[İsmail Engin] “İnanç odaklı kültürel çözümleme”; bir topluluğu, inanç dünyasında kutsal kabul edilen şahsiyetler, dinî kavramlar veya inanç esasları, ritüeller, sözlü anlatılar, simgeler, toplumsal ilişkiler, ahlâkî değerler ve kolektif bellek arasındaki bağlantılar üzerinden inceleyen disiplinlerarası bir “yaklaşım”dır. Adı geçen yaklaşımda inanç; toplumsal yaşamdan bağımsız ve değişmez düşünceler bütünü olmaktan öte, tarihsel deneyimler ve kültürel aktarım süreçleri içerisinde anlam kazanan “toplumsal olgu” olarak değerlendirilmektedir.
Alevi antropolojisi, bu çözümlemenin temel kuramsal ve
yorumlayıcı çerçevesini oluşturmaktadır.
Ki, Alevi topluluklarının inanç dünyasını anlamak için
inanç kavramlarının yanı sıra ocak yapıları, dedelik kurumu, yol erkânı, cem
ritüeli, ikrar, rızalık, musahiplik, sözlü aktarım ve “inanç odaklı toplumsal
aidiyet” gibi alanların da birlikte incelenmesi gerekmektedir. Bu unsurlar,
birbirinden bağımsız kültürel öğelerden ziyade, belirli tarihî ve yerel
bağlamlarda birbirleriyle ilişki kuran “inanç odaklı yapı”lar, olarak ele
alınmaktadır.
Ve, Alevi antropolojisinin temel sorusu; Aleviliğin nasıl
yaşandığı, hangi toplumsal ilişkiler içerisinde aktarıldığı, ritüeller
aracılığıyla nasıl deneyimlendiği, tarihsel değişim karşısında nasıl yeniden
yorumlandığıdır. O nedenle, inanç; ritüel, toplumsal örgütlenme, kimlik, sözlü
gelenek ve kolektif bellek birbirinden kopuk araştırma alanları olarak görülmemekte,
karşılıklı etkileşim içerisindeki “kültürel süreçler” şeklinde incelenmektedir.
Nefesler, deyişler, düvazimamlar, mersiyeler, menkıbeler
ve sözlü tarih anlatıları, bu inceleme açısından önemli kaynaklardır. Şah
Hatayi ve Pir Sultan Abdal gibi ozanlara “atfedilen” eserler, Alevi-Bektaşiliğe
özgü inanç dilini, simgesel anlatımını ve inanç odaklı kültürel bellek
unsurlarını incelemeye imkân tanımaktadır. Ve lâkin, eserlerin tarihî aidiyeti,
metin varyantları, aktarım koşulları kaynak eleştirisiyle de değerlendirilmektedir.
Söz konusu eserler, doğrudan ve değişmez bir inanç
sisteminin belgeleri olmanın dışındadır; inanç anlamlarının belirli tarihî
koşullarda ifade edildiği, aktarıldığı, yeniden yorumlandığı, inanç odaklı “kültürel
metinler”dir. Bir nefeste kullanılan kavram, hem şiirsel anlatımın hem de
belirli bir inanç dilinin parçası olabilir. Lâkin, bu iki işlevin ilişkisi;
metnin bütünü, tarihî bağlamı incelenmeden kesinleştirilememektedir.
“Doğal Dil İşleme [Natural Language Processing - NLP]”, “tokenleştirme”,
“metin madenciliği” ve “ağ analizi” gibi hesaplamalı “yöntem”ler, bu
kaynakların sistematik biçimde incelenmesine yardımcı olmaktadır. Bu tür
yöntemlerin amacı, Alevi inanç dünyasını sayısal göstergelere indirgemek şeklinde
ortaya konulmamaktadır; zira, amaç, metinlerdeki dil örüntülerini belirleyerek
antropolojik soruların daha ayrıntılı, karşılaştırmalı biçimde incelenmesini
sağlamaktır.
“Hesaplamalı yöntemler”, metin verisindeki örüntüleri ortaya çıkarmakta; Alevi antropolojisi, bu örüntülerin toplumsal, tarihsel, ritüel ve inançsal anlamlarını değerlendirmektedir. Ve, sayısal bulgu ile kültürel yorum birbirini destekleyebilmekte; birbirinin yerine geçememektedir.
* * *
“İnanç odaklı kültürel çözümleme”nin temel sorusu; bir
inanç kavramının metinde bulunup bulunmadığından daha kapsamlıdır ve söz konusu
kavramın hangi toplumsal ilişkiler içerisinde anlam kazandığı, hangi ritüel
pratiklerle bağlantılı olduğu, kültürel aktarım sürecinde nasıl yorumlandığıyla
ilintilidir.
Cem, semah, ikrar, rızalık, musahiplik, görgü, lokma,
ocak, dede, yol ve erkân ... gibi kavramlar, Alevi antropolojisinin farklı
inceleme alanlarını birbirine bağlayabilmekle birlikte onların anlamı,
kullanıldığı topluluk, yöre, gelenek ve bağlama göre farklılaşabilmektedir. O
nedenle, hiçbir kavramın bütün Alevi topluluklarında aynı biçimde tanımlandığı
veya uygulandığı varsayılmamaktadır.
Örneğin, ikrarın metinde kullanımı ile onun toplumsal ve
ritüel işlevi, aynı inceleme düzeyi ile açıklanamaktadır. İlkinde kelimenin
hangi metinlerde geçtiği belirlenebilmekte; ikincisinde kavramın ilgili inançtaki
anlamı, uygulaması ve toplumsal karşılığı araştırılmaktadır. Benzer biçimde,
ocak kavramı, belirli bağlamlarda inanç aidiyeti, kutsal soy anlatıları, hizmet
ilişkileri ve ritüel otoriteyle bağlantılı bir kurumsal yapıyı ifade edebilmektedir.
Ve buradan hareketle, Alevi antropolojisi, metni içeren
veriyi toplumsal gerçekliğin doğrudan ve eksiksiz bir yansıması olarak kabul
etmemektedir. Bir kavramın metinde bulunması, onun gündelik yaşamda ne ölçüde
uygulandığını; bir ritüelin anlatılması, bütün topluluklarda aynı biçimde
gerçekleştirildiğini; bir inanç ifadesinin tekrarlanması, herkes tarafından
aynı şekilde yorumlandığını tek başına “göstermemekte”dir.
Alevi antropolojisi, bu bağlamda; “inançla ilgili düzey”,
“ritüel ve toplumla ilgili düzey” ile “tarihî ve kültürle ilintili düzeyleri,
birlikte değerlendirmektedir. Buna göre; “inançla ilgili düzey”; kutsal kabul
edilen şahsiyetler, inanç kavramları, anlatılar ve simgesel anlamlardır. “Ritüel
ve toplumla ilgili düzey”; cem, ikrar, rızalık, musahiplik, hizmetler ve
topluluk içindeki ilişkileri içermektedir. “Tarihî ve kültürle ilintili düzey”
de ocak yapıları, sözlü aktarım, göç, değişim, yerel gelenekler ve kolektif
bellekten ibarettir.
Sözü edilen düzeyler arasındaki ilişki, Alevi inanç
dünyasının hem sürekliliklerini hem de farklılaşmalarını incelemeyi, mümkün kılmaktadır.
Antropolojik çözümlemenin buradaki amacı, farklı inançları ve bunlarla ilgili
gelenekleri - pratikleri tek kalıba yerleştirmek değil; ortaklıkların ve
farklılıkların hangi tarihî, toplumsal ve kültürel koşullarda ortaya çıktığını
açıklamaktır.
İnanç odaklı kültürel çözümlemenin antropolojik
derinliği, farklı metinleri benzer kelimeleri içerdikleri için biraraya
getirmemesiyle güçlenmektedir; ve bu meyanda, metin türleri, kaynaklar, tarihî
dönemler ve yerel gelenekler - pratikler arasındaki farklılıklar da dikkate
alınmaktadır. Örneğin, bir nefeste geçen yol kavramı ile bir sözlü tarih
anlatısında kullanılan aynı kelimenin işlevleri farklı olabilmektedir. İlkinde
şiirsel veya simgesel anlatımın parçası olan kelime, diğerinde toplumsal
aidiyeti veya belirli bir geleneği yahut pratiği ifade edebilmektedir. O
nedenle, türler arası karşılaştırmada, bağlam ve kullanım amacı korunmaktadır.
Keza, Alevi antropolojisi açısından, özellikle inanç
kavramları ile ritüel uygulamalar arasındaki ilişkileri, farklı metin
varyantlarının yöresel geleneklerle ve pratiklerle ilişkisi; nefesler ve
deyişlerdeki simgesel anlatım ile etik değerlerin ilintileri; Kerbelâ ve
benzeri tarihsel anlatıların kolektif bellekteki yeri; kuşaklararası aktarımın
ve toplumsal değişimin inanç diline yansımaları; ocak aidiyeti, toplumsal
örgütlenme ve kültürel aktarım arasındaki bağlantıları de ele almak önem
taşımaktadır.
* * *
“Tokenleştirme” [tokenization], bir metnin bilgisayar
tarafından işlenebilecek birimlere ayrılması işlemidir. Bu birimler; kelimeler,
alt kelimeler, karakterler veya dilbilgisi açısından anlamlı parçalar olabilmektedir.
“Tokenleştirme”, “Doğal Dil İşleme” [NLP] sürecinin temel aşamalarından
biridir; ve ancak, tek başına metnin anlamını açıklamamaktadır.
“İnanç odaklı kültürel çözümleme”de “tokenleştirme”nin
işlevi, Alevi sözlü ve yazılı kültüründeki kavramların belirli kurallara göre
tanımlanmasını, sayılmasını, karşılaştırılmasını ve bağlamlarıyla birlikte
incelenmesini sağlamaktadır.
Şah Hatayi'ye atfedilen dize örneğinde; “ham metin”, “Ezel
bahar olmayınca ǀ kırmızı gül bitmezimiş”te; “kelime düzeyinde tokenleştirme”, “Ezel”,
“bahar”, “olmayınca”, “kırmızı”, “gül”, "bitmezimiş”tir. Bu işlem
sonucunda, altı “kelime birimi” elde edilmektedir. Ve, bilgisayar, bu birimler
üzerinden kelime sıklığını hesaplayıp aynı kelimelerin diğer metinlerdeki
kullanımlarını karşılaştırabilmektedir. Ancak, “gül” kelimesinin bu dizedeki
simgesel veya inançla ilgili anlamı, “tokenleştirme” yoluyla belirlenememektedir.
Bunun için; dize, şiirin bütünü ve ilgili kültürel bağlam birlikte incelenmektedir.
Tokenleştirmenin temel işlevi, anlam üretmek değil, anlam
araştırmasında kullanılabilecek metne ait birimleri tutarlı biçimde
belirlemektir. Tokenleştirme kuralları değiştiğinde kelime sayıları, kavram
sıklıkları ve metinler arasındaki benzerlik ölçümleri de değişebilmektedir. O
nedenle, tokenleştirme; hem yazılımsal bir ön işlem hem de sonuçların
niteliğini doğrudan etkileyen yöntemsel bir “karar”dır.
“Tokenleştirme” ve “metin ön işleme”; birbiriyle ilişkili
olmakla birlikte, farklı işlemleri kapsamaktadır. “Metin ön işleme”, analizden
önce metnin düzenlenmesi, normalleştirilmesi ve araştırmaya uygun hâle
getirilmesidir. Bu aşamada, yazım biçimleri incelenebilir, kodlama hataları
düzeltilebilir ve noktalama işaretleri değerlendirilebilmektedir. Ve bu
bağlamda, “tokenleştirme”, metnin seçilen birimlere ayrılmasıdır. Kelime
düzeyinde tokenleştirmede; kelimeler ayrıştırılırken bir kelime alt kelime
düzeyinde birden fazla parçaya bölünebilmektedir.
Örneğin; ham metinde, “Gelin canlar bir olalım.”; “ön
işleme sonrasında”, “Gelin canlar bir olalım”; “kelime düzeyinde tokenleştirme”de
[“Gelin”, “canlar”, “bir”, “olalım”]dır. Örnekte noktalama işaretinin
kaldırılması “ön işleme”, metnin kelime birimlerine ayrılması “tokenleştirme”dir.
Ve ancak, her metne aynı ön işleme kurallarının uygulanması, doğru değildir.
Şiirlerdeki dize sonları, tekrarlar, hitaplar ve noktalama işaretleri; söylemin
yapısını anlamak açısından önem taşıyabilmektedir. Özellikle sözlü gelenek
ürünlerinde, tekrarların silinmesi, ritmik yapının ve icra özelliklerinin
incelenmesini zorlaştırabilmektedir. O hâlde, özgün metin korunmakta; analiz
için yapılan değişiklikler ayrı ve izlenebilir bir sürümde tutulmaktadır.
“Kelime düzeyinde tokenleştirme”, kelimelerin boşluklar
ve noktalama işaretleri dikkate alınarak ayrılmasına dayanmaktadır. Uygulaması
kolay, temel frekans analizleri için yararlıdır. Ve fakat, Türkçenin eklemeli
yapısı, tarihî yazım farklılıkları, çok sözcüklü inanç ifadeleri nedeniyle, her
araştırma sorusunu tek başına karşılayamamaktadır.
“Alt kelime düzeyinde tokenleştirme”, kelimeleri daha
küçük parçalara ayırmaktır. Bu yaklaşım, daha önce görülmemiş kelime
biçimlerinin modellenmesine yardımcı olsa da ortaya çıkan parçalar, her zaman
anlamlı dilbilgisel birimler sayılmamaktadır.
“Biçimbirim düzeyinde çözümleme”, kelimelerin kök ve ek
yapısını incelemeyi amaçlamaktadır. Örneğin; “rehber” biçimi, uygun bir
çözümleyiciyle kök ve eklerine ayrılarak incelenebilmekle birlikte, otomatik
biçimbilimsel çözümleyiciler tarihî Türkçe, ağız özellikleri veya geleneksel
terimler üzerinde hata yapabilmektedir.
Alevi sözlü kültürüne ilişkin çözümlemelerde tek tokenleştirme
düzeyine bağlı kalmak yerine, araştırma sorusuna göre, farklı katmanları
birlikte kullanmak, daha geçerli sonuçlara ulaşılmasına yol açmaktadır. O
sayede; “kelime düzeyi” metin dağılımı, “biçimbilimsel çözümleme” kök ve ek
ilişkilerini, “çok sözcüklü kavram tanıma” inanç dilindeki yerleşik ifadeleri
incelemeye yardımcı olmaktadır.
* * *
Türkçede kelimeler kök ve eklerin birleşmesiyle farklı
dilbilgisi biçimleri kazanmaktadır. Bu durum, aynı kavramın metin içerisinde
farklı yüzey biçimleriyle görünmesine neden olabilmektedir. Örneğin; “can”, “canımız”,
“canlar”, “canların”, “canlarımızdan”. Bu biçimler, aynı kökle ilişkilidir; ve
fakat, ekleri nedeniyle farklı dilbilgisi özellikleri taşımaktadır.
Araştırmanın amacı, ortak kavramları belirlemekse, kök veya lemma [sözlük birim]
düzeyinde karşılaştırma yararlıdır. Amaç, hitap biçimlerini, çoğul
kullanımlarını veya toplumsal ilişki ifadelerini incelemekse, eklerin korunması
daha uygundur.
Eklerin silinmesi, kelime biçimlerini sadeleştiren teknik
bir işlem olarak açıklanamaktadır; zira, kimi zaman anlamı ve toplumsal
ilişkiyi değiştiren bilgilerin kaybına yol açabilmektedir. Örneğin; birinci
çoğul kişi, iyelik veya yönelme bildiren ekler, anlatıcı ile topluluk
arasındaki ilişkiyi çözümlemek bakımından önem taşıyabilmektedir. Dolayısıyla,
kök bulma ve lemmatizasyon işlemleri, her analizde otomatik olarak uygulanmamaktadır;
ki, burada araştırmanın amacının ve olası bilgi kayıplarının, dikkate alınması,
gereklidir.
Ayrıca; “Ehl-i Beyt”, “On İki İmam”, “yol erkânı” ve “Hakk-Muhammed-Ali”
gibi ifadeler, birden fazla kelimeden oluşmalarına rağmen belirli bağlamlarda
bütünlüklü kavramsal yapılardır. Bu ifadelerin, tek token hâline getirilmesi,
her zaman geçerli olmayabileceği gibi, bunları ayrı kelimeler olarak saymak da
kavramsal ilişkilerin gözden kaçmasına neden olabilmektedir.
Daha uygun yaklaşım, özgün kelime dizisini korurken, çok
sözcüklü kavramları, ikinci bir analiz katmanında işaretlemektir. Bu katmanda,
özgün metindeki kelimeler ve sıraları korunmakta; belirlenen çok sözcüklü
ifadeler, kavram olarak işaretlenmekte; kavramın hangi kurala göre tanımlandığı
kaydedilmekte; farklı yazım biçimleri, kaynakları ve bağlamları dikkate
alınarak, eşleştirilmekte; belirsiz kullanımlar, otomatik olarak kesin bir
kavramsal kategoriye atanmamaktadır. Böylece, dilsel ayrıntılar korunurken,
inanç kavramlarının metinler arasındaki dağılımı da araştırılabilmekte; hem
kelimelerin bağımsız kullanımları incelenebilmekte hem de belirli ifadelerin
bütünlüklü kullanımları karşılaştırılabilmektedir. Diğer bir ifadeyle, kavram
eşleştirmeleri, kaynaklara ve açık kurallara dayanmakta; farklı anlam taşıyan
ifadeler sırf yazılışları benziyor diye aynı kategoriye alınmamaktadır.
* * *
Alevi sözlü kültürüne ait metinler; farklı derlemelerden,
yazmalardan, basılı yayınlardan veya sözlü aktarım kayıtlarından elde edilebilmektedir.
Kaynaklar arasında; yazım, kelime seçimi, dize sıralaması, ifade biçimleri
bakımından, “farklılıklar” bulunabilmektedir. O nedenle, dijital çözümlemede “kaynak
metin”, “normalleştirilmiş metin” ile “analiz metni” olmak üzere, üç ayrı metin
düzeyinin korunması önem taşımaktadır. “Kaynak metin”, belgenin veya yayının
özgün biçimidir. “Normalleştirilmiş metin”, belirlenen yazım ve kodlama
farklılıklarının kontrollü biçimde düzenlendiği sürümdür. “Analiz metni”, tokenleştirme,
kavram eşleştirme ve diğer hesaplamalı işlemler için hazırlanan sürümdür.
Normalleştirme işlemi, farklı yazım biçimlerini
karşılaştırmayı kolaylaştırabilmektedir. Ve fakat, tarihsel kelimeleri günümüz
Türkçesine dönüştürmek, yöresel ifadeleri standartlaştırmak veya anlamı
belirsiz kelimeleri tahmin yoluyla düzeltmek, özgün kültürel bilgiyi
kaybettirebilmektedir.
Metin varyantları, bu nedenle, düzeltilmesi gereken
hatalar olarak görülmemektedir. Bir kelimenin farklı biçimlerde aktarılması,
sözlü geleneğin yerel özellikleri veya aktarım zinciri hakkında bilgi
sağlayabilmektedir. Kaynaklar arasında görülen farklılıklar, otomatik olarak
ortadan kaldırılmamakta; hangi varyantın hangi kaynaktan geldiği ve hangi
işlemlerden geçirildiği belgelenmektedir.
* * *
Tokenleştirme sonrasında metinler, araştırma sorusuna
uygun çeşitli hesaplamalı işlemlerle incelenebilmekle birlikte, her aşama
farklı bir soruyu cevaplamaktadır.
Burada, “ilk aşama”, “kelime ve kavram sıklığı”dır. Hangi
kelimelerin ve tanımlanmış inanç kavramlarının hangi metinlerde ne sıklıkta
geçtiği belirlenmektedir. Bu işlem, metin kümesindeki dağılımları ortaya koymakta;
inanç odaklı kültürel önem hakkında tek başına kesin bir hüküm vermemektedir. “İkinci
aşama”, “bağlam analizi”dir. Burada, kelimelerin geçtiği dize, kıta veya metin
bölümleri incelenmektedir. Böylece, aynı kelimenin farklı bağlamlarda farklı
işlevler üstlenip üstlenmediği araştırılabilmektedir. “Üçüncü aşama”, “biçimbilimsel
ve kavramsal karşılaştırma”dır. Kökler, ekler, yazım varyantları ve çok
sözcüklü kavramlar, araştırmanın amacına göre karşılaştırılmaktadır. “Dördüncü
aşama”, “metinler arası ilişki analizi”dir. Kavramların farklı eserlerdeki
dağılımı ve birlikte kullanım örüntüleri belirlenmektedir. İlişkiler, eserlerin
türü, tarihi ve kaynak özellikleri dikkate alınarak yorumlanmaktadır. “Beşinci
aşama”, “antropolojik değerlendirme”dir. Hesaplamalı bulgular, Alevi inanç
dünyasının tarih ve toplumsal bağlamıyla ilişkilendirilmekte; gerekli
durumlarda yazılı kaynaklar, sözlü tarih ve ritüel gözlemleriyle karşılaştırılmaktadır.
Sözü edilen aşamalar, teknik işlemlerden inanç odaklı kültürel
yoruma doğru ilerleyen bir analiz zinciri oluşturmaktadır. Ve lâkin, zincirin
son aşaması, önceki aşamalardan otomatik olarak türememektedir. Örneğin; bir
kavramın sık kullanılması onun topluluk içindeki merkezî konumunu, iki kavramın
birlikte geçmesi aralarında nedensel ilişki bulunduğunu veya bir metin
grubundaki örüntünün bütün Alevi topluluklarını temsil ettiğini kanıtlamamaktadır.
Bu tür yorumlar, bağımsız tarihî ve antropolojik kanıtlarla desteklendiğinde
anlam taşımaktadır.
* * *
“Kelime sıklığı analizi”, belirli kavramların incelenen
metin kümesindeki dağılımını göstermektedir. Örneğin; “Ali”, “Hakk”, “can”, “yol”,
“ikrar” veya “rızalık” ... kelimelerinin sıklıkları hesaplanabilir. Ve fakat,
bu kelimelerin yüksek sıklıkta görülmesi, tüm Alevi topluluklarında aynı
inançsal öneme sahip olduklarını veya tek anlam taşıdıklarını kanıtlamamaktadır.
Ve buradan hareketle, “sıklık analizi”, “bağlam
incelemesi”yle, desteklenmektedir. Diğer anlatımla, bir kelimenin hangi
kelimelerle birlikte kullanıldığı, hangi tür metinlerde bulunduğu ve metnin
hangi bölümünde yer aldığı incelenmektedir.
Kelimenin metin (belge) içindeki önemini ve ayırt
ediciliğini ölçmek için kullanılan istatistiksel bir ağırlıklandırma yöntemi TF-IDF
[Term Frequency - Inverse Document Frequency] yani “Terim Frekansı” – “Ters
Belge Frekansı”, gibi yöntemler, belirli metinleri diğerlerinden ayıran
kelimeleri belirlemeye yardımcıdır. Ve fakat, bir kelimenin ayırt edici olması,
onun inanç açısından daha önemli olduğu anlamına gelmemektedir. Benzer şekilde,
otomatik anlamsal benzerlik ölçümleri, tarihî ve yerel [yöresel] bağlamları her
zaman doğru yansıtmayabilmektedir.
Karşılaştırmalı çözümlemelerde, metin uzunluğu da dikkate
alınmaktadır. Uzun bir eserde bir kavramın daha fazla geçmesi, kısa bir
eserdeki kullanımından daha önemli olduğu anlamına gelmemektedir. Ham
sıklıkların yanında metin uzunluğuna göre normalize edilmiş değerler, metin
türleri ve kaynakların temsil gücü birlikte değerlendirilmektedir. Ve ayrıca,
bir metin kümesinde belirli bir geleneğe ait eserler, fazla temsil ediliyorsa,
elde edilen genel örüntüler tüm “Alevi geleneği”ne genellenmemektedir.
* * *
“Ağ analizi”, kavramlar, eserler, ozanlar ve kaynaklar
arasındaki ilişkileri, belirli ölçütlere göre “modellemeye” imkân vermektedir.
Kavramlar arası bir ağda; kelimeler “düğüm”, aynı dize
veya kıtada birlikte geçmeleri “bağlantı”dır. Böylece “Ali”, “Hakk”, “yol”, “ikrar”
ve “rızalık” gibi kavramların belirli metinlerdeki birliktelikleri incelenebilmektedir.
Kapsamlı bir modelde ozanlar, eserler, metin varyantları
ve kavramlar, ayrı “düğüm” türleri olarak tanımlanabilmektedir. Bu model,
belirli kavramların hangi eserlerde yer aldığını ve eserlerin hangi ozanlara
atfedildiğini gösterebilmektedir. Ve fakat, kaynakta belirtilen aidiyet ile
tarihte doğrulanmış aidiyet, ayrı alanlarda tutulmalıdır.
Ağ bağlantıları, öncelikle tanımlanmış metin ilişkilerini
göstermektedir. İki kelimenin aynı kıtada bulunması, bunların doğrudan teolojik
bir ilişki içinde olduğunu veya tarihte birbirini etkilediğini, kanıtlamamaktadır.
O nedenle, ağın nasıl kurulduğu açıkça belirtilmektedir. Zira, bağlantıların
aynı dizeye, kıtaya, esere veya daha geniş bir metin penceresine dayanması,
farklı sonuçlar üretmektedir. Bağlantıların ağırlıklandırılması, sık geçen
genel kelimelerin etkisinin azaltılması ve farklı metin türlerinin ayrı
değerlendirilmesi, sonuçların daha güvenilir yorumlanmasına yardımcı olabilmektedir.
Ve, ağ ölçüleri, tanımlanmış veri kümesi içerisindeki ilişkisel konumları
gösteren ölçülerdir.
* * *
Alevi sözlü kültürü, inanç bilgilerinin aktarılmasının
yanı sıra toplulukların geçmişi hatırlama, tarihsel deneyimleri yorumlama ve inanç
odaklı ortak aidiyetlerini ifade etme biçimleriyle de ilişkilidir. Nefesler,
deyişler ve mersiyeler; belirli şahsiyetlerin, olayların ve inanç anlatılarının
kuşaklar arasında aktarılmasına katkıdır.
Ve, kolektif bellek, geçmişin toplumsal ilişkiler
içerisinde hatırlanması ve güncel koşullarda yeniden anlamlandırılması,
sürecidir. Kerbelâ, matem, adalet, bağlılık ve kutsal şahsiyetler gibi temalar,
bu açıdan önemlidir. Lâkin, bir anlatının kolektif bellekteki işlevi, metinde
geçen kelimelerden hareketle açıklanamaktadır.
Alevi antropolojisi açısından, “tokenleştirme” ve “metin
karşılaştırması”, belirli anlatıların, adların ve simgelerin farklı kaynaklarda
nasıl tekrarlandığını gösterirken, tekrarın inanç odaklı kültürel aktarım,
ortak hatırlama veya güncel kimlik oluşturma süreçlerindeki işlevi, önem
taşımaktadır. Ki, aynı anlatının farklı varyantları, ortak bir kökene işaret
etmeyebilmektedir; yerel deneyimlerin ve tarih koşullarının anlatıya nasıl
yansıdığını da gösterebilmektedir. Ve, kolektif bellek, geçmişin korunmasının
dışında, inanç anlamlarının farklı kuşaklar ve toplumsal bağlamlar içerisinde, “yeniden
üretildiği” bir süreç olarak ele alınmaktadır.
* * *
“İnanç odaklı kültürel çözümleme”nin güvenilirliği, hem
metin verilerinin hem de hesaplamalı işlemlerin “denetlenebilir” olmasına
bağlıdır. Ve, bu nedenle, “kaynak metinler”, “normalleştirme kuralları”, “tokenleştirme
yöntemi”, “kavram sözlüğü”, “analiz parametreleri” ve “metin varyantları” açık
biçimde belgelenmektedir. Ve ancak bu sayede, otomatik işlemlerin oluşturduğu
hatalar, örnek metinler üzerinden kontrol edilmektedir; farklı yazım
biçimlerinin yanlış eşleştirilmesi veya çok sözcüklü kavramların hatalı
ayrılması gibi sorunlar, raporlanmaktadır.
Özellikle tarihsel aidiyeti belirsiz metinler,
doğrulanmış eserler, aynı kanıt düzeyinde değerlendirilmemektedir. Bir şiirin
belirli bir ozana atfedilmesi, bu atfın tarihsel olarak kesinleştiği anlamına
gelmemektedir. “Kaynak güvenilirliği”, “metin varyantı”, “tarih bilgisi” ve “atıf
kesinliği” gibi özellikler, “analiz verisi”nde ayrı ayrı tutulmakla, belirsiz
kaynaklardan elde edilen örüntülerin bütün sonuçları belirlemesi, engellenebilmektedir.
Bulgular, “metin doğrulaması”, “ilişkisel doğrulama” ve
“antropolojik değerlendirme” olmak üzere üç ayrı düzeyde ele alınmaktadır.
Burada, “metin doğrulaması”, kelimenin veya ifadenin kaynakta gerçekten bulunup
bulunmadığının kontrol edilmesidir. “İlişkisel doğrulama”, belirlenen kavram
birlikteliklerinin ve metinler arası ilişkilerin özgün bağlamları üzerinden
incelenmesidir. “Antropolojik değerlendirme”, bulguların inanç, ritüel,
toplumsal ilişkiler ve kolektif bellek açısından yorumlanmasıdır. Ve, üç
düzeyin birbirinden ayrılması, sayısal örüntülerin kanıtlanmamış tarihî veya
teolojik iddialara dönüşmesini önleyen temel yöntemsel güvencedir.
* * *
Alevi antropolojisi bağlamında “inanç odaklı kültürel
çözümleme”, Alevi inanç dünyasını metinler, ritüeller, simgeler, toplumsal
ilişkiler ve kolektif bellek arasındaki bağlantılar - ağlar üzerinden inceleyen;
nefesler, deyişler, düvazimamlar, mersiyeler ve sözlü tarih anlatıları,
inançsal anlamların ifade edildiği, aktarıldığı; Alevi düşüncesini anlamayı
sağlayan inanç odaklı kültürel kaynaklar olarak değerlendiren, “bütüncül” bir
yaklaşımdır.
“Tokenleştirme”, bu kaynakların bilgisayar ortamında
işlenebilmesi için metinleri belirli birimlere ayırmaktır. “Metin ön işleme ve
normalleştirme”, kaynak farklılıklarını kontrollü biçimde ele almaktır. “Biçimbilimsel
çözümleme”, dilin [örneğin, Türkçenin eklemeli] yapısını dikkate alarak, kelime
sıklığı ve bağlam analizi kavramlarının kullanımını incelemektir. “Ağ analizi”,
metinler ve kavramlar arasındaki ilişkileri, belirli ölçütler doğrultusunda
modellemektir ve Alevi inanç dünyasında belirli kaynaklarda ortaya çıkan
kavramsal ilişkileri inceleyen bir araçtır.
Geçerli sonuçlara ulaştıran sürecin başarısı, kullanılan
algoritmaların teknik yeterliliğine, metinlerin kaynak güvenilirliğine,
tokenleştirme kurallarının uygunluğuna, kültürel kavramların doğru
tanımlanmasına ve sonuçların antropolojik bağlam içerisinde değerlendirilmesine
bağlıdır. Ve fakat, teknik açıdan doğru bir kelime sayımı, kültürel açıdan
doğru bir yoruma garanti vermemektedir.
“Tokenleştirme”, “inanç odaklı kültürel çözümleme”nin
dilsel ve teknik başlangıç noktası; Alevi antropolojisi, elde edilen bulguların
tarihsel, toplumsal ve kültürel anlamını değerlendiren temel çerçevedir.
Söz konusu her iki alanın birlikte kullanılması, Alevi inanç dünyasının tek ve değişmez bir yapıya indirgenmeden, farklı inanç pratiklerinin ve tarihî deneyimleriyle karşılaştırmalı biçimde incelenmesine katkı sağlamaktadır. Burada ilke, Alevi kültürünü salt metinlerden çıkarılan sayısal örüntülerle açıklamamak; bu örüntüleri inançların yaşandığı toplumsal ilişkiler, ritüel pratikler, sözlü aktarım ve kolektif bellekle birlikte değerlendirmektir. Bu yaklaşımla, tokenleştirme ve doğal dil işleme, antropolojik yorumun yerine geçen araçlar olmaktan çıkmakta; inanç odaklı kültürel çözümlemenin kapsamını genişleten, bulgularını sistematikleştiren, karşılaştırmalı incelemeyi güçlendiren yöntemlere dönüştürmektedir. ǀ @ismailenginhd [24 Ekim 2026]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder