Bu Blogda Ara

28 Ağustos 2025 Perşembe

İsmail Engin : Ocak Dağılır, Alevilik Çözülürken [Video]

İsmail Engin : Ocak Dağılır, Alevilik Çözülürken, 2'53'' [28.08.2025]

(...) şimdi dede yalnız, talip yitik. Dede sessiz, talip bağsız; her biri bir uçta, biri diğerine hissiz ve yabancı. Kimi zaman küs, çoğu zaman suskun… Yol, takatsiz. Bir zamanlar el eleydiler; sözde, lokmada, sırda birdiler. Dede ocaktı, talip köz. Yol'a değil, kendi yollarına savruldular. Ve yine şimdilerde, dernekler güçsüz, sanki kabuk, içinde boşluk, dışında gurur. Ocaklar dağılmış. talip başka yerde, dede başka yerde. Erkân yetim, terazi dengesiz. Yol, eksik! Ve görülüyor ki, gelen “Rönesans” dedikleri, bir diriliş değil, dağılmanın sızısı:

27 Ağustos 2025 Çarşamba

İsmail Engin : Cumhuriyet ve Alevi - Kim Devlet Alevisi, Kim Devlet Alevisi Değil? - Alevi Açılımı [Video]

İsmail Engin : Cumhuriyet ve Alevi - Kim Devlet Alevisi, Kim Devlet Alevisi Değil? - Alevi Açılımı, 2'54'' [27.08.2025]

https://youtube.com/shorts/XJdMh4eZMAs

Cumhuriyet geldi, bir inanç dikti devletin bağrına: Adı konmadı, ama belli; imamı atandı, müftüsü tayin edildi, okulu kuruldu, sonra dersi zorunlu kılındı. Bir din… devletin resmi harcında yoğrulan, kanunla şekillenen, cami minaresinden konuşan. Ve Alevi... dışında bırakıldı bu sistemin. ama serbest de kılınmadı; ibadet edenler, mahkeme kapılarında sayıldı. Kimi cezalandırıldı, kimi susturuldu, kimi tarihten silinmekle tehdit edildi. Devlet mühür vurmadı şecerelere, Ocakların ocağına su serpti. Zaviyeler kapandı, vergiden düşen imtiyaz kalktı. "Alevi, sen artık hürsün," dediler, ama bir zindanın içindekine:

İsmail Engin : Üçüncü Cumhuriyet ile Aleviliğe a-politik ve a-poletik bir bakış - Bir seyr-i sülûk türküsü [Video]

İsmail Engin : Üçüncü Cumhuriyet ile Aleviliğe a-politik ve a-poletik bir bakış - Bir seyr-i sülûk türküsü 2'59'' [26.08.2025]

https://youtube.com/shorts/AICygg6que4

- Alevi Açılımı - Zamanın rüzgârı değişti. Siyasetçi artık "devlet adamı", mapushane sakini ve âkili ise "kurucu önder"... Hep birlikte Âkil adam masasında, Devletle yan yana, kol kola omuz omuza kararlar alınıyor. Birinci Cumhuriyet? Şimdilerde sadece arşiv tozlarında, "yasakçı", "soykırımcı", "kara bir leke"... görülüyor. Kurucuları, eskimiş bir haritanın kenarına kara kalemle iliştirilmiş notlar gibi; unutulmaya mahkûm; biriktirilmiş, içselleştirilmiş öfkelerin objesi olarak hatırlanıyor. Gayri resmi, ve fakat tarihçi olmayan tarihçilerin, ikinci Cumhuriyet tartışmalarına giden süreçte, Çepniler Karadeniz havzası ahalisi, Karadeniz’in öte yüzü; Tahtacılar, İranî söylencenin halkası, Hâce Bektaş da Vefai, devletin gölgesinde boy vermiş Nazenin Bektaşiler, birer "Türk-İslâmcı" olarak yeni bir dosyaya kaydediliyor. Babailer mi? Onlar, yok hükmünde, silinmiş mürekkep gibi. Beyefendinin kara kaplı defterinden düşmüş eski bir isim:

25 Ağustos 2025 Pazartesi

İsmail Engin : Medusa’nın Saçı [Video]



İsmail Engin : Medusa’nın Saçı, 2'24'' [24.08.2025]


