Onun “yeni kutsallar”ı artık “lider”lerdir. Bununla birlikte “yeni yazılı kültür” oluşturuluyor... Sözel olarak da görsel medyaya – görüntülü servis ediliyor... “Ötekileştirme” ve “düşman imajları” devreye sokuluyor. Medya aracılığıyla düzenli işleniyor, pekiştiriliyor. Saflar sıklaştırılıyor... Eski tabular yıkılıyor; yeni tabular inşa ediliyor. “İdeoloji”den “din”e, “lider”den yeni “tebliğci”lere evriliyor. Burada “vahiy” “ideolojik söylem”dir. Her din, kendi peygamberiyle hayat buluyor:
Antropoloji, Alevi Arşivi, Almancılar, göçmenlik ve kültüre dair... | twitter: @kanalkultur | instagram: ismailenginhd | facebook: kanalkultur | youtube.com/sanalkultur
Bu Blogda Ara
26 Aralık 2018 Çarşamba
23 Aralık 2018 Pazar
Maraş’94
Hamza Karaoğlan, araştırmasında 1990 yılı Genel Nüfus Sayımı İstatistik Verileri’ni “esas” alıyor: “İlgili makam ve merciilerle diyalog kurarak ve şahsen görüşmeler yaparak rakamların sağlıklı kullanılmasını temin ettik” (s. III) diyor. Çalışması esnasındaki “değerli katkıları” için Vali’ye ve ilçe kaymakamlarına teşekkür ediyor.
17 Aralık 2018 Pazartesi
Türkiye’de Antropoloji Bozkurt Güvenç’le Başlamadı...
Bozkurt Güvenç’in aramızdan ayrılması vesilesiyle Türkiye’de yeniden konuşulan bir bilim oldu antropoloji. Baştan belirteyim, Bozkurt Hoca, benim doktora danışmanımdı. 1989 – 1993 yılları arasında bu nedenle düzenli görüşlerine, önerilerine başvurduğum bilgi kaynağımdı. Doktoramın sonrasında Almanya’ya geldiğinde de zaman buldukça görüşüyorduk. Prof. Dr. Bozkurt Güvenç, bir entellektüeldi. Antropolojiye sonradan yönelmişti. “Uzlaşmacı”ydı, “uzlaştırmacı”ydı. Bu “ekol”ün temsilcisiydi:
13 Aralık 2018 Perşembe
Alevi İslam Kavramı
2017’de HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan “Alevi
Toplumunun Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu”nu açıklıyor. “Alevi Toplumunun İnanç ve Öğretilerinden
Dolayı Karşılaştıkları Sorunlar, Eşit Yurttaşlık Talepleri ve Çözüm Önerileri”
başlıklı rapor toplam 28 sayfa. Raporda Alevilik, bir “inanç” ve “ideoloji”
olarak tanımlanıyor, “Alevi inançlı yurttaşlara” atıf yapılıyor:
12 Aralık 2018 Çarşamba
Bozkurt Güvenç [1926 – 2018]
Bozkurt Güvenç, Hacettepe Üniversitesi’nin kuruluşunda görevler aldı. 1965’te doktorasını Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladı. Temel Bilimler Yüksek Okulu’nu, Nüfus Etütleri Enstitüsü’nü ve Sosyal Antropoloji Bölümü’nü kurdu. 1969’da doçent, 1977’de profesör, 1993’te emekli oldu. 1972 – 76’da Türk Sosyal Bilimler Derneği Başkanlığı; 1974’te Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı görevlerini üstlendi. 1979 – 81’de Tokyo Üniversitesi Asya Afrika Araştırmaları Enstitüsü’nde “Konuk Araştırma Profesörü”ydü. 1985 – 86’da Wilson Center Burslusu olarak Smithsonian Enstitüsü (Washington D.C. ABD)’de araştırmalar yaptı:
8 Aralık 2018 Cumartesi
Godot’yu Beklerken...
O mentalite farklıdır. Fırtınadan önceki sessizliktir. Tecrübeli ve hazırlıklıdır. Öncü; kadınlar, sonra çocuklardır. Giriverirler içeriye. “İbadet” başlar, sürer belki günlerce. Nihayetinde gömlekler değişir “açlık grevi” yazar önünde. O yeniden dirilir, sen kalırsın bir başına öylece. Uzadıkça uzar, “ölüm orucu”na yatar. Kamuoyu meraklanır, oluş(turul)ur. Kameralar düzenli oradadır. Amatör gazeteciler her anı sosyal medyaya içeriden servis eder:
4 Aralık 2018 Salı
Dede – Talip
Talip dini yapının ve sistemin bir parçası olarak “açıklamaya” müdahale edip onu değiştirebilir. Neticede bunu yapıyor da... [Derneklerde olan bu.] Ancak, bunun “Dede” tarafından da kabul görmesi gerekiyor [veya tam tersi, “Dede”nin açıklamasının “talip” tarafından kabul görmesi gerekiyor]. [Derneklerde pek olmayan da bu.] Dini sistem ancak böyle işler... [“Yol”da Uzlaşın!]
3 Aralık 2018 Pazartesi
Militanlaşmaktan Militaristleşmeye... Sanal Ordular ve Aleviler
1 Aralık 2018 Cumartesi
Arşiv yahut Belleğin Direnci: Hiçbir Şey Unutulmayacak!
[İsmail Engin] Salvador Felipe Jacinto Dalí i Domènech’in kısa adıyla Salvador Dalí’nin [1904–1989] Türkçe “Belleğin Azmi” şeklinde bilinen “The Persistence of Memory” | “La persistencia de la memoria” adını verdiği tuval üzerine yağlıboya (24,1 cm. x 33 cm.) tablosu, New York’taki “Museum of Modern Art (MoMA)” koleksiyonlarında sergileniyor.
MoMA koleksiyonundan bir seçki, “Das MoMA in Berlin” adıyla 20 Şubat - 19 Eylül 2004 tarihleri arasında Berlin’de “Neue Nationalgalerie”de sanatseverlerin ilgisine sunulmuş; sergiyi geçen sürede 1,2 milyon ziyaretçi gezmişti.
Seçkide Max Beckmann, Georges Braque, Constantin Brâncuși, Marc Chagall, Paul Cézanne, Marcel Duchamp, Max Ernst, Wassily Kandinsky, Paul Klee, Roy Lichtenstein, Henri Matisse, Joan Miró, Pablo Picasso, Jackson Pollock, Gerhard Richter, Auguste Rodin, Andy Warhol... gibi ressamların tabloları vardı.
Kataloğu da ayrıca “Das MoMA in Berlin. Meisterwerke aus dem Museum of Modern Art, New York” [John Elderfield (Hrsg.): Hatje Cantz, Ostfildern-Ruit, 2004] adıyla yayınlanmıştı. Eserin kapak resmi, Henri Matisse [1869–1954] tarafından 1909’da yapılan “La danse I” (first version) idi.
Sergiyi görebilmek için şubatın son haftasında ve karlı ayazında gece yarısı 24’te yaklaşık 1 km.lik bir kuyrukta dışarıda bekledikten sonra, sabah 8’de galeriye girebilmiştik.
Sergilenen eserler arasında, Dalí’nin adı geçen tablosunun dışında, 1929’da ürettiği “Illumined Pleasures | Les plaisirs illuminés” adını verdiği tablosu da bulunuyordu.
MoMA seçkisini gezdiğimizde, uzunca bir süre "bellek"te neler niçin kalır, niçin kaybolur geçip giden zamanda diye düşünmüştük:
“Belleğimizde kalan şeyler biriktirdiğimiz ‘anılar’ mıydı sadece?” veya o şekilde mi nitelenmeliydi?
Ya küllenmeyen anıların tortusu “kolektif bellek”? “Kolektif belleği” oluşturan ve aktaran, yeniden üretip, “döneme uyduran” şey neydi?
Kolektif belleğin sözel, yazılı ve görüntülü kaynakları mevcut, beslendiği; ancak, “sözel kaynaklar değiş(tiril)iyor, başkalaşıyor – başkalaştırıl mıyormuydu?” aynı zamanda ve zamanla... Yazılı kaynakları ve görüntülü kaynakları sosyal panoramasını veriyor, oysa o anın...
Ve biriktirdiğimiz anıların belgelerini sakladığımız (kamusal alanı içeren, bireysel – sosyal ya da tüzel kişiliğe ait), istiflediğimiz “arşiv” ile (kolektif veya bireysel) “bellek” arasında nasıl bir ilinti – aidiyet vardı?
Bellek mi arşivi / belgeliği oluşturuyor, yoksa arşiv mi belleği?
İşte, o zaman söz vermiştik ve “hiçbir şey unutulmayacak” diye.. Sözel, yazılı ve görüntülü kaynaklarıyla “Arşiv”e yönelmiştik böylece... (Kolektif) belleğin sözel nasıl değişti(rildi)ği – bazan “çarpıtıldığı”, “uydurulduğu”, dumura uğratıldığı; yazılı nasıl kaydedildiği ve görsel neyi içerdiğiyle – muhafaza edildiğiyle ilgilenmeye başlamıştık, o andan itibaren...
Emin olun, hiçbir şey unutulmayacak...
MoMA koleksiyonundan bir seçki, “Das MoMA in Berlin” adıyla 20 Şubat - 19 Eylül 2004 tarihleri arasında Berlin’de “Neue Nationalgalerie”de sanatseverlerin ilgisine sunulmuş; sergiyi geçen sürede 1,2 milyon ziyaretçi gezmişti.
Seçkide Max Beckmann, Georges Braque, Constantin Brâncuși, Marc Chagall, Paul Cézanne, Marcel Duchamp, Max Ernst, Wassily Kandinsky, Paul Klee, Roy Lichtenstein, Henri Matisse, Joan Miró, Pablo Picasso, Jackson Pollock, Gerhard Richter, Auguste Rodin, Andy Warhol... gibi ressamların tabloları vardı.
Kataloğu da ayrıca “Das MoMA in Berlin. Meisterwerke aus dem Museum of Modern Art, New York” [John Elderfield (Hrsg.): Hatje Cantz, Ostfildern-Ruit, 2004] adıyla yayınlanmıştı. Eserin kapak resmi, Henri Matisse [1869–1954] tarafından 1909’da yapılan “La danse I” (first version) idi.
Sergiyi görebilmek için şubatın son haftasında ve karlı ayazında gece yarısı 24’te yaklaşık 1 km.lik bir kuyrukta dışarıda bekledikten sonra, sabah 8’de galeriye girebilmiştik.
Sergilenen eserler arasında, Dalí’nin adı geçen tablosunun dışında, 1929’da ürettiği “Illumined Pleasures | Les plaisirs illuminés” adını verdiği tablosu da bulunuyordu.
MoMA seçkisini gezdiğimizde, uzunca bir süre "bellek"te neler niçin kalır, niçin kaybolur geçip giden zamanda diye düşünmüştük:
“Belleğimizde kalan şeyler biriktirdiğimiz ‘anılar’ mıydı sadece?” veya o şekilde mi nitelenmeliydi?
Ya küllenmeyen anıların tortusu “kolektif bellek”? “Kolektif belleği” oluşturan ve aktaran, yeniden üretip, “döneme uyduran” şey neydi?
Kolektif belleğin sözel, yazılı ve görüntülü kaynakları mevcut, beslendiği; ancak, “sözel kaynaklar değiş(tiril)iyor, başkalaşıyor – başkalaştırıl mıyormuydu?” aynı zamanda ve zamanla... Yazılı kaynakları ve görüntülü kaynakları sosyal panoramasını veriyor, oysa o anın...
Ve biriktirdiğimiz anıların belgelerini sakladığımız (kamusal alanı içeren, bireysel – sosyal ya da tüzel kişiliğe ait), istiflediğimiz “arşiv” ile (kolektif veya bireysel) “bellek” arasında nasıl bir ilinti – aidiyet vardı?
Bellek mi arşivi / belgeliği oluşturuyor, yoksa arşiv mi belleği?
İşte, o zaman söz vermiştik ve “hiçbir şey unutulmayacak” diye.. Sözel, yazılı ve görüntülü kaynaklarıyla “Arşiv”e yönelmiştik böylece... (Kolektif) belleğin sözel nasıl değişti(rildi)ği – bazan “çarpıtıldığı”, “uydurulduğu”, dumura uğratıldığı; yazılı nasıl kaydedildiği ve görsel neyi içerdiğiyle – muhafaza edildiğiyle ilgilenmeye başlamıştık, o andan itibaren...
Emin olun, hiçbir şey unutulmayacak...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)








