[İsmail Engin] Aleviliği günümüzde genel geçer şekilde “rızalık yolu” olarak tanımlamak kadar, rızalığın yerini bütünüyle “tüzük yolu”nun aldığını söylemek yüzeysel bir bakıştır. Antropolojik açıdan soru, rızalık ile tüzüğün birbirinin basit karşıtı olup olmadığının dışında; “Alevi olarak adlandırılan ilişkilerin hangi inanç odaklı toplumsal, hukukî ve kurumsal biçimler içinde yeniden üretildiğidir.”
O nedenle, konuya, “Alevilikte eskiden rızalık vardı,
şimdi tüzük var” biçiminde doğrusal bir kayıp anlatısının dışında, “bir ilişki
biçiminin başka bir ilişki biçimiyle nasıl eklemlendiği ve dönüştüğü” üzerinden
bakmak, gerekmektedir.
Alevi erkânında “rızalık” hem bir ahlâkî ilke hem de insanların
birbirleriyle, yol ile, cemaat ile ve erkân ile kurdukları ilişkinin örgütlenme
biçimlerinden biridir. Dâr, kişinin, yolun ve cemaatin huzurunda kendi
sorumluluğuyla yüzleşmesini; görgü, yol içindeki ilişkilerin, sorumlulukların
ve karşılıklı rızanın cem bağlamında yeniden değerlendirilmesini mümkün kılan
pratikleri ifade etmektedir.
Dâr ve görgünün temel işlevi, bir kural ihlâlini tespit
etmek; ihlâl karşısında bir “ceza” üretmekten çok, bozulan ilişkinin görünür
kılınması, tarafların yüzleşmesi, rızanın aranması ve mümkün olduğunda
toplumsal ilişkinin yeniden kurulmasıdır.
Tam da burada modern dernekleşme biçimleriyle önemli bir
karşılaşma ortaya çıkmaktadır :
Günümüzde Alevi kurumları, modern hukuk düzeninin
tanıdığı dernek biçimi içinde örgütlenmektedir. Ve, bu örgütlenme biçimi;
üyelik, temsil, seçim, organlar, görev tanımları, genel kurul, yönetim kurulu,
denetim ve disiplin gibi kategoriler üretmektedir. Böylece, daha önce farklı
bir ilişki mantığı içinde anlam kazanan bazı roller ve kavramlar, yeni bir
kurumsal dil içerisinde “yeniden tanımlanmaya” başlamaktadır.