. Henüz Seyit Seyfi Cemevi’nin yeni yapıldığı günlerdi.

Birileri inşaattan çıktı. Ameleye, “Dede nerede?” diye sordum. Hafif gülümseyen Ayhan sesini çıkarmadı.

“Bekleyin, geliyorum,” cevabını aldık.

Biraz sonra, az önce inşaatta çalışan amele, üstünü değiştirip yeni urbalarını giymiş; karşımıza “Dede” olarak çıkmıştı.

Henüz bir odası tamamlanmış Cemevi inşaatına davet etti bizi. Birlikte gezdik. O sırada çimentoya ihtiyaçları varmış. Birine selamını ileterek haber gönderdi. Çok geçmeden haberci yeniden çıkageldi: Bir kamyon çimento geliyormuş... Lokma olarak...

Sohbetimize orada devam edemedik. Çocuklar doluştu içeriye; cıvıl cıvıl...

Dede, çocukların ücretsiz İngilizce dersine geldiklerini söyledi. Dünyayı tanımaları, öğrenmeleri gerekiyormuş. Derken öğretmen de göründü. İngiliz’di.

Dede, kendisini takip etmemizi istedi. Yola koyulduk.

9 Ağustos 2026 Pazar

İsmail Engin : Re-Thinking - Geçmişe ve Geleceğe Yolculuk

[İsmail Engin] Kurpfälzisches Museum Heidelberg, geçmişten bugüne uzanan sıra dışı bir tekstil hikâyesine ev sahipliği yapıyor. “RE-THINKING” adlı sergi, Alman sanatçı Johanna Reutter’in eski giysiler, kumaşlar ve anıları çağrıştıran tekstil parçalarından oluşturduğu özgün elbise tasarımlarını sanatseverlerle buluşturuyor. 

Kullanılmış bir kumaş, yıllarca saklanan eski bir elbise ya da artık kullanılmayan bir tekstil parçası… Çoğu insan için geçmişte kalmış ve işlevini yitirmiş eşyalar... Johanna Reutter için bunlar, yeni hikâyelerin başlangıç noktası. Sanatçı, geçmişin tekstillerini çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumluyor. Sergide, Reutter’in eski giysiler, kumaşlar ve kişisel anıları çağrıştıran malzemelerden oluşturduğu özgün elbise çalışmaları yer alıyor. Estetik ve günümüzün önemli meselelerinden biri, sürdürülebilirlik ile tüketim kültürü açısından, kişisel bellek gibi güncel konularla ilgilenen sanatseverlerde karşılık buluyor. 

Reutter’in çalışmalarını farklı kılan nokta, eski tekstilleri yalnızca yeniden kullanmakla yetinmemesi. Sanatçı, geçmişten kalan kumaşları ve giysileri yeni biçimlere dönüştürürken onların "taşıdığı anıları" da tasarımlarının bir parçası haline getiriyor. Bu sayede, yıllarca bir dolapta saklanmış bir elbise, eski bir dantel ya da artık kullanılmayan bir kumaş, yeni bir form ile kimlik kazanarak sanat eserine dönüşüyor. 

Diğer bir anlatımla, malzeme fiziksel olarak dönüşürken, "taşıdığı anlam" da "yeniden şekillenirken" eserleri, klasik anlamda moda tasarımları olmaktan çıkıyor; onları “geri dönüştürülmüş moda” olarak tanımlamak yetersiz kalıyor. 

Ve Reutter’in elbiseleri, bellek, kimlik, zaman, tüketim, sürdürülebilirlik ve yeniden değerlendirme üzerine düşünmeye çağıran sanat eserleri olarak da öne çıkıyor.

31 Temmuz 2026 Cuma

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Dijitalleşmede Alevi Bilgisi, Algoritmik Dijital Bellek ve Dedelik..

[İsmail Engin] Alevilik, antropolojik açıdan yalnızca belirli inanç unsurlarının toplamı şeklinde açıklanamaz, O, aksine; insan, toplum, kutsal, bellek ve etik arasındaki ilişkileri düzenleyen bir anlam dünyasıdır. Ve Aleviliğin temel kavramları yol, ocak, ikrar, rızalık, musahiplik, cem ..  dini kurumlar; toplumsal varoluşu kuran ilişkisel pratikler olarak değerlendirilmelidir.

Aleviliği anlamak, teolojik unsurlarını incelemekten öte, “yol” olarak ifade edilen pratiğini, bu pratiğin hangi toplumsal kurumlar aracılığıyla sürdürüldüğünü ve değişen tarihsel koşullarda nasıl yeniden üretildiğini analiz etmeyi gerektirir.

Bu özellikleri nedeniyle dijitalleşme, Alevilik açısından yalnızca yeni iletişim araçlarının kullanılması olarak değerlendirilemez. Dijital platformlar; Aleviliğin bilgi üretme biçimini, Alevi bilgisinin dolaşımını, ritüel deneyimini, dinî otoritenin kuruluş biçimini ve kolektif belleğin aktarım yollarını dönüştüren yeni bir antropolojik alan yaratmaktadır.

Dijitalleşme, Aleviliğin görünürlüğünü arttıran teknolojik gelişme; Alevilik açısından yeni iletişim teknolojilerinin kullanılması; dinî bilginin dolaşımı, ritüellerin icrası, otoritenin meşruiyeti ve kolektif kimliğin yeniden üretilmesi anlamına gelen antropolojik bir dönüşümdür.

Dijital platformlar; kutsalın deneyimlenme biçimini, dinî  bilginin dolaşımını, ritüellerin icrasını ve topluluğun kendisini yeniden üretme süreçlerini dönüştürmektedir.

Alevi antropolojisi, “Aleviliğin dijital ortamda nasıl temsil edildiği değil; dijitalleşmenin Alevi ritüel ontolojisini ve toplumsal ilişkilerini nasıl yeniden yapılandırdığı” üzerine çalışmaktadır.

30 Temmuz 2026 Perşembe

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi Açısından Din ve Dinî İnanç, İnanç ve Gelenek

[İsmail Engin] Alevi antropolojisi açısından Aleviliği anlamak için, öncelikle din, dini inanç, inanç ve gelenek kavramları arasındaki ayrım olup olmadığıan  bakmak gerekmektedir.

Bu kavramlar, “günlük alışkanlık”la çoğu zaman birbirinin yerine kullanılsa da antropolojik analiz açısından farklı toplumsal gerçekliklere karşılık gelmektedir.

Günümüzde Alevilik çoğunlukla iki “indirgemeci yaklaşım” arasında değerlendirilmektedir: İlki Aleviliği “dinî inanç sistemi” olarak ele alırken, ikincisi onu “kültürel gelenek” olarak nitelemektedir. Oysa, antropolojik yaklaşım, toplumsal olguların tek boyutlu olmadığını kabul etmektedir. Dolayısıyla, bir topluluk aynı anda kutsal anlam sistemlerine, toplumsal kurumlara, ritüellere ve geleneklere sahip olabilir.

Aleviliği anlamak için “din”, “dinî inanç”, “inanç” ve “gelenek” olmak üzere dört analitik düzey birbirinden ayrılmalıdır. 

Din, kutsal olanla ilişkiyi, sembolleri, ritüelleri, ahlâkî düzeni ve toplumsal kurumları kapsayan bütünsel anlam sistemidir. Dinî inanç, dinî sistemin kutsal, aşkın ve hakikat boyutudur. Topluluğun neyi kutsal kabul ettiğini ve varoluşu nasıl anlamlandırdığını açıklamaktadır. İnanç, daha geniş bir anlamlandırma biçimidir. İnsanların dünya, toplum, ahlâk ve kimlik hakkında sahip oldukları kabulleri kapsamaktadır. Dinî inanç, inanç olmakla birlikte, her inanç dinî inanç değildir. Gelenek, kabul gören anlam sistemlerinin tarih içinde aktarılması, uygulanması ve yeniden üretilmesi sürecidir.

29 Temmuz 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Aleviliği Varlık, Bilgi ve Bellek Alanı Olarak Anlamak

[İsmail Engin] Alevilik üzerine yapılan araştırmalar, uzun süre Alevi topluluklarının tarihsel ve kültürel özelliklerinin anlaşılmasına önemli katkılar sağlayan inanç sistemi, tarihsel kökenler, cem ritüeli, dedelik kurumu, ocak yapısı ve kimlik tartışmaları çevresinde yürütülmüştür.

Lâkin, Aleviliği kurumsal yapılar, ritüeller veya kimlik kategorileri üzerinden incelemek, onun insan, toplum ve hakikat anlayışının bütün ve farklı boyutlarını ortaya çıkarmakta sınırlıdır.

Ve Alevi antropolojisi, bu bağlamda, şu soruya yönelmektedir:

“Alevilik nasıl bir insan anlayışı, bilgi üretme biçimi ve toplumsal ilişki modeli ortaya koymaktadır?”

Bu yaklaşım, Aleviliği, geçmişten aktarılan bir “gelenek” şeklinde görmemektedir. Onu, tarihsel deneyimler, göç, diaspora ve toplumsal dönüşümler içinde sürekli yeniden şekillenen dinamik bir dinî inanç ve onunla ilintili sosyo-kültürel sistem olarak ele alır.

* * *

Alevi antropolojisine göre Alevilik, insanı “ilişkiler ağı” içinde var olan bir “can” olarak kavramakta; bilgiyi tutum ve davranış, ses, deneyim ve ritüel pratikler aracılığıyla üretmekte; toplumsal hayatı ise karşılıklı ilişkiler ve ortak deneyimler üzerinden sürekli yeniden ve yeniden kurmaktadır.

Alevi düşüncesindeki “can” kavramı, insan anlayışının temel kategorilerindendir. “Can”, bireyi kendi sınırları içinde değerlendiren yaklaşımlardan farklı olarak insanı ilişkileri aracılığıyla anlamlandırmaktadır. Bu anlayışta “insan”; diğer canlarla, toplumla, doğayla, geçmişle, kutsal olanla kurduğu bağlar içinde varlık kazanmaktadır.

“Alevi ontolojisi”, ilişkisel bir varlık anlayışına dayanmaktadır. Ve burada insan, çevresinden bağımsız bir varlık değil; daha geniş anlam ve ilişki ağı içinde düşünülmektedir.

28 Temmuz 2026 Salı

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Dinî Otoritenin Yeniden Üretimi

[İsmail Engin] Alevi antropolojisi, Aleviliği tarihsel süreçler içerisinde şekillenen; toplumsal ilişkiler, ritüel pratikler, sözlü anlatılar, kolektif bellek ve sembolik temsil biçimleri aracılığıyla sürekli yeniden üretilen yaşayan bir [dinî] inanç ve buna dayalı sosyo-kültürel sistem olarak ele almaktadır. 

Ona göre; Aleviliği anlamak, yalnızca inanç esaslarını, ibadet biçimlerini veya kurumsal yapılarını incelemekle sınırlı tutulamaz. 

Alevi topluluklarının kendilerini nasıl tanımladığı, geçmişlerini nasıl hatırladığı, kutsalla nasıl ilişki kurduğu, toplumsal düzenlerini hangi değerler üzerinden inşa ettiği ve değişen koşullar karşısında kimliklerini nasıl ve yeniden oluşturduğu, Alevi antropolojisinin temel araştırma alanları arasında yer almaktadır.

Onun perspektifinden hareket eden bir çalışma, “Alevi dinî otoritesi”nin kuruluşunu, meşruiyet kaynaklarını ve toplumsal dönüşümler karşısındaki yeniden yapılanma süreçlerini incelemektedir.

Burada, “dinî otorite”, tek bir kurumun veya kişinin değişmez statüsünün dışında; tarihsel bellek, bilgi aktarımı, ritüel yeterlilik, toplumsal kabul ve sembolik temsil ilişkileri içerisinde sürekli kurulan “dinamik süreç” olarak değerlendirilmektedir.

O nedenle, Alevi antropolojisinin temel sorusu, ve “Aleviliğin gerçek temsilcisi kimdir?” sorularından ziyade; “Alevi toplulukları kimliklerini, belleklerini ve otorite biçimlerini hangi toplumsal pratikler, ritüeller ve ilişkiler aracılığıyla nasıl ve yeniden üretmektedir?” sorusudur.

* * *

Alevilikte önemli bir otorite biçimi olan dedelik kurumu, sadece soy ilişkileri veya ocak bağlantısı üzerinden açıklanamaz.

Dedelik; tarihsel süreklilik, erkân bilgisi, ritüel yetkinlik, ahlâkî temsil, toplulukla kurulan ilişki ve kabul süreçleri üzerinden meşruiyet kazanan çok boyutlu bir otorite biçimidir.

26 Temmuz 2026 Pazar

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi : Emic ve Etic Yaklaşım, Metodolojik Çerçeve - IV

[İsmail Engin] Alevi antropolojisinin metodolojisi, merkezinde yer alan “emic” - “etic” ayrımı, inanç pratiklerinin, kültürel olguların araştırmacının dışsal kategorileriyle mi yoksa topluluk üyelerinin kendi anlam dünyaları üzerinden mi incelenmesi gerektiği, inancın - kültürün nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin uzun süreli tartışmalarla yakından ilişkilidir.

Günümüzde Alevi antropolojisinin önemli metodolojik problemlerinden biri tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır:

“Alevilik, Alevilerin kendi kavramsal dünyasından hareketle nasıl anlaşılabilir ve bu içeriden bilgi üretimi nasıl [eleştirel] bir antropolojik analize dönüştürülebilir?”

Emic kavramı, Kenneth L. Pike [1912-2000] tarafından 1954’te dilbilimdeki phonemic ve phonetic ayrımından hareketle geliştirildi.

“Phonetic” yaklaşım, sesleri araştırmacının geliştirdiği evrensel kategorilerle incelerken, “phonemic” yaklaşım belirli bir dil topluluğunun hangi ses farklılıklarını anlamlı kabul ettiğini araştırmaktadır.

Bu ayrım, kültür çalışmalarına uygulandığında “emic”, bir kültürel sistemin o kültürün üyeleri tarafından nasıl sınıflandırıldığını ve anlamlandırıldığını; “etic” ise araştırmacının geliştirdiği karşılaştırmalı ve analitik açıklamaları ifade etmektedir.

Kenneth L. Pike açısından söz konusu iki yaklaşım, birbirinin karşıtı değil, kültürü farklı düzeylerde anlamayı sağlayan tamamlayıcı yöntemlerdir.

Bununla birlikte, Pike tarafından geliştirilen kavramsal çerçeve, özellikle Marvin Harris [1927–2001] tarafından ciddi biçimde eleştirildi.

* * *

Marvin Harris, Annual Review of Anthropology’de 1976’da yayımlanan “History and Significance of the Emic/Etic Distinction” adlı hacimli makalesinde ve yanı sıra 1979’da yayımlanan “Cultural Materialism: The Struggle for a Science of Culture” [Random House, New York, 1979] adlı eserinde, kültürel materyalizm yaklaşımıyla “emic” bilgilerin önemini kabul etmekle birlikte, bunların tek başına bilimsel açıklama için yeterli olmadığını ileri sürdü.

İsmail Engin : Yeni Parti Programında Aleviler

[İsmail Engin] 24 Temmuz 2026 tarihinde kurulan Yeni Parti, aynı gün kamuoyuna “Ortak Gelecek için Yeni Parti Programı”nı da açıkladı. “İçindekiler” bölümü hariç 38 sayfadan oluşan program, “Değişim Çağrısı”, “Demokrasi, Yönetim ve Adalet”, “Kalkınma ve Ekonomi”, “Sosyal Devlet” ile “Dış Politika, Güvenlik ve Dirençlilik” başlıklı beş ana bölümden meydana geliyor.

Programın ilk bölümü olan “Değişim Çağrısı” [ibid, 1-5], “Türkiye kadim tarihi”ne yapılan vurgu ile başlıyor. Bu bölümde toplam 15 kez “kara düzeni değiştireceğiz” söylemi öne çıkarılıyor ve partinin temel siyasi iddiası şu ifadelerle ortaya konuluyor:

“Yolumuz uzundur, mücadele zorludur biliyoruz. Bu düzen kendiliğinden değişmeyecek, biliyoruz. Biz değiştireceğiz. Hep birlikte değiştireceğiz. Yola çıktık. Bu kara düzeni değiştireceğiz." [ibid, 5]

Program, “Demokrasi, Yönetim ve Adalet” başlıklı ikinci bölümünde [ibid, 6-12] demokratikleşme, hukuk devleti ve kurumsal reformlara odaklanıyor.

Burada; “Demokratik Yönetim Reformu”, “Demokrasi, İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü”, “Dijital Demokrasi, Medya ve Bilgi Hakkı”, “Adaletin Tesisi”, “Siyasal Özgürlük İçin Hukuki Güvenceler”, “Anayasal Denetim ve Kurumsal Hukuk Devleti”, “Ayrımcılıkla Mücadele ve Çoğulculuk”, “Aktif Yurttaşlık ve Örgütlü Toplum”, “Demokrasi ve Siyasi Partiler”, “Yolsuzlukla Mücadele, Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik” ile “Yerellik ve Yerinden Yönetim” başlıkları altında kapsamlı bir çerçeve sunuluyor.

25 Temmuz 2026 Cumartesi

İsmail Engin : Neler oluyor bize?

[İsmail Engin] Hayır... Bu alışılmışın aksine, bir şarkı sözü değil.

Lafım, kendisini "sosyal demokrat" ya da "demokrat" olarak tanımlayanlara...

"Helâlleşeceğiz" denildi! 

Kucaklayıcı, umut veren bir vaatti; lâkin, anlaşılan o ki, helâlleşmenin de bir sınırı varmış. Aynı yolda yürürken kardeş sayılanlar, yollar ayrılınca meğerse helâlleşmenin dışındaymış, kanlı bıçaklıymış?

Bir partinin logosunu "rakı şişesi"ne benzetmekle siyaset yapıldığı sanılıyor. Varsayalım ki, benziyor. Bunun memleketin hangi sorununun çözümüne bir katkısı bulunuyor?

Hukuk daha sözünü söylemeden insanlar suçlu ilân ediliyor. Mahkemeler karar vermeden, İddianâmeler tamamlanmadan, ekranlarda ve sosyal medyada hükümler kuruluyor. Masumiyet karinesi, alkış veya koltuk uğruna göz ardı ediliyor, akla bile gelmiyor. 

Akıl dumura uğruyor.

Bir yanda, tarot falıyla siyaset yorumlayan milletvekilleri... 

Diğer yanda, harflerin gizeminden siyasî sonuçlar çıkaran sözde analistler, gazeteciler... 

24 Temmuz 2026 Cuma

İsmail Engin : Alevi Antropolojisinde Metodolojik Çerçeve - III : Bir Ön Hazırlık

"phonemic" vs "phonetic"

Kenneth Lee Pike [1912 - 2000] antropoloji alanına önemli katkılar sundu: "emic" ve "etic" kavramlarını geliştirdi. 

1954'te Pike tarafından ortaya atılan bu iki terim, günümüzde antropologların terminolojisinde yaygın biçimde kullanılıyor. 

Karl J. Franklin 1997'de "K. L. Pike on Etic vs. Emic: A Review and Interview"de işaret ettiği üzere; "emic" ile "etic" arasındaki ayrım antropolojik analiz açısından son derece işlevsel kabul ediliyor. 

Ve artık uzunca bir süredir antropologlar, farklı kültürel grupların gerçekliği nasıl algıladıklarına ilişkin içgörüleri, disiplinlerinin temel kavramsal araçlarından biri olarak değerlendiriyor.

"emic" / "etic" ayrımı, farklı kültürleri kendi bağlamları içinde anlamaya yönelik yaklaşımın kuramsal temelini oluşturuyor. 

Antropologlar da büyük ölçüde, "emic" ve "etic" perspektiflerini birbirinden ayırt edebilme konusundaki uzmanlıkları sayesinde güçlü çalışmalar üretebiliyorlar.

Kenneth Lee Pike, Marvin Harris [1927 - 2001] tarafından kavramsal anlamda ciddi şekilde eleştirildi. 

Thomas N. Headland [1935–2024] "American Anthropologist"te 2001'de kaleme aldığı "Kenneth Lee Pike (1912-2000)" biyografisinin "Pike's Contribution to Anthropology" kısmında da [p. 507]  bahsettiği üzere:

22 Temmuz 2026 Çarşamba

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi Bağlamında Alevilerin Anlam Dünyasının İncelenmesi ve Clifford Geertz’in Yorumlayıcı Yaklaşımı : Metodolojik Çerçeve - II

[İsmail Engin] Endonezya’nın Java (1952-54, 1984, 1986, 1999) ve Bali (1957-58) adalarında alan araştırmaları yapan antropolog Clifford Geertz, [1926 – 2006], “yorumlayıcı antropoloji”nin [“Interpretive Anthropology”] en önemli temsilcisidir. 

1966’da M. Banton editörlüğünde hazırlanan “Anthropological approaches to the study of religion” [Tavistock, London] adlı eser için kaleme aldığı 46 sayfalık “Religion as a Cultural System” adlı makalesi ile 1971’de yayımlanan “Islam Observed - Religious Development in Morocco and Indonesia” [University Of Chicago Press, Chicago] ve 1973’te yayımladığı “The Interpretation of Cultures - Selected Essays” [ Basic Books, New York] adlı çalışmaları, antropoloji dünyasında önem taşımaktadır. 

Geertz, alan araştırmalarından hareketle, kültürü kataloglanacak davranışlar kümesi olarak değil, “yorumlanacak bir anlam ağı” olarak okumanın kendine özgü yolunu şekillendirdi. “Public meaning”in inşasında sembollerin rolüne odaklanan bir çerçeveye oturttuğu “sembolik antropoloji”nin de savunucusu oldu. 

Geertz, “The Interpretation of Cultures - Selected Essays” [1973] adlı eserinde, insanların “kültür” adı verilen kendi ördükleri “anlam ağları”nda [“webs of significance”] asılı durduğunu ifade etti ve kültürü, insanların yaşam hakkındaki bilgilerini ve tutumlarını ilettikleri, sürdürdükleri ve geliştirdikleri sembolik biçimlerde ifade edilen, miras alınan kavramlar sistemi olarak tanımladı. 

Ona göre, din, daha geniş kültürel ağ içindeki en güçlü alt sistemlerden biridir. Derinden gömülü bulunduğu ve şekillendirildiği - şekillendirdiği kültürden ayrı değildir. Semboller sistemi olarak din; ruh halleri ve motivasyon oluşturup, varoluşun genel düzenini formüle edip, kavramları gerçeklik havasıyla sarıp, duyguları ve motivasyonları benzersiz şekilde gerçekçi kılmaktadır. Bu bağlamda ritüel, dünya görüşü ve ahlâk anlayışının gerçekten buluştuğu ve birbirini güçlendirdiği yerdir. Ritüelde insanlar sadece kutsal olanı düşünmez; onu canlandırır, hisseder ve inançları güçlenmiş olarak sıradan hayata dönerler. 

20 Temmuz 2026 Pazartesi

İsmail Engin : Alevi Antropolojisinin Metodolojik Çerçevesi

[İsmail Engin] Alevilik üzerine yürütülen antropolojik araştırmalar uzun süre, Aleviliğin hangi dinsel kategori içinde değerlendirilmesi gerektiği sorusu etrafında şekillenmiştir. Aleviliğin İslam’ın [heterodoks] bir yorumu mu, bağımsız bir tarihsel inanç sistemi mi veya farklı geleneklerin birleşiminden oluşan bir yapı mı olduğu yönündeki tartışmalar, araştırmaların önemli bir bölümünü belirlemiştir.

Yaklaşımların ortak noktası, çoğu zaman araştırma problemini Aleviliğin “özü”ne yöneltmeleri; buna karşılık Aleviliğin hangi yöntemlerle incelenmesi gerektiği sorusunu ikincil konuma bırakmalarıdır. 

Antropolojik açıdan temel mesele, Aleviliğin belirli bir kategoriye yerleştirilmesinin ötesinde; bu kategorilerin hangi tarihsel ve siyasal koşullarda üretildiğinin, nasıl meşrulaştırıldığının ve topluluklar tarafından nasıl yeniden yorumlandığının incelenmesidir.

O nedenle, Alevi antropolojisinin temel amacı, Aleviliğin değişmez bir özünü ortaya koymaktan ziyade; tarihsel oluşumunu, ritüel pratiklerini, kolektif belleğini ve toplumsal ilişkilerini birlikte açıklayabilecek bir metodolojik yaklaşım geliştirmektir. 

Alevilik, tek bir tarihsel kaynağa indirgenebilecek durağan bir yapı değildir; farklı dönemlerde dinsel, ideolojik - siyasal ve sosyo-kültürel süreçlerin etkileşimiyle şekillenen tarihsel bir oluşumdur.

Alevi antropolojisi, bu çok katmanlı yapıyı açıklamak için, köken arayışından çok oluşum süreçlerine, doktriner yaklaşımlardan toplumsal pratiklere ve sabit kimlik anlayışlarından ilişkisel kimlik analizlerine yönelir. 

17 Temmuz 2026 Cuma

İsmail Engin : Alevi Antropolojisi - Bellek, Yol, Erkân ve Toplumsal Yeniden Üretim Üzerinden Aleviliği Anlamak

[İsmail Engin] Alevilik üzerine yürütülen tartışmaların temel açmazlarından biri, onu önceden tanımlanmış dinsel, kültürel veya siyasal kategoriler içine yerleştirme eğilimidir.

O nedenle, Alevilik, kimi zaman İslam içindeki “mezhepsel bir yorum - tasavvufî bir yapı veya eğilim”, kimi zaman Anadolu’nun “kadim kültürel mirası”nın devamı, kimi zaman ise modern dönemde şekillenen bir “kimlik hareketi” olarak tanımlanmaktadır.

Yaklaşımların her biri Aleviliğin belirli yönlerini açıklama gücüne sahip olmakla birlikte, Alevi topluluklarının tarihsel deneyimini, kendi anlam evrenlerini ve toplumsal yeniden üretim süreçlerini tek başına açıklamaya yetmemektedir.

Alevilik kuşkusuz bir “inanç sistemi”dir; ve fakat, yalnızca doktriner ilkelerden oluşan bir dinî yapı değildir. Aynı zamanda, tarih boyunca farklı topluluklar tarafından üretilen, aktarılan, yorumlanan ve yeniden kurulan kolektif bir bellek, ahlâkî bir yaşam düzeni ve özgün bir toplumsallık biçimidir.

Aleviliği anlamak, yalnızca inanç esaslarını veya teolojik sınıflandırmaları incelemekle sınırlı kalamaz; ritüellerin, sembollerin, anlatıların, otorite biçimlerinin ve gündelik pratiklerin nasıl işlediğini de araştırmayı gerektirir.

Bu çerçevede “Alevi antropolojisi”, Aleviliği bağımsız bir antropoloji alt disiplini olarak tanımlama iddiasından ziyade, Alevi dünyasını kendi tarihsel deneyimleri, kavramları ve anlam sistemleri üzerinden çözümlemeyi amaçlayan eleştirel bir antropolojik perspektifi ifade eder.