- Gananath Obeyesekere'den hafızaya dair antropoloji - Güneydoğu Sri Lanka’da, tütsü dumanlarıyla sarılmış kutsal topraklarda, Kataragama’da — tanrıların ayak sesini duyar gibi olur insan. Hindu-Budist adanmışlar sınıfının ruhani hac merkezi olan bu yerde, rahipler ve rahibeler tanrılara bağlılıklarını bedenleriyle ifade eder: diller delinir, çengeller kullanılır, ateşte yürünür, transa girilir. Keçeleşmiş saçlar, bu adanmışlığın dışa vurumudur. Karmaşık, düğümlü ve çözülmesi zor; görünmeyen bir dünyanın sembolü. Ama burada saç, sadece bir işaret değil — belki bir ağıt, belki de tanrıyla kurulan sessiz bir antlaşmadır. İnanç, ibadetten öte, acıyla bedenin üzerine yazılır. Medusa’nın saçı gibi, bu deneyim de bakışını çevirdiği her şeyi taşa çevirir. Fakat buradaki taş, ölüm değil; hafızadır — kültürün bireyden sızan yankısıdır. Özelin kamusala dönüştüğü o ince çizgidir: - Gananath Obeyesekere : Medusa's Hair - An Essay on Personal Symbols and Religions Experience. University of Chicago Press, 1981, 232 p. -

23 Ağustos 2025 Cumartesi

İsmail Engin : Alamancı - Arafta Yaşayanların Hikâyesine Giriş [Video]


İsmail Engin : Alamancı - Arafta Yaşayanların Hikâyesine Giriş, 2'50'' [20.08.2025]


"Alamancı", "aradalık" hâli... Kavram, hem Türkiye’de hem Almanya’da dışlanan, ötekileştirilen, kimlik bunalımı yaşayan bir insan tipini tanımlar hâle geldi.
"Alamancı", aidiyet krizinin canlı temsili.. İki dilli ama aynı zamanda iki dilsizdir. Türkçesi kırma, Almancası kırık. Doktora derdini anlatamaz, bürokrasiyle baş edemez. Kendi ülkesinde küçümsenir; yaşadığı ülkede "yabancı"dır. Sınıfsal bir tanım onu yakalayamaz. Sınıf bilincinden yoksundur, çünkü hiçbir sınıf ona ait olmayı hissettirmez. "Alamancı" olmak, sadece başka bir ülkede yaşamak değildir. Bir kimlik bölünmesi, dil yitimi, aidiyet sarsıntısıdır. Bedenin bir yerde, ruhun başka yerde yaşamasıdır. Ve bu parçalanmışlık içinde, sadece çalışmaz; aynı zamanda bekleyen, içinden kendini – geçmişini özleyen ve geçmişte yaşayan insandır:

İsmail Engin : Ticari Alevilik - Alevilik Ticareti : Kurumsallaşan Sponsorlar - Yol bir inanç mı? Pazarlanan bir marka mı? [Video]


İsmail Engin : Ticari Alevilik - Alevilik Ticareti : Kurumsallaşan Sponsorlar - Yol bir inanç mı? Pazarlanan bir marka mı? 2'56'' [18.08.2025]

https://youtube.com/shorts/kSv-hM1C5tQ

Alevilik artık birçok mecrada bir inanç değil, bir tema, bir obje, bir sektör, bir “konsept” olarak sunuluyor. Cemevlerinde düzenlenen etkinlikler, sponsorlu afişlerin gölgesinde yapılıyor ve kurumsal logolar, lokmadan çok reklam değeri taşıyor. Niyazın, deyişin, semahın arasında yalnızca “can”lar değil; markalar, ajanslar ve şirketler sponsor olarak dolaşıyor. Aleviliğe ait birçok kavram ve isim uzun süredir ticari işletmelere ad oluyor: Piro, Kırklar, Pir Sultan Abdal, Cem, Semah, Kerbela, Ehl-i Beyt, Düzgün Baba, Erenler, Canlar... gibi. Tek tek masum görünse de, bütün olarak kutsalın metalaştırıldığı, kimliğin içerikten çok "imaj" olarak kullanıldığı bir tablo ortaya çıkıyor. Yol, maneviyat rehberi olmaktan çıkarak marka haline geliyor. İkrar yerine "imaj", meydan yerine "medya" öne çıkıyor:

21 Ağustos 2025 Perşembe

İsmail Engin : Mabetten Mitinge – Mitingten Protokole : Reklam Panosunda Kutsal Olanın Siyaseti [Video]



İsmail Engin : Mabetten Mitinge – Mitingten Protokole : Reklam Panosunda Kutsal Olanın Siyaseti, 2'56'' [17.08.2025]


Bir yanda hilal, bir yanda ocak ve dergah… Bir yanda tekbir, bir yanda gülbang. İki dünya, tek kürsüde sıkışıyor. Anlamlar birbirine karışıyor. Bir diğerinin, laiklik adına, mebusunun reklam panosu gibi kendi adını mühürleyerek açtığı kapıdan yine bir inanç sızıyor. Şemsiyeyi açıp, o da bizim bu da bizim diyen diyene mesih gibi sahiplenen beyanatta. Cami önleri, dergâh eşikleri, şimdi yüksek sesin yuvalandığı mekânı. Tekbirle miting birleşiyor, gülbangla propaganda. Afişlerde yazılıyor, kürsülerde yankılanıyor, meydanlarda bayrak gibi sallanıyor. İnanç, kutsal kalamıyor; pusulada oy sayısına karışıyor. Dernekler, vakıflar; deistler, dede olmuş tekkede posta oturan "dindar ateistler", yoldaşlar… İnanç adına vaaz veriyor, koltuk peşinde inancın siyasetini yapıyor. Siyaset, inancı yeniden şekillendiriyor. İnanç, siyaseti kutsal gösteriyor. Ve insan ikisinin arasında eziliyor. Söz bitmiş değil; sadece sesi kaybolmuş. Lakin, inanç, artık meydanlarda, kürsülerde, her sözde, her yapıda, siyasette; siyaset de mabedin bizatihi içinde :

18 Ağustos 2025 Pazartesi

İsmail Engin : Devletin Alevisi - Sistemin Alevisi? [Video]



İsmail Engin : Devletin Alevisi - Sistemin Alevisi?, 2'56'' [16.08.2025]

https://youtube.com/shorts/xiC2yfPQn04

Tarihsel hafızada “devlet Aleviliği” diye tanımlanan model, ruhaniyeti kamusal itaate indirgiyor. O modelde inanç, denetlenebilir bir protokol; ritüel, sadece takvimsel bir görünürlük. Buna itiraz, elbette meşru. Ve lakin, sembolik itiraz olarak değer taşırken; söylemin içeriği ile bağlamı arasında ciddi bir gerilime işaret ediyor. Zira, bir belediye kürsüsünden, devletin mikrofonundan, devletin binasında yankılanıyor. Sormalıyız: Belediye nedir? bir halk evi mi? Yerel yönetim mi sadece? Hayır! Belediye, devletin yerel aynası, devlet aygıtının mahalli uzantısı. Ve o itiraz, devletin bir başka formuna sığınarak yapıldığında, direniş değil, Dönüşümün bizatihi maskesi:

17 Ağustos 2025 Pazar

İsmail Engin : Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri'nde Sessizliğin Yankısı [Video]



İsmail Engin : "Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri'nde Sessizliğin Yankısı", 2'57'' [15.08.2025]

https://youtube.com/shorts/HBxTCpq2t4o

Bir isim, bir tören, bir ödül… Bunlar semboldür. ama sembollerin ne zaman konuştuğunu bilmek gerekir. Alevilik, bir kelimede değil; bir yolculukta saklı. Yol, Erenlerindir!

Ancak, “Yol” hâlâ bizim mi, yoksa birilerinin projelendirdiği bir güzergâh mı?

Hacı'dan Hace'ye, Hace'den "Hacı" Bektaş Veli adına, ödül törenine..

Tören, programıyla bir fikrin evrimi mi, yoksa bir görüşün çözülüşü mü?

Yahut tam tersine bir başka açıdan da "pirincin içindeki beyaz taşlar" metaforunun, etkinlik programındaki isimlerle çökmesi mi?

Kim nerede duruyor, neyi savunuyor puslu havada belirsiz:

14 Ağustos 2025 Perşembe

İsmail Engin : Aleviler ve Bektaşiler Dergahlarını İstiyor [Video]



İsmail Engin : Aleviler ve Bektaşiler Dergahlarını İstiyor, 1'43'' [18.08.2024]


Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri kapsamında Hacıbektaş'ta Alevi örgütleri "Bir yürüyüş eyliyoruz! Dergahlarımız bizimdir, elinizi çekin!" motosuyla yürüyüş yapıyorlar. Yürüyüş açıklamasında şu ibareler bulunuyor:
"Dergahlarımız bizimdir! Elinizi çekin! Yüzyıllardır hakikat yolunda ışığımızı yakan dergahlarımız, inancımızın kalbidir. Devletin el koyma ve asimilasyon politikalarına karşı, Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda bir kez daha haykırıyoruz. Biz buradayız, dergahlarımızı sahipsiz bırakmayacağız!
16 Ağustos 2025 Saat 09:00
Hacıbektaş Devlet Hastanesi Önü"
Evet, dergahlarımızı istiyoruz, ama kime verilecek ? : ayrıca bakınız: https://youtu.be/NDKxnTMILyw