[İsmail Engin] “Alevi antropolojisi” açısından geleceğin Aleviliğini tartışırken, Aleviliği bir inanç sistemi ve ritüeller, akrabalık, ocak ilişkileri, bellek, mekân, müzik, cem, gündelik hayat, göç ile kimlik siyaseti üzerinden “yeniden üretilen inanç odaklı bir kültürel dünya” olarak ele almak; “Alevilik değişecek mi?”den ziyade, “Alevilik değişirken neyi Alevilik olarak koruyacak?” sorusu üzerinde durmak gerekiyor.
Öncelikli olarak; ocak merkezli yapıdan bireyselleşmiş
Aleviliğe doğru geçiş yaşanırken geleneksel Alevi toplumsallığında ocaklar,
dedeler, taliplik, musahiplik ve yerel ilişkilerin belirleyiciliği ön
plândayken, kentleşme ve özellikle Avrupa diasporasının bu yapıyı önemli ölçüde
dönüştürdüğü ifade edilmelidir.
O hâlde, gelecekte;
Dedeliğin daha fazla sembolik / kültürel bir otoriteye dönüşebileceği; cemlere
katılımın, ocak ve taliplik bağından bağımsızlaşabileceği; “Alevi” olmanın
giderek kişisel bir kimlik ve etik tercih haline gelebiliceği; geleneksel
topluluk denetiminin yerini derneklerin, vakıfların, kültür merkezlerinin ve
dijital toplulukların alabileceği öngörülebilir..
Bunların birinin, ikisinin veya hepsinin gerçekleşmesi,
Aleviliğin ortadan kalkması anlamına gelmemekte; cemaat merkezli Aleviliğinden
kimlik Aleviliğine doğru bir kayma anlamına gelebileceğine işaret etmektedir..
Ve, “inanç mı, kültür mü?” ikileminin önemini yitirebileceği
söylenebilir. Alevilerin önemli bir bölümü kendisini “inanç”, bir bölümü
“kültür”, bir bölümü ise her ikisinin birleşimi üzerinden tanımlıyor. Antropolojik
açıdan ilginç olan, bu kategorilerin birbirini dışlamak zorunda olmamasıdır. Geleceğin
Aleviliğinde şu tür bir sentez ortaya çıkabilir: Alevilik; inancını, ahlâkını,
ritüelini, tarihsel belleğin ve kültürel kimliğin hepsini içerecek şekilde
yorumlanabilir. Buradan hareketle; “Alevilik bir din midir?” sorusundan çok, “Aleviler
Aleviliği hangi pratikler aracılığıyla yeniden üretiyor?” sorusu daha
açıklayıcı olabilir.