Kapak ve dosya konusunun içeriğini Ali Balkız “Çağdaşlaşma ve Alevilik” [ibid, 8-9], Çetin Yetkin “Ha Kızılbaş ha Türk!” [ibid, 9], Baki Öz “Manicilik ve Alevi-Bektaşilikteki izleri” [ibid, 10-11], Nejat Birdoğan “Zorunlu bir yanıt – Batınilik ve Hasan Sabbah” [ibid, 12-14], Haluk Hepkon “Burçay Anger’e yanıt – Tarih gerçekten de hafiflik kaldırmaz” [ibid, 15], İlhan Cem Erseven “Budizm ve Bektaşilikte ortak motifler” [ibid, 16-17], Abdülbaki Gölpınarlı “Mevlevilik ve Bektaşilik” [ibid, 18-19], Yatağanoğlu Alimcan “Oğuzlardan Yatağan Mahmut Sultan” [ibid, 20-21], Niyazi Öktem “Bahailik ve ütopya” [ibid, 21], Bedri Noyan “Bektaşilikte dokunulmayan hayvanlar” [ibid, 22] başlıklı makaleleriyle doldurmaktadır.
Dergide imzasız kaleme alınan “Anadolu Alevilerinin genel görünümü” ile “Tarihte ve günümüzde Alevilik” başlıklı yazılar da vardır.
“Anadolu Alevilerinin genel görünümü” başlıklı yazıda [ibid, 6-7] “Anadolu Aleviliği” için;
“gerek yurdumuzda, gerekse kimi komşu ülkelerin bize teğet bölgelerinde yaşayan bir kesim toplulukların İslamlıkta ve Hıristiyanlıkta bulunmayan bir takım özelliklerle donanmış inanç ve tapınmalarının, özetle dinlerinin ortak adıdır” [ibid, 6]
tanımlaması yapılmakta; devamında şu görüşler ileri sürülmektedir:
“Sınırlarını çizdiğimiz bölgede yaşayan toplulukların inançlarının tümü birbirine eş değildir. Ortak ritleri olduğu gibi birbiriyle benzeşmeyen ritleri de vardır. (...) Bu nedenle Anadolu Aleviliği, bir federasyon da sayılabilir. (...) Söz gelimi; kökenini Şaman dininden alan bir rit, Zerdüşt etkisinde kalan Kürt/Zaza topluluklarına zamanla geçmiş görünmektedir. Adak ağaçlarına bez bağlama bu etkinin tipik örneğidir.
(...) Ele aldığımız inanca ‘Alevilik’ adının verilmesi yuvarlak olarak yüz yıllık bir olgudur.” [ibid, 6]
Yazıda, Anadolu Alevilerinin etnik olarak Türk, Kürt, Arap Alevileri şeklinde üçe; “dinsel yönetimleri bakımından” Dedelerle yönetilenler, Bektaşiler – onlar da köy ve kent Bektaşileri şeklinde sınıflandırılmış –, Babalılar şeklinde yine üçe ayrıldıkları ifade edilmektedir. [ibid, 6-7]
“Tarihte ve günümzde Alevilik” başlıklı yazıda, Nejat Birdoğan’a kapak konusunun hazırlanmasında yönlendirici katkıları nedeniyle teşekkür edilmektedir. [krş. ibid, 6]
Ali Balkız, “Çağdaşlaşma ve Alevilik” başlıklı yazısında [ibid, 8-9]; uygarlık ve gelişimi üzerinde durduktan sonra bu bağlamda Aleviliğin yerini irdelerken, Aleviliğin tanımı yapmakta ve onu oluşturan öğelere dikkat çekmektedir:
“Alevilik bir inançlar sistemi olmaktan çok, bir yaşam biçimidir. Doğayı, dünyayı, toplumu ve bireyi anlama ve yorumlama biçimidir. Bireyin bireyle, bireyin toplumla olan ilişkilerini düzenleyen kurallar toplamıdır. ‘Öteki dünya’yı değil bu dünyayı, mitleri değil insanı esas alan, insanı, düşüncenin ve eylemin merkezine koyan, üretimi, üleşimi örgütleyen, sonsuzluktan öncesini ve sonrasını değil, bugünü çözümleyen bir sistemdir. Yerleşik, geleneksel, tutucu, doğmatik değil, günceldir, zamandaştır. Osmanlı değildir. Arap hiç değil, daha çok değil, en çok Türk’tür. Biraz da Kürt. Anadolu halkının, Orta Anadolu halkının yaşama biçimidir. (...)” [ibid, 8-9.]
Baki Öz, “Manicilik ve Alevi-Bektaşilikteki izleri” başlığında Manicilik ile Türkler ve İslamiyet üzerinde bilgiler verdikten sonra Alevi-Bektaşi ahlakında ve törenlerindeki – söylencelerindeki “Manici etki”yi ele almaktadır. [ibid, 10-11] Ona göre Manicilik, “önemli ve derin izler” bırakmakla birlikte “ana kaynak olmaktan çok, bir yan (tali) kaynak ve etkendir.” [ibid, 11]
İlhan Cem Erseven, “Budizm ve Bektaşilikte ortak motifler”de [ibid, 16-17] Buda öğretisi ile Bektaşilik arasındaki ilintiyi, Budizmdeki “üç sepet” Bektaşilikteki “dört kapı” karşılaştırmasıyla irdelerken, Maniheizm ile Bektaşilik arasındaki geçişkenliğin altını çizmektedir.
Abdülbaki Gölpınarlı’ysa, “Mevlevilik ve Bektaşilik” [ibid, 18-19] adlı makalesinde;
“Horasan erenlerinden feyz alarak meydana gelen Mevleviliğin, aynı tarzda ortaya çıkan aynı kaynaktan feyz alarak bünyeleşen tarikatlarla müspet bir ilgisi olmasından daha tabi bir şey olmaz ve bu tarikatların başında Bektaşilik gelir” [ibid, 18]
görüşünden hareketle, “Suyun Kan Olması” motifi, “Hacı Bektaş Velayetnemesi’nde Mevlana”, “Mevlana ve Şems” konularını açarak “Mevlevilik ve Bektaşilik Arasındaki Farklar”ı da ortaya koymaktadır.
Yatağanoğlu Alimcan, “Oğuzlardan Yatağan Mahmut Sultan” [ibid, 20-21] adlı çalışmasında, Manisa’daki “Yatağan Mahmut Sultan” hakkında bilgiler verirken, vakfıyesinden söz etmekte, icazetnamesini örneklemektedir. Osmanlı – Safevi tarihinin ilgi çekici bir durumuna da değinmekte; şu hususu ileri sürmektedir:
“Anlaşıldığına göre Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail’e savaşa giderken, Yatağan Mahmut soyunun elinden araziyi almış. Fakat Anadolu’daki diğer Alevilere yaptığını (40 bin Aleviyi katlettiğisöylenir) Yatağan’da yapmamış, kimseyi öldürmemiş. Bunun kanıtı, zaviyeye ve zaviyeye ait bazı arazilere dokunmamasıdır.” [ibid, 20]
Yatağanoğlu Alimcan, ayrıca belirtmektedir:
“Yatağan Mahmut’la beraber gelen erenlerin bazılarının yatırları bölgede bugün de ziyaret yeridir. Bunlar; Martla (Mert) Dede, Kalburca Dede, Dedecik, Lokmacı, Ciyerci, Yaren vs. Bu yatırların hiçbirinde yazı olmadığı gibi tarih de yok. Bu ziyaretgahlar bilhassa Hıdırellez günleri ziyaretçilerle dolar taşar. Canlar orada kurban keserler. Dem alırlar. Nefes söylerler. Bu yatırların tümü ormanlık sahadadır.” [ibid, 20]
Niyazi Öktem, “Bahailik ve ütopya” [ibid, 21] başlıklı yazısını;
“Bahailik ile Anadolu Aleviliği ve İran Şiası arasında ilginç bir ortak payda mevcuttur. Aynı bölgedeki din ve değişik din yorumlarının birbirlerini etkilemesi kadar doğal bir şey olamaz. Bahailiğin kurucusu Bahaullah’ın gelişini açıklayan Bab adındaki zat, Bahailere göre Mehdi’dir, 12. İmamdır.” [ibid, 21]
görüşüyle temellendirmektedir. | @ismailenginhd [12.04.2026]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder