Bu Blogda Ara

2 Aralık 2014 Salı

İzzettin Doğan - Türkiye'de Alevi Bir Önder

Türkiye'de Alevi Bir Önder[1]

Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz
[Yunus Emre]

[© İsmail Engin] 1940 yılında Malatya Kırlangıç köyünde doğdu.[2] Babası Ağuiçen / Ağuçan Ocağı'ndan -ki Alevî inancına göre kökeni Muhammed'e ve Ali'ye giden 12 İmamlardan İmam Zeynel Abidin'e kadar ulaşan bir soy zincirini kapsar- Hüseyin Doğan dede, annesi Baba Mansur Ocağı'ndan Seyit Süleyman dedenin kızı Elif Ana'dır. Orta ve lise öğrenimini İstanbul'da Galatasaray Lisesi'nde yaptı. 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde "Devletler Umumi Hukuku" asistanı oldu. Birleşmiş Milletler bursuyla bir müddet İsviçre Cenevre ile Fransa Nancy'de akademik çalışmalar yaptı. "Devletin Milletlerarası Andlaşmalardan Doğan Hak ve Borçlara Halefiyeti Sorunu" konulu teziyle (ki o bu çalışmasında, bir devlete ait belirli bir toprak parçası üzerinde yeni bir devlet doğduğunda oluşan sorunları ele almış; mevcut devletin parçalanarak ortadan kalkması sonucunda kapsadığı sınırlar içerisinde birden çok devletin ortaya çıkması sonucunda oluşan federasyon tipi üzerinde durmuş; ağırlıklı olarak yeni devletin kendisinden önceki devletin yapmış bulunduğu andlaşmalara bağlı olup olmayacağı ve bu konuda milletlerarası hukukta mevcut bir kuralın bulunup bulunmadığını soruşturmuştur) "hukuk doktoru"; 1976'da yine aynı üniversitenin Hukuk Fakültesi'nde hazırladığı "Türk Anayasa Düzeninin Avrupa Toplulukları Hukuk Düzeniyle Kaynaşması Sorunu" teziyle (o gün için, 1961 anayasasına sahip olan Türkiye'nin, Avrupa Toplulukları ile yasal alanda doğabilecek sorunları ve çözümlerini, bu çalışmasında irdelemiştir) doçent oldu. 1994'ten itibaren Galatasaray Üniversitesi'nde profesördür.

16 Eylül 2014 Salı

Çelebi

'Çelebi' - karışık teknik,
~ 1969 /
Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[İsmail Engin] Gölge oyunu Karagöz'de yer alan bir figürdür.

Karagöz oyununun en eski, klasik ve tanınmış kişiliklerindendir.

Farklı oyunlarda farklı karakterlerde, kişiliklerde görülür:

'Çivi Baskını', 'Kütahya', 'Yalova' adlı oyunlarda alelade bir zamparadır.

'Hamam', 'Bahçe', 'Meyhane' adlı oyunlarda Hacivat'ı vekili olarak tayin eder...

'Ters Evlenme'de sarhoş kardeşini evlendirmeyi düşünen hayırlı bir kardeştir.

'Mandıra' oyununda cebinde beş parası olmayan züğürt bir züppedir.

'Kanlı Nigâr'da kadınların parasıyla geçinen bir içgüveysidir.

Saz şairleri arasında bir yarışma düzenleyecek kadar 'sanat âşığı'dır. Kibar aile çocuğudur. İstanbul efendisi ağzıyla konuşur. Gençtir.

Karagöz oyununa bu tiplemenin ne zaman girdiği tam olarak bilinmez. Ancak, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nde 'Hoppa', 'Mirasyedi Çelebi', Devranî Çelebi'den bahsedilir...

Her Karagözcü, kendine göre 'Çelebi' adına eklemeler yapar: 'Hoppa Bey', 'Züppe', 'Zampara', 'Şık'... gibi.

Bazan 'Rezakizâde', 'Kınapzâde', 'Zaterbey', 'Üsküdarlı Gelenbevizâde Fatin', 'Firüzan Bey'... olarak da adlandırılır.

En eski 'Çelebi' tasvirleri kostüm olarak 18. yüzyıla kadar geriye götürülebilir. Bu tasvirlerde 'Çelebi'de uzun yenli, üstü yeşil kaplı kürk; sarı kuşaklı kırmızı bir entari vardır. Keza, başında açık renkli bir serpuş, ayaklarında sarı cedik papuçlarıyladır. Bir elinde kırmızı bir lale, diğer elinde hasır bir yelpaze bulunur.

Bütün 'Çelebi' tasvirlerinde, elinde mutlaka bir çiçek olmaktadır. Tanzimat'a kadar lale, Tanzimat'tan itibaren bu çiçek güldür. Zamanla gülün yerini de bir çiçek demeti alır. II. Abdülhamid ve Meşrutiyet dönemlerinin 'Çelebi'sinde çiçekle birlikte eldiven, baston ve şemsiye de kıyafetin bir parçasıdır...[İsmail Engin, 18 mart 2011, KaKuTS - KanalKultur]

Ayrıca bkz. Sabri Esat Siyavuşgil: "The Karagöz" La Turquie Kemaliste 30 (1939): 36-46; Sabri Esat Siyavuşgil: Karagöz. Maarif Vekilliği, [Ankara] 1941; krş. Metin And: "Karagöz ve Ortaoyununda Kişiler ve Kişileştirme" Türk Dili 16 (1967) 184-186.

14 Eylül 2014 Pazar

Ya Ali Ya Fettâh - 19. yüzyıl (H.1222, M.1807 / 1808) hat örneği

Hat - "Ya Ali Ya Fettâh",
19. yüzyıl (H.1222, M.1807 / 1808);
Esseydü Mustafa (ölm. H.1228, M.1813)
tarafından yapılmış
/ Türk-İslam Eserleri Müzesi,
Edirne (2009) [Foto: İsmail Engin]

Ya Ali Ya Fettâh - 19. yüzyıl (H.1222, M.1807 / 1808) hat örneği

Esseydü Mustafa ya da Esseyid el hacc Mustafa (ölm. H.1228 / M.1813): Yazılarına Edirne'de Eski Camii'de ve Selimiye Camii hünkâr mahfilinin altındaki duvarlarda rastlanır...

1 Ağustos 2014 Cuma

Ön-Asya Etnografyası - Köseler'de Gelin Elbisesi (~ 1960)

Ön-Asya Etnografyası
- Geleneksel Kültürde Kadın:
"Köseler'de Gelin Elbisesi"
- Köseler, Kıbrıscık - Bolu (~ 1960)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

Köseler'de Gelin Elbisesi: Gelinin ayaklarında lastik mes vardır. Kırmızı basmadan uzun 'gök' veya yeşil renkli ipekli bir entarinin üzerine 3 etekli 'bindallı' ve onun da üzerine 'firmani' giyer. Saçı ince örgülüdür. Başında dört köşeli fesli takke, 'depellik' bulunur. Buna 'çember çalı' da denir. Onun üzerine 'gök' veya yeşil çember ile kenarları dikilmiş 'kırmızı ipekli' bağlanır. 'Kırmızı ipekli' ön tarafta, 'gök' veya yeşil çember orta tarafta olmalıdır... Alında 'pullu' denilen boncuk ve pulla kaplı, ortası 'aynalı' bez bağlıdır. Bunların ardından başlığın üzerine de pullarla ayyıldız süslemeli, beyaz patiskadan 'çar' denilen bir örtü örtülür...

Köseler Köyü, Sünnidir.

Köy halkının kökenleri Kırım Tatarlarına veya Kırgızlara dayanır...

Köyde 'tay-geldi', 'paralel kuzen', 'çapraz kuzen' evlilik türlerine rastlanır.

'Cemaat tipi' aile egemendir...

31 Temmuz 2014 Perşembe

Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Sandukalar Üzerine

İsmail Engin] Bilindiği üzere, Seyyid Mahmud Hayrani (ölm. 1268), Doğu Anadolu'da yer alan Alevi Ocakları üzerinde, bilhassa Baba Mansur ve Kureyşan Ocağı üzerinde derin bir etkiye sahiptir.

Seyyid Mahmud Hayrani'nin kişiliğinin gizemli olup olmadığı bugün bile tartışılmaktadır. Günümüzde Akşehir'de türbesi bulunan ve döneminin Akşehir Kadısı olan Seyyid Mahmud Hayrani, kimi zaman sandukasında bulunan beyitler vasıtasıyla ya da kimi Mevlevi kaynaklarında ve özellikle Menakıb-ül Arifin'de Mevlevi, kimi zaman Nakşibendi ve devamında türbesinin haziresinde bulunan "Er-Rıfai" ünvanlı mezar taşları ve sarığa bağlı örülü saçlar nedeniyle Rıfai, olarak nitelendirilir. Açarsak: Ahi bin Seyyidi Hasan tarafından Farsça olarak kaleme alınan H. 840 tarihli bir Rıfai Tarikatnamesi'nde, Mahmud Hayrani'nin adı geçtiği gibi, Rıfailikte yaygın olan saçlarını örüp sarığa bağlama geleneğinin ondan kaldığı kaydedilir. Bununla birlikte Mahmud Hayrani'nin torunu kabul edilen Seyyid Ali de Rıfailikle ilişkilendirilir...

Bununla birlikte, Hacı Bektaş Velâyetnâmesi'nde, birlikte hareket ettiği Mevlevi dervişleri nedeniyle Mevlevi olduğu düşündürülen Hayrani, Doğu Anadolu Aleviliğinin önemli şahsiyetlerinden biridir.

* * *

Genelde sözel geleneğe yönelmiş Alevilik araştırmalarında, "havanda su dövülürken", hasbelkader bile, (varsayılan "sır"rı parçalayan) "somut" kültür ve inanç ürünleri bilinmiyor veya ihmal edilmiş görünmektedir:

Örneğin, Beytekinler'den Erbil Atabeyi Muzaffer el-Din Gökböri adına 1200 yılında Erbil'de darb edilen sikke üzerinde aslana binmiş bir figür görülmektedir. Yine, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan, Nasreddin Artuk Aslan adına 1209 yılında Diyarbakır'da darb edilmiş bir Artuklu sikkesinde yer alan, yılan / ejder kuyruklu bir aslana binen figür, bu meyanda önemlidir. Aynı müzede bulunan ve Nasreddin Mahmud Aslan adına Hasankeyf'te darb edilmiş 1218 tarihli bir başka Artuklu sikkesinde, aslana binmiş bir figürün elinde hançer / kılıç ya da benzer bir obje görülmektedir. Benzer bir diğer sikke ise, Malatya Müzesi'nde bulunan ve Artuklu Dönemi'ne tarihlendirilen eserdir. Bu sikkede, diğer örneklerde olduğu gibi aslana binmiş bir figür görülürken; her üç Artuklu ve Beytekin sikkesindeki aslan üzerinde yer alan figürün elinde, bir nesne tuttuğu izlenimi bulunmaktadır. Ancak, tuttuğu varsayılan bu nesnenin bir kılıç mı, bir asa mı, bir yılan mı yoksa başka bir nesne mi olduğu, net olarak belli değildir. Genellikle Artuklu sikkelerinde görülen bu tür motiflerle ilgili olarak, kimi zaman Yunan ve Roma mitolojisinin tanrılarından, leopar üzerindeki Dionysos ile ilişkilendirilip, Antik Anadolu kültürü ile bağlantı kurulurken; kimi zaman ve yoğunlukla astrolojik anlamlar yüklenip Mars gezegeni ve "Koç Burcu" ile ilişkilendirilir.

13. yüzyıl Selçuklu sanatında hemen her alanda aslan figürlerine rastlamak olası iken, Paris'teki Nationale Bibliotheque'de bulunan "Metaliül Saade" adlı kitapta yer alan "Esed (Aslan) Burcu" tasvirinde, aslan üzerinde bir binici yer almaktadır. Daha çok "Şir-i Hurşid" motifi ile ilişkilendirilerek gücün sembolü olarak değerlendirilen bu resmin aksine, dönemin özellikle sikkelerinde ve mimari plastik eserlerinde yer alan Şir-i Hurşid motifinde, tek ya da çift aslan üzerinde bir güneş motifi görülür. Aynı kütüphanede bulunan, 1288 tarihli "Kitab-ı dakaik al-hakaik" adlı minyatürlü yazmada yer alan bir minyatürde, sultan ya da melik olabileceği düşünülen bir figürün, elinde bir yılan ve taç tutmuş şekilde aslana binerken tasvir edilir...

Keza, evkaf kayıtlarında; Konya ili, Akşehir ilçesindeki Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nde üç sanduka ile üç tabutun bulunduğu bilinmektedir. Bu tabutlardan 1911 yılında Türkiye dışına çıkarılan biri, bugün Kopenhag'da / København'da The David Collection / Davids Samling'de bulunmaktadır. 1911 yılında Akşehir Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi'nden Çinili Köşk'e getirilen sandukalar ile iki adet tabut da, İstanbul'da bulunan Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndedir ve 1915 yılında bu müzeye getirilmiştir.

17 Temmuz 2014 Perşembe

13 Temmuz 2014 Pazar

Almanya'da Müslüman Olmak: Ramazan da bizim Muharrem de bizim - Mannheim, 2014

Almanya'da Müslüman Olmak:
"Ramazan da bizim Muharrem de bizim"
© Foto: İsmail Engin, Mannheim, 2014

Almanya'da Müslüman Olmak:
"Ramazan da bizim Muharrem de bizim"
© Foto: İsmail Engin, Mannheim, 2